Yeni ceketim hayırlı olsun!

Bu aralar namımız başka türlü yürüyor.. Bir iki seçkin davette yemekleri eleştirdik ya.. "Lüks restoran denetimine çıkmış" belediye zabıtası muamelesi gördüğümüzden biz de üstümüze başımıza dikkat etmeye başladık.. Bir ceket tedariklendik..

Aslında seçkin ortamlarda bulunmaya pek meraklı değilimdir.. Neden derseniz, bu türden bir davete icab etmek, durduk yerde bütçemde yaralar açar..

Nitekim Zeynepler'in ev davetinde de böyle oldu..

Sözünü ettiğim Zeynep bizim KADER üyesi komşum, gazeteci Zeynep Göğüş değil.. Gazeteci Zeynep iki gündür ortada yok.. Arka arkaya üç tane yazı yazdı ya! Fikri bitti.. Zihnini şarj etmek üzere tatile çıktı..

Beni davet eden Önay Bilgin'in eşi Zeynep.. Üstelik otoparkta karşılaştığımızda "Davete geliyorsun değil mi? Kaytarmak yok!" diye sözlü uyarıda da bulundu..

***

Amerika'dan kendime uyduruk bir ceket almıştım.. Aslında ceket bile değil.. Kuzeyli askerlerin üniformasından esinlenerek yapılmış bir şey.. Ralph Lauren'in mamulü..

Türkiye'de benzeri bir şey olmadığından, nereye gitsem onu sırtıma geçirip idare ediyordum.. Yadırgayarak bakan oldu mu "Şimdi bu ceketler moda.. Ne olduğuna dair bir fikrin var mı?" diye babalanıyordum..

Hani tehris olduktan sonra beraberinde getirdiği çavuş üniformasını köy yerinde dikişleri atana kadar sırtlarından çıkarmayan tipler vardır ya.. Biz de "Kuzeyli üniforması" sırtımızda, General Grant'ın askeri gibi bahar sonuna kadar gezip durduk..

Havalar ısındıkça bizim ceket sırtımızı yakmaya başladı.. 26 derece sıcakta bile ceketi çıkarmayıp "Tatlı bir serinlik var" diye meteoroloji ile zıtlaştık..

Kenzo ceket..

Aslında boş bulunup Zafer Mutlu'ya "Ne giyeceğim" diye sormasaydım, bizim üniforma bir kez daha milli olacaktı.. Zafer Mutlu ters ters yüzüme bakıp "Dünyanın parasını alıyorsun.. Kendine bir ceket al" deyince askeri ceketi bir kez daha giyme şansım kalmadığını anladım..

Allah razı olsun Gül Hanım'dan..

Hızır gibi yetişti imdadıma.. Ne kadar bildik firma varsa "bana göre ceket olup olmadığını" soruşturdu, sonunda Kenzo'dan bir keten ceket tedariklendi..

Kızcağız en çok da "Bedeniniz nedir?" sorusuna cevap ararken zorlandı..

Çünkü hayatım boyunca bedenim konusunda bir fikir sahibi olamadım.. Ceketi üzerime giydirirler.. "Haaa! Bedeniniz şuymuş" derler.. Daha çıkarırken unuturum..

Beş dakika sonra biri "Bedeniniz kaçtı?" dese; Refah'ın düzenlediği memuriyet sınavında "tebarüke" suresi sorulmuş adaylar gibi boş boş bakarım..

Bereket Gül Hanım, elde ne kadar ceket varsa hepsini gazeteye kadar getirtmiş.. Onu giydik, bunu çıkardık.. Sonunda biri denk geldi.. Daha doğrusu beden olarak denk geldi ama kolları uzun..

Bu Kenzo denilen adam ceketlerini dizayn ederken "İcab ederse maymunlar da satın alabilsin" diye kolları uzun tutmuş.. Omuzlarımdan birini aşağıya yıktığımda parmak ucunu ancak görebiliyorum..

"Yaaa, bunun kolları uzun" diye sızlanacak oldum.. Gül Hanım "İyidir, iyidir.." diye sertleşince boynumu büktüm.. Memur çocuğu olduğumuzdan bu tür alışverişlerde itiraza alışmamışız..

Kaşla göz arasında ceketin üzerindeki etikete bir göz attım.. O saat yüreğime iniyordu.. Ceketi getiren çocuğa "Kat karşılığı olur mu?" diyecektim ki Gül Hanım araya girdi.. Çocukla bir şeyler fısıldaştılar..

Sonunda "Japonlar beni sevdiğinden" cekete yüzde kırk indirim yapıldı.. Mal bizim oldu..

Yeni moda yarattık

Gül Hanım ceketi bana giydirdi.. "Kolu uzundu kısaydı" tartışmasından bir sonuç alınamadığı için Zafer Mutlu'nun fikrine müracaat kararı verildi..

Taksitli alışverişten önce "akraba onayı alır gibi" yazı işlerine yollandık..

Gül Hanım önden tin tin gidiyor.. Ben de arkasından bayram çocuğu gibi seyirtiyorum.. Ceketin kolları parmaklarımı örttüğünden biraz tuhaf bir görünüm..

Millet yazı işlerine niye gittiğimizi bilmediğinden tuhaf tuhaf bakıyor.. Allah bilir "Selahattin Duman ceket çalarken yakalanmış.. Suç delilini üzerine giydirmişler.. Gazeteye teşhir ediyorlar" diye düşünen de çıkmıştır..

Zafer Mutlu riyasetinde toplanmış bulunan yazı işlerine bu koreografiyle girdik.. Zafer Bey ceketi beğendi ve "Kolları biraz uzun" diyerek tartışmaya kesin noktayı koydu..

Rauf Tamer "Maşallah çok yakışmış" diye başımı okşadı.. Güngör Mengi "Aferin bak" diye ona katıldı ama nezaketinden cümleyi "Adama benzemişsin" diye tamamlamadı..

Çocukluğumdan beri hiçbir alışverişte bu kadar mutlu olmamıştım.. Hani birisi "Haydi bakalım" diye gaz verse, bayram çocuğu gibi yazar ağabeylerin elini öpeceğiz..

Kolun uzunluğuna da geçici bir çare bulundu.. Ceketin kolu dört parmak içeri kıvrıldı.. Meltem, beyaz iplikle kolu içerden bastırdı.. Çamaşırhaneye gönderip bir de ütü çaktılar.. Parmaklarımız özgürlüğüne kavuştu..

Yalnız koldaki iki düğmenin yeri biraz tuhaf durdu.. Kol ağzının tam ucunda iki düğme.. Biri dışarı bakıyor, diğeri kolun içine..

Davette bunu ilk fark eden Güher Pekinel oldu.. "Aaaa!" der demez lafı ağzına tıktım.. "Yeni moda böyle" dedim.. "Düğmenin biri dışarı, biri içeri bakacak.."

Gerçi Güher çabuk ikna oldu ama bütün davetlileri tek tek ikna etmek hayli zamanımı aldı..

NOT: Uzun süreden beri ilk kez bir davetten sonra Bebek köftecisine gitmeme gerek kalmadı..

590 defa görüntülendi.