Yumurtanın sarısı, yere düştü yarısı

Milletçe hayvanları nasıl sevdiğimizi anlatırken; yazının kurgusunu başka türlü yapmıştım.. Beynimle elim arasındaki iletişim bozukluğu yüzünden mevzu taaa "kurban kesme etkinliklerine" kadar gitti.

Yazının ortasına geldiğimde iş işten geçmişti..

Üstelik Galatasaray maçının başlamasına 20 dakika kalmış.. Toparlayayım dedim, olmadı.. Elimi koyuverdim gitti.. Öyle bir yazı çıktı..

Fikrime bak, zikrime bak!

***

Bu hayvan mevzuunu kafama bizim Yaşar Gören soktu.. Yaşar, yazı işlerinde birlikte çalıştığımız eski arkadaşlarımdan biri.. O da benim gibi Ankara'dan gelme..

Çok bilgili, kültürlü, mesleki becerisi çok yüksek bir arkadaştır.. Odamda havadan sudan konuşuyorduk.. Evlerinin önünde hergün kendisini bekleyen bir köpeği anlattı bana..

Yaşar, eve gidip de arabayı park ettiğinde bir köpek gelip kapının dibinde duruyor, arka ayakları üzerine oturup, ön ayağını tokalaşmak ister gibi Yaşar'a uzatıyormuş..

Belli ki hevesi geçen sahipleri tarafından sokağa terkedilmiş cins bir köpek..

Bu ilişki giderek gelişince Yaşar eve götürdüğü nevaleden köpeğe "göz hakkı" vermeye başlamış.. Daha da ileri gidip Migros'un plastik köpek sofra takımından bir tane almış.. Yemek artıklarını filan veriyormuş.. Bir de hergün düzenli olarak yediği 12 lop yumurtanın sarılarını köpeğe ikram ediyormuş..

"Günde 12 yumurta sarısı" ikramını duyunca içimden "Eyvah!" çektim.. "Gitti güzelim köpek.." dedim ama Yaşar'a belli etmedim..

Asıl tehlike bu..

Neden "eyvah" çektiğime gelince.. Bu Yaşar kırkından sonra body yapmaya yani vücut sporuna merak saldı.. Her akşam spor salonunda üç dört saat ağır bir tempoda çalışır..

Oradaki ağırlıkları birer ikişer kaldırır indirir.. Kaldırır indirir.. Öyle ki salondaki "ağırlık seti" artık Yaşar'ın temposuna dayanmaz oldu.. Çelik tellere bağlı kolu yakaladığı gibi; seksen, doksan kilo ağırlığı tulumba kolu çeker gibi çekiyor.. O da tatmin etmediğinden evde ne kadar ağırlık demiri varsa salona taşıdı.. Onları da çektiği yüke bindirdi..

Oldu mu sana 100 kiloluk set.. Öyle bir çekiyor ki çekerken de zorlanmayı tarif eden "ııığğğğhhhh" diye bir ses çıkarıyor.. Bu sesi duydukça yüreğimiz ağzımıza geliyor..

Yaşar bir tarafını ha yırttı ha yırtacak, diye.. Hayrettir ki Yaşar'da en küçük bir dikiş atması bile olmadı ama o ağırlık setinin parmağım kalınlığındaki çelik teli, yüküne dayanamayıp iki kez koptu..

***

Yaşar böyle böyle günde 40 ton ağırlık kaldırıyor.. Kaç defa "Bu enerjiyi burada harcama, hergün 40 tonluk bir TIR yükleyip boşaltsan hem para kazanır hem idman yaparsın.." dedim kendisine.. Dinletemedim..

Yaşar benim bildiğim bu tempoda beş altı senedir çalışıyor.. Normalde Arnold Schwarzenegger gibi bir vücuda sahip olması gerekirdi.. Kadere bakın ki vücut bu ağır idmanlara "zam bekleyen memur" gibi sabırla direndi..

Benim tahminime göre dışarıya doğru gelişmesi gereken kaslar içe doğru geliştiğinden vücudun dış görünümü pek değişmedi.. Ağırlık kaldırırken bombe yapan göbek nahiyesindeki ameliyat yerini saymazsak, gürbüz bir erkek görünümü kazandı, o kadar..

Yaşar'ın bu body çalışması gazeteki bazı arkadaşları da gaza getirdi.. Örneğin grubun makina parkından sorumlu Genel Müdür Yardımcıları'ndan İbrahim Üzmez bunların en heveslilerinden biri oldu..

O da başladı düzenli olarak vücut çalışmaya.. Lakin İbrahim'in vücudu pek ele gelir gibi değil.. Yaşar'da güzel bir beslenme olayı var.. İbrahim Bey pek boğazsız olduğundan, soyunduğunda "vitaminsiz tarzan" gibi görünüyor..

En küçük bedenden bir şort giydiği halde belinde durmuyor.. O da münasebetsiz bir görünüp yaratmamak için lastiğini büzüyor.. Altındaki şort belden sıkıldığında, 23 Nisan'da ront oynamaya çıkmış kız çocuklarının eteği gibi kabarıyor..

Çalışma tekniği açısından Yaşar ile aralarında önemli farklar var.. Yaşar üç dört saatlik ağır idmanı aksatmadan yapıyor.. İbrahim ise kızların kullandığı 450 gramlık labutları beş on kere başının üzerinde çevirdikten sonra aynanın önüne gidiyor.. Kolunu şişiriyor.. Pazusundaki gelişmeyi saniye saniye kontrol ediyor..

Yumurtanın sarısı

Ben şahsen Yaşar'ın tekniklerini daha çok beğeniyorum.. Çünkü Yaşar çalışmasını, Almanca kitaplara bakarak uyguladığı "gıda rejimi" ile de destekliyor..

Kitap "günde 12 yumurta akı yiyeceksin" diyor.. Yaşar da yıllardır yumurtaları haşlayıp haşlayıp, beyazını mideye indiriyor..

İstanbul'da tavuk nüfusu, insan nüfusunun gerisinde kaldıysa bunun birinci sebebi Yaşar'ın beselenme programıdır..

Tabii bu programa göre 12 günlük yumurtanın sarıları artıyor.. Bunun çöpe atılması ziyankârlık sayılacağından Yaşar bunun da çaresini buldu.. Binanın bahçesindeki bir bölümde patronun Sivas kangal köpekleri var.. Yumurta sarılarını gidip bunlara yedirmeye başladı..

O canavar gibi hayvanlar yumurta sarılarını yedikçe huy değiştirdiler.. Bakışları yumuşadı, ifadeleri değişti.. Eskiden yanlarına bir yabancı sokulsa diş gösterirlerdi, şimdi resmen Fatih Ürek gibi tebessüm ediyorlar..

Köpeklerdeki bu değişim, binamızın "Kangallardan Sorumlu Müdürlerini" bile telaşlandırdı.. Onca veteriner geldi.. Yumurta olayını bilmediklerinden, hayvanlara ne olduğunu bir türlü anlayamadılar..

İşte Yaşar'ın evden atılmış cins sokak köpeği ile kurduğu dostluğu dinleyince "eyvah" çekmem bundandır..

Hayvan, kaçınılmaz biçimde "sevgi kurbanı" olacak.. Tıpkı sevgiden telef ettiğimiz diğerleri gibi..

898 defa görüntülendi.