|
Tatile çıkmak yasaklansın..
Yanınızda çalışanları tatile göndermeyin.. Gönderdiğiniz zaman nasıl ve ne şartlarda döneceğini bilemez, sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsınız.. Bakın ben Yeşim'in geçen yaz tatil yapmasına göz yumdum, başıma neler geldi.. Geçtiğimiz gün boşta gezen fikir adamlarımızdan Mert Çiller'in "Kararlılık 97 Tatbikatı" çerçevesinde sağa sola ateş etmesini anlatmıştık.. Med-cezir akıllı olduğumuzdan teknik bir hata yapıp "rafting" ile "traking"i karıştırmışız.. Aslında Mert Çiller, Artvin Yusufeli'ni rafting yapmaya gitmişti.. Biz olayı anlatırken, mevzuya "traking"in tarifi ile girdik.. İşin suyu çıktı.. Traking boşta gezenlerin kendini dağa bayıra vurmasıydı ya! Rafting ise boşta gezenin kendini azgın sulara atması oluyor.. Bu teknik karışıklıktan dolayı üçüncü şahıslardan özür dileyerek başlıyorum.. Besbelli bu hafta Hakkı Devrim ustanın diline düşeceğiz.. Gerçi kabahat bende ama asıl kabahatin büyüğü; arkamda dolaştırdığım danışman ordusunda.. Biliyorsunuz yakın mesai arkadaşlarım Yeşim Hanım ile Seçil Hanım'dan başka geniş bir danışman ekibim daha var.. Çoğu da "lakıtâ" takımından.. Ayşesi, Halesi, Kameri, Meltemi.. Yani çoğu kız çocuğu.. İkidebir bunların "danışman" olduğunu "meraklısına" tebliğ etmesek, millet arkamızda Rus kızlarından oluşan bir "dans grubu" gezdirdiğimizi zannedecek.. Görevleri basit.. Söylemesi ayıp "asistan" ya da "danışman" statüsünde istihdam ettiğimiz bu arkadaşların görevi beni toparlamak olarak tarif edilmiştir.. Mesela ben öğlenleri erkenden uyanamıyorsam, mesaimde meydana gelen gecikmeden bu ekip sorumludur.. Ayrıca benim yazarken, çizerken, konuşurken saçmalama hakkım vardır ama bu arkadaşların yoktur.. Benim saçmaladığım yerde devreye girip, doğruları hatırlatmak da bunların görevidir.. Yani ben "rafting" olayını anlatırken bütün yazı boyunca "traking" deyip durmuşsam; bunlardan birinin çıkıp "Köprü altı cam cam.. Raftingini sevsin amcam.." diye beni uyarması gerekirdi.. Uyarmadılar.. Ağır bir görevi ihmal vakası.. *** Sekreterim Yeşim'in ise mazereti var.. Kızcağız bugünlerde kendine benden daha iyi bir meşgale buldu, sabahtan akşama kadar onunla uğraşıyor.. O yüzden de "geçici olarak" cezai ehliyeti yok.. Ben Demirel'den bahsederken yanlışlıkla "Cumhurbaşkanı Rafsancani" demişsem, bizim Yeşim fark edecek durumda değil.. Neden derseniz, kendini "evlenmeye azmettirdi" de ondan.. Kabahat bizde oldu.. Tuttuk buna geçen yıl bir izin verdik.. Deniz kıyısına tatile gitti.. Oradan kısmet bulup döndü.. Sözdü, nişandı derken iş bayağı ciddiye bindi.. Şimdi de nikaha hazırlanıyor.. Ama ne hazırlanma.. Kraliçe Elizabeth, koskoca bir kraliçeyken; oğlu Charles'ı evliliğinde bu kadar eziyet, sıkıntı çekmemiştir.. Bizim Yeşim'in kendine verdiği eziyeti iki kraliyet ailesi göğüsleyemezdi.. Diyelim ki yeni evleri için bir masa takımı alınacak.. Yanına garibim damadı da alıp başlıyor mobilya mağazalarını dolaşmaya.. Dolaşıyor dedimse, semtlerindeki mağazaları anlamayın.. Taaa Adapazarı il sınırından başlıyor mağaza gezmeye, Tekirdağ il sınırından geri dönüyor ve "İlk mağazadaki masaya bir daha bakalım.." diyor.. Damat adayı Erol'un altında; nişanlandıklarında sıfır kilometre bir araba vardı.. Masa seçimi için geze geze arabayı eskittiler, geçenlerde motor yenilendi.. Bir de taktırmış.. Yemek takımı ille de büyük olacak.. "Aaa kızım.." diye kaç defa nasihat ettim.. "O kadar büyük yemek takımını ne yapacaksın? Hükümeti mantı yemeğe mi çağıracaksın?" Cevap yok.. Gülümsüyor.. Hadi yemek takımını buldun.. İçine sığacağı evi nasıl bulacaksın? Orası da belli değil.. Sıkı pazarlıkçıdır.. Bir huyu da pazarlıkçı olması.. Yemek takımı diyelim ki 200 milyon lira.. Bu takıyor kafasına "Acaba aynı takımı 50 milyona satan bir mağaza var mı?" diye.. Başlıyorlar yeniden dolaşmaya.. Derken sıra oturacakları evi bulmaya geldi.. Yeşim üç oda bir salon, geniş mutfaklı, deniz manzaralı bir ev istiyor.. Önünde ya da arkasında küçük bir bahçe olması şartını da arıyor.. Gerçi bu şartlarda ev çok İstanbul'da ama Yeşim ile Erol bulamadılar.. Çünkü Yeşim'in böyle bir ev için bütçesinden ayırdığı tavan fiyat 20 milyon liraydı.. Prensip sahibi bir kız olduğundan 21 milyona bulsa tutmazdı.. Uzun etmeyelim, bizim Yeşim sonunda gönlüne göre bir ev buldu ve kiraladı.. Düğünden sonra hayırlısı ile oturacaklar.. Ama bütün bu hazırlıkların ikmali 9 ay kadar sürdü.. Bu arada damat adayı bu yoğun tempoya dayanamayıp hastanelik oldu.. Çocukcağız on gün kadar hastanede yattı, kendine öyle geldi.. Hastaneden çıkar çıkmaz Yeşim, oğlanı yeniden hizmete koştu.. Yapılan plana göre; Erol mobilya ararken eskittiği arabasını bakımdan alır almaz davetiye dağıtımına başlayacak.. Yeşim'e "Davetiyeleri neden PTT marifetiyle dağıtmıyorsunuz?" diye akıl verecek oldum.. "Olmaaaz.." deyip gözlerini büyüttü.. Ayıpmış.. Davetlilerin hatırını saymamak olurmuş.. O yüzden davetiyelerin ille de elden verilmesi gerekirmiş.. Bu duruma göre Erol'un arabası için kurtuluş yok.. Davetliler mutlu olacak ama araba kesin parçalanacak.. *** İşte bu yüzden yazılarımda yaptığım hatalardan dolayı Yeşim'i sorumlu tutmuyorum.. Diğerleri için de tedbir aldım.. Yaz aylarında tatile çıkmalarını, özellikle deniz kenarındaki yerleşme birimlerine gitmelerini yasakladım.. Aynı sorunları yeni baştan yaşamak istemiyorum.. İlle de tatil yapmak istiyorlarsa Şereflikoçhisar'a gitsinler.. Ya da tatillerini gazetede yapsınlar.. Hele binanın arkasından geçen bir Ayamama deresi var ki seyrine doyum olmuyor.. İplikçiler sayesinde günün her saati ayrı bir renkte akıyor. Ben şahsen sıklamen halini çok tutuyorum.. 548 defa görüntülendi. |