Yılın sorusuna cevap veriyorum

Konusuz kaldığım zaman yaşadığım bunalımı çevreme de yansıttığım besbelli.. Benim gerilimim arkadaşlarıma da yansıyor.. Bakışlarım çevremdekilerin üzerinde dolaşıyor..

Bakış dediysem; bir çift gözün, herhangi bir subjeye normal bir ilgi ile baktığını anlamayın.. Tahminime göre hap krizine girmiş bir bağımlının sempatik nazarları söz konusu..

Ben böyle anormal anormal baktıkça, çevremdekiler gözlerini benden kaçırıyor.. Birinin üzerinde iki üç saniye fazla dursam, o kişi içinden "Eyvah! Piyango bize çarptı galiba.." diye geçirip, korunma niyetine aklına gelen ilk duayı okuyor..

***

Bugün aslında Hülya Avşar ile Küçük İbo'nun tahsilinden sorumlu Devlet Bakanımız Işılay Saygın arasındaki müsademeyi konu alacaktım.. O niyetle yazıya başladım..

Söylemesi ayıptır, onbeş yirmi satır yazdık.. Ben hala bu mevzuya girip girmeme konusunda kararsızım.. Aklıma durumu okurlara danışmak geldi.. Mesela bir referandum şık olurdu.. Şöyle yapabilirdim:

Selahattin Duman soruyor: "Hülya Avşar soytarı mı?"

"Soytarı" diyenler 0 900 bilmem kaç numarayı, "Hayır soytarı değildir" diyenler 0 900 bilmem kaç artı bir numarayı arasınlar..

Gelen cevapları toplar, kavli kararım kızı ona göre tayin ederdik.. Lakin saat 17.50 olmuş.. Yazı işleri şimdiden üzerime üç tetikçi yollamış durumda.. İstesem de yaptırmazlar referandumu..

Sunucu meselesi...

Bu hükümetin gözle görünen tek başarısı "Küçük İbo'ya sahneyi yasaklamak" olmuştur.. O da Devlet Bakanımız Işılay Saygın sayesinde..

Işılay Hanım, hormon bozukluğu yüzünden cüce kalmış bir yetişkin olduğundan kuşkulandığım Küçük İbo'yu gazinocuların elinden kurtarıp, tam zamanında İbrahim Tatlıses'e teslim etmiştir..

Küçük İbo'nun bu sayede adam olacağına, İbrahim Tatlıses'in çevresindeki akademik ortamı bir güzel içine sindireceğine artık hiç şüphem yok. Eminim ki burada geçen yılları İbo'yu NASA'da görevli bir atom alimi kadar kusursuz yapacaktır..

Küçük İbo olayının başarısı ile yeni hedeflere yönlenen Işılay Hanım; ikinci hamlesini özel kanalları işgal eden manken kökenli sunucular için yaptı.. Televizyonlara çıkıp "Güzellik ekrana çıkmak için ön şart olmamalı.. Bunlar Türkçemizi bozuyor.. Haberler iyi bir Türkçe ile okunmadığından hububat üretimimiz düşüyor.. Buğdayımız yetmediğinden fezaya gitme yarışında geri kalıyoruz.." dedi..

Ne kadar kökü dışarda sunucu varsa, TV sahipleri tarafından itlaf edilmesini önerdi..

***

Vay sen misin bunu söyleyen? Kökü podyumda olan sunucular bir köpürdüler bir köpürdüler.. Işılay Hanım için "Sen gazeteye yazı yazarken Türkçe katledilmiyor da biz ekranda şakıdığımızda mı katlediliyor.." diye cevaplar verdiler..

Oysa Işılay Hanım bu öneriyi iyi niyetle yapmıştı.. Televizyonda çalıştırılacak sunucular için "TRT ilkeleriyle yetişmiş olmak" modelini önermişti..

Gerçekten TRT modelinin başarısı kimse tarafından tartışılamaz.. TRT kökenli sunucu ve habercilerin bu sektörde ayrı bir yeri vardır.. Mesela Reha Muhtar, TRT'de yetişmiştir..

Vatandaşın sinirini bozma konusundaki tecrübesi TRT'nin tek tabanca olduğu yıllardaki hizmetlerinden kaynaklanmaktadır..

O yüzden "Cesedi bulduğunuzda durumu neydi efendim? Yaşıyor muydu?" diye sorduğunda kimse "Bu nasıl soru?" diye itiraz etmeyi düşünmez..

Hülya Avşar olayı...

Işılay Hanım son hamlesini; Örenbayan yünlerinin TV reklamlarında oynayan Hülya Avşar için yaptı.. Hülya Avşar'ın bu reklam filminde dört ayak üzerine tüneyip, kalçasını bir sağa bir sola sallamasını teknik açıdan kusurlu buldu..

"Bizim kadınlarımız böyle örgü örmez.. Örse de o örgüden hayır gelmez.. Mutlaka bir yerinden ilmek kaçar.." diye ağır bir dille eleştirdi..

Hülya Avşar ise "Ben örgünün nasıl örüleceğini göstermiyorum.. Reklam münasebetiyle kendi sanatımı çalkalıyorum.." karşılığını verdi..

Sıradan vatandaşlarla yüz göz olmaya alışık olmayan Devlet Bakanımız da sinirlenip "Soytarı" sözcüğünü kullandı..

Galiba önce "Soytarı gibi" demiş.. İki üç gün düşündükten sonra vazgeçip, medya leşkerlerine "Basın toplantım var, kamerasını kapan gelsin" haberini yollamış ve "Düzeltiyorum.. Soytarı gibi değil.. Gibisi fazlaydı.." diye konuşmuş..

Bu laf üzerine ne kadar "araştırmacı gazeteci" varsa Hülya Avşar'ın başına birikti.. Ağzından laf almak için bin dereden su getirdiler..

Hülya o sıralarda bir Jean firmasının bayileri için Conrad Otel'de düzenlediği konserde sahneye çıkmıştı..

Uzun bir elbise giymişti.. V yaka şeklindeki göğüs dekoltesini göbeğinin bir karış altından ancak tutturabilmiş, ne var ki kıyafetin alt tarafı da ters duran V harfi şeklinde açılmıştı.. Bu yüzden bacakları mevsim normallerinin üzerinde görünüyordu..

Gazetelerde çıkan bu fotoğraflara bakan Devlet Bakanımız Işılay Saygın, ertesi gün medya leşkerlerine "İşte ispatı.." diye yeni vesikalar gösterdi..

Hülya Avşar bu suçlamalara anında cevap verdi.. "Benim şarkı söylediğim sahne biraz yüksekti.. Ayrıca gazeteciler de nedense hep yerlere yatıp çektiler resmimi.. Sanatımın bu kadar alttan görüntülenmesine ben de karşıyım.. Ancak bu benim sanatçı kişiliğimi tartıştırmaz.." dedi..

Ben şahsen burada Hülya'ya hak veriyorum..

Bir insan sanatçıysa; altı da sanatçıdır üstü de.. Bu tür ayırımlar yapmak bir Devlet Bakanı'na yakışmaz..

Sanatçılarımıza ve onların altına sahip çıkalım..

Onları koruyalım.. Üzerlerine titreyelim.. Turiste güler yüz gösterelim..

692 defa görüntülendi.