|
Yakalanmasalar bile yakalanırlardı
Kemal Yıldırım'ın menevişli tabancayı beline takıp affa uğradıktan sonra "düze inmiş efeler gibi" gazete içinde dolanması bir iki ay sürdü.. Baktı ki ne soyulacak bir posta arabası geçiyor, ne de bir Kızılderili saldırısı ihtimali var.. Silahı belinden çıkarıp küçük bir el çantasında taşımaya başladı.. Defalarca "Oğlum, ne gerek var bunu yanında getirip götürüyorsun.. Bir gün çalacaklar.. Başına iş alacaksın.." dedimse laf dinletemedim.. Gazeteci adam düşman sahibidir, lafına çok inanmış.. Bu bizim TV GUIDE'ın editörü ya! Orada TV yapımlarını filan eleştiriyor.. En fazla eleştirdikleri de dizilerde oynayanlar.. Galiba Harika Avcı için bir keresinde ileri geri cümleler yazmış.. Şimdi Harika Avcı'nın kendisini pusuya düşürüp kurşun yağmuruna tutacağından kuşkulanıyor.. Özetle; ne dediysek para etmedi, Kemal'e silahını bıraktıramadık.. *** O gün keyfim dört dörtlüktü.. Halı sahada Günay Tuncel'in efsanevi takımıyla maç yapmışız.. İstanbul'un bütün halı saha futbolcuları camiası Günay'ın takımını yakından bilir.. Futbolda Fener, Galatasaray neyse halı sahalarda da "Günay'ın takımı" odur.. Mehmet Ekşiler, Yetişler, Ersanlar.. Önlerine geleni yenen bir takım.. İşte bir gün önce bu takımı 4-3 gibi açık farkla yenmişiz.. Fiyakalarını bozmuşuz.. Gazeteye onun neşesiyle gelmişim ki arkadaşlarıma kendi destanımı anlatacağım.. (Bilen bilir.. Ben köşemde günlük yazılarımı yazarım.. Halı sahaya çıkınca da destan..) Büyük soygun.. Odama girer girmez Kemal'i yeis içinde otururken buldum.. Suratı bir karış.. Hayırdır, filan diye lafa başladık.. Soyulmuş.. Evet.. Benim Çakırcalı Mehmet Efe görünümlü arkadaşımı gece uyurken soymuşlar.. Belinden eksik etmediği menevişli tabancasını da çalmışlar.. Hırsızlar eve sabaha karşı 04.00'te girmiş.. Kemal'in tabancasını, cep telefonunu, çantasını, altın kaplama saatini, 200 milyon lirasını alıp gitmişler.. O sırada beş kişilik ev halkı derin uykudaymış.. Hırsızın kibarlığına bakın ki cep telefonunun sim kartını çıkarıp bırakmışlar.. Evrak-ı metrukesini; yani basın kartından kredi kartlarına kadar işlerine yaramayacak şeyleri götürmemişler.. Hani utanmasalar aldıklarına karşılık bir de fiş bırakacaklarmış.. Ayrıca çalışırken sessiz davranıp ev halkının uykusunu bölmemeleri de ayrıca takdir konusu.. Haliyle önce "Geçmiş olsun.." deyip teselliye çalıştık.. Ardından ukalalığa başladık.. - Kardeşim insan silahını salonun ortasına bırakır mı? - Ev halkından biri neden geceleri nöbet tutmuyordu? - Salonu neden dikenli telle çevirmedin? *** Hırsızlık konusunda en tecrübeli benim ya.. Yukardaki fikirlerin çoğu da benden çıkıyor.. Ben Allah'a şükür, hırsızlık konusunu hallettim.. Fenerbahçe Dalyan'daki evi iki kat demir parmaklıkla çevirttim.. Gerçi iki ton demir çubuk harcadık ama ev de "Kasr-ı Kanco"ya döndü.. Hazreti Ali'nin "zülfikarı" ile kılıç salladığı kan kalesi gibi, dışardan içeriye geçit vermiyor.. Sinop zindanları gibi dışarıya kuş uçurtmuyor.. Ev öyle muhkem oldu ki hırsızlar gururlarını kırdırmayı göze alamadıklarından, yanına bile sokulmuyor artık.. Kemal'e iki gün hırsızlık brifingi verip durdum.. Ne biliyorsam anlattım.. Lafı tam "Hırsızlık sektöründe sosyal güvenlik sorunları ve erken emeklilik" konusuna getirecektim ki "zııır" telefon çaldı.. Polis arıyordu.. Hırsızlar yakalanmıştı.. Tatbikat yapıldı.. İki tane genç oğlan.. Biri 19 diğeri 23-24 yaşında.. Küçük olanın dokuzuncu soygunuymuş.. Hırsızlığı boş zamanlarını değerlendirmek için yapıyormuş.. Küçük olanı beş metrelik bir kalas dayayıp, pencereden içeri girmiş.. Öbürü erkete beklemiş.. İş temiz.. Hasılat yüksek.. Ev halkı uyumlu.. Çevreye verilen bir zarar yok.. Kemal tatbikat sırasında eve giren oğlana "Kardeşim, hiç düşünmedin mi? Bu adam taksit ödeyecek, kira ödeyecek.." diye çıkışmış.. Yani paranın hepsini almaya ne gerek vardı, demeye getiriyor.. Hırsız da bu samimi ifade üzerine "Abi be! Üzülme.. Bir şeyler yapar senin paranı iade ederim.." cevabını vermiş.. "Bir şeyler yaparım.." lafı çok lastikli.. Oğlan "İki aylık bilgisayar kursuna gidip, bir bankada iş bulurum.. Çalışıp paranı öderim.." demek istemiş de olabilir.. "Abi ne kerizler var.. Bir iki eve dalıp çıkarız, hasılattan payına düşeni alırsın.." demek istemiş de.. Bunları duyunca hırsızı bir kere daha takdir ettim.. Cep telefonunu 20 milyona satmış.. Silahı da 20 milyona pazarlamış.. Bunlar hırsızın ticari yetenekleri olduğunu gösteriyor.. Tek bir kötü huyu var.. O da kumar.. Kemal'den topladığı hasılatı kumarda yemiş.. O da Kemal "Şu paradan artanı ver ona razıyım.." deyince meydana çıkmış.. Oğlan "Abi vallahi parayı kumara bastım, hepsi gitti.." diye sızlanmış.. *** Kemal bu olayı anlatırken hırsızı öyle bir övüyor ki.. "Görseniz, temiz yüzlü.. Pırıl pırıl bir çocuk.." diyor.. Hani "daha evvel neden gelip soymadın.." diye hırsıza bir sitem etmediği kalmış.. Yalnız kumar olayına biraz kafasını takmış.. Oğlana da söylemiş bunu: - Bak oğlum, bu kumarı bırakmazsan kendine yazık edersin.. İki yakan bir araya gelmez, diyerek nasihat etmiş.. Ben bunları Kemal'den dinlerken bir son dakika telefonu daha geldi.. Silahı da bulunmuş, cep telefonu da.. Çok sevindik.. Sevincimizden "Temsili olarak" havaya ateş ediyormuş gibi yaptık.. Kıssadan hisse: Çalınmasını istemiyorsan tabancanı uyurken ayağına bağla.. 398 defa görüntülendi. |