|
Tütünü bulan kızılderililer..
Bu Amerika kafayı fena halde "cıgara içenlere" taktırmış.. Vaktiyle Kızılderililer'in ekip ürettiği tütünü, dünyanın başına saran onlar değilmiş gibi, şimdi cıgaraya karşı mücadele ediyorlar.. Şu sıralardaki hedefleri de uçak yolcuları.. Hava yolları şirketlerine öyle baskı yapıyorlar ki hemen hemen hiçbir şirket artık kıtalararası uçuşlarda sigara içirtmiyor.. Bizim Türk Hava Yolları şimdilik bu konuda tek tabanca.. O yüzden seferleri de tıka basa dolu.. THY yönetimine kalsa "Sigara her ne kadar sağlığa zararlıysa da bizim şirkete faydalı.." politikasını gütmeye devam edecek ama Amerika bırakmıyor ki.. "Sizin şirket de uzun uçuşlarda cıgara içirtmesin.." diye tutturmuşlar.. Bu baskının altında "Alanlarımıza iniş müsaadesi vermeyiz.." gözdağı var tabii.. Kulağıma gelenlere göre THY de "Cıgaraya tövbe etmek üzere" anlaşma imzalamış ve bir iki aya kadar bu anlaşma yürürlüğe girecekmiş.. Yandı bizim tiryakiler.. Dokuz saat, on saatlik uçuşlarda cıgarasız ne yapacaklar çok merak ediyorum.. Olayı abartmışlar.. Kapalı mekanların hemen tamamında cıgara yasağı var.. Restoranlarda içirtmiyorlar.. Kafelerde içirtmiyorlar.. İşi o kadar abartmışlar ki tiryakilere açık havada bile zulüm yapmanın yolunu bulmuşlar.. Manhattan'ın orta yerinde bir park gördüm.. Parkı yarı yarıya bölüp "Bu bölümde cıgara içilmez" tabelaları yerleştirmişler.. Parkın alanını yoldan alçak bir duvar ayırıyor.. Belinize kadar gelen bir duvar yani.. Duvarın o yakasında cıgara yasağı var.. Banklara oturmuş vatandaşlar sözüm ona duman altı olmaktan korunuyorlar.. Duvarın yol tarafında kalan kaldırımı ise cıgara tüttürenlerle dolu.. Hani bir ters rüzgar esse, "Bu bölümde cıgara içilmez" tabelası dumandan gözükmeyecek.. Böylesine mantıklı bir uygulama.. *** Ali Kırgız hariç bizim gezi grubunun tekmili kel tiryaki olduğundan New York'a ayak basar basmaz yaşadığımız ilk sorun bu oldu.. 39'uncu Cadde'deki otelimize yerleşmeden önce resepsiyon memurları ile uzun uzun "Cıgara içilebilen oda" pazarlığı yaptık.. Adamlar otellerdeki cıgara içilen odaları da azaltmışlar.. Beş cıgaralı oda talebi ile birden karşılaşınca ne yapacaklarını şaşırdılar.. Alttan alıp güler yüzle "manzarası güzel" başka odalar teklif ettiler.. Fakat pazarlıkta taviz vermemeye kararlıydık.. Resepsiyon memurlarına "Gerekirse Kıbrıs üzerindeki haklarımızdan vazgeçeriz ama cıgaradan asla.." diyerek kararlılığımızı gösterdik.. Topluca gösterdiğimiz bu iman sayesinde, resepsiyon görevlilerini dakikalarca bilgisayarın başında tutmayı başardık.. Uğraşıp didindiler.. Rezervasyonu yapılmış bazı odaların isimlerini değiştirdiler.. Sonunda hepimize birer "tiryaki odası" temin ettiler; böylece "kendimizi zehirleme hakkını" da resmen tanımış oldular.. Bu ilk zaferimizdi.. Kazandığımız ilk diplomatik zaferden sonra bir araya gelişlerimizde Amerika'da uygulanan bu yasağı çekiştirip durduk.. Faik Akın "Cıgaranın önünde ateş var.. Arkasında ise ölüm.. Keyfi ise tam ortasında.." konulu bir konuşma yaparak duygularımıza tercüman oldu.. Lakin otel lobisindeki "Cıgara yasağını" delmenin yolunu bir türlü bulamadık.. O yüzden sık sık kapının önüne cıgara içmeye çıkıyorduk.. Bu uygulamamız otel kapıcısı ile aramızın açılmasına sebep oldu.. Daha doğrusu diğer arkadaşlara değil de biraz bana kıl oldu.. Adam resmen otelin kapıcısı ama öyle fiyakalı bir kıyafet giydirmişler ki uzaktan görseniz "üçüncü dünya ülkelerinden birinin" genelkurmay başkanı zannedersiniz.. Sırtına kırmızı bir merasim üniforması geçirmiş.. Apoletleri sırma püsküllü.. Göğsü ise başka bir alem.. Yukarıdan aşağıya kadar sarı kordonla dolu.. PTT'nin eski telefon direklerine dönmüş.. Kafasında kaşıdığı askeri şapkanın kordonu da hem kalın hem de altın sarısı.. O yüzden fiyakasından geçilmiyor.. *** Adamın bizim gruptan en çok bana gıcık olması ise ikide bir kapı önüne çıkmamdan kaynaklandı.. Memleket meseleleri aklıma geldikçe efkarlanıp kapıya çıkıyor, bir cıgara yakıyorum.. Otelin önü kapıcıdan sorulduğu için, adam bana "arazisine izinsiz girmişim" gibi ters ters bakıp duruyordu.. Biraz da işine karıştığım izlenimi edindi galiba.. Otelden çıkan müşterilere taksi bulmak bunun işi.. Müşteri istedikçe yolun ortasına çıkıp, gelen geçen taksiye ıslık çalıp, yolundan çeviriyor.. Taksi otelin önüne yanaşırken ben de boş durmamak için elimle şoföre "Gel.. Gel.. " işareti yapıyorum.. İstanbul'dan öyle alışmışız.. Bizim trafik düzeni sayesinde hepimizin içine biraz değnekçilik yerleşmiş.. İlle de park edene karışacağız.. Amerikalılar da kibar insanlar.. Benim, en azından otel kapıcısı kadar didindiğimi gördüler tabii.. Gerçi önceleri pek bir mana veremediler ama sonunda kendilerine yardımcı olmak istediğimi anladılar.. Beni, otelin önünde "Gel.. Gel.. Sağ yap.. Sağ yap.. Yanaş.." işaretleri verirken gördüklerinden, taksiye binmeden önce teşekkür ediyorlardı.. Otelin kapıcısı bir süre sonra kendi dilinden homurdanmaya başladı.. Herhalde benim, aldığı bahşişlere ortak çıkmak istediğimi düşündü.. Allah'tan İngilizce'yi pek söktüremiyorum.. Ne dediğini anlasam aramızda niza çıkacak., Türk-Amerikan ilişkileri sarsılacak.. Onun bu söylenmelerine "Sen sakin ol, bırak karşındaki çıldırsın.." politikasıyla karşılık verdim.. Tınmayıp, bildiğimi okudum.. Bahşiş alamadım ama taksi bekleyen pek çok otel müşterisinin hayır duasını aldım.. Hem de İngilizce.. 624 defa görüntülendi. |