Tarihe geçme fırsatı kaçtı!

Lakin nasıl kaçtığını bu spotta anlatmayacağım.. Çünkü burada müthiş bir tembellik bastı beni.. Bu spotu okuduğum zaman "neden tarihi bir fırsat kaçırdığımı" öğrenir, kendi yazımı okumaktan vazgeçerim.. Gündemi kaçırırım.. Ne bahane ama!

Bu Antalya'nın denizi adamı hiç kesmiyor.. Oysa Ege'nin denizi öyle değildir.. Gün boyunca bir kere denize girmeniz bile yeter.. Vücudunuz bir daha sıcaktan etkilenmez..

Hele Akçay taraflarının denizi adamın iç organlarını dondurur.. Bağırsaklarınız dipfrizde kalmış gibi olur, bir hafta def-i hacet göremezsiniz..

Antalya'nın denizi ise ılık.. İstediğiniz kadar kalın, çıktığınızda yine su kaynatıp hararet yapıyorsunuz.. Sanki birileri üzerinize işemiş de o yüzden ıslanmışsınız hissini veriyor..

Spor etkinliğim..

"Yarı Şaka Yarı Ciddi" oyunu çok iyi gidiyor.. Gündüzleri rahatız.. Her gün spor salonuna iniyorum.. Uğur Yücel de salonun müdavimlerinden.. Grubun kızlarından Müjgan, Bike, Ebru da iniyorlar ama sadece yüzmek için..

Haa! Arada bir Şener Şen de uğruyor.. Fakat onun niyeti spor yapmak değil, yiyecek bir şey var mı diye aranmak..

Ben aletlere tırmanıp kendime eziyet etmeyi sürdürüyorum.. Bir de spor salonuna zayıflamak niyeti ile yolu düşen "ev hanımlarına" aletlerin nasıl çalıştığını gösteriyorum.. Dün birisi daha yardım istedi benden:

- Ay beyefendi, bu alet nasıl çalışıyor?

Dönüp baktım.. Kondisyon bisikletinin başında dikilmiş orta yaştan bir ev hanımı.. Tek parça bir mayo giymiş.. Bisiklet pedalını biraz çevirecek ki vücudunun mayodan dışarı taşan parçalarını ıslah edip, topluma kazandırsın.. Fazlalıklarını, eski yerine sokacak..

O umutla gelmiş salona.. Hemen yanına koştum.. Spor salonlarına gidenler bilir.. Bu kondisyon aletlerinin üzerinde bulunan elektronik kumanda panellerini kullanmayı beceremezseniz alet işe yaramaz..

Üstelik mereti öyle bir karışık yaparlar ki uçakların kokpiti gibi durur.. Kadıncağız haklı olarak alete "Aman dokunmayayım.. Bir tarafını bozarsam parasını keserler.." korkusuyla bakıyor..

***

Aleti bir sürü tuşa basıp, bir sürü komut vererek kullanılmaya hazır hale getirdim.. "Buyurun hanımefendi, binebilirsiniz.." dedim.. Kadıncağız alete çıktı..

Valla yalan olmasın ama ya on kere kere çevirdi pedalı ya on iki kere.. Yoruldu.. Ben kendi aletime binerken o bisikletin üzerinden iniyordu.. Sonra gidip kürek çekme aletinin başına dikildi..

- Ay beyefendi, bu nasıl çalışıyor?

Haydi yeniden indik koşu bandından.. Kadını aletin selesine oturttuk.. Önümüzde yarış parkurunu gösteren bir ekran var.. Hem kürek çekiyorsunuz hem de teknenizin başka teknelerle nasıl yarıştığını izliyorsunuz..

Onun paneli daha da karışık.. Bir dakika kadar uğraşıp ayarını yaptım.. "Buyrun efendim.. Kürek çekebilirsiniz.." dedim..

Koşu bandına geri döndüm.. Daha kendi aletimi çalıştırmadan kadın kürek çekmekten vazgeçti.. Kızdım tabii.. Biraz da sinirli bir sesle sordum:

- Hayrola hanımefendi, niye indiniz..

- Ay kürek çekersem kollarım adele yapar..

Mazerete bak! O zaman ne geliyorsun salona? Kollarının adele yapmasını istemiyorsan git kocana kazak ör..

Bir kazak örmek tahminen 20 kalori kaybettirir.. Beş kazak örersen yüz kalori.. Göğsünü gere gere bir şeftali yiyebilirsin.. Daha fazla sinir olmamak için terk ettim salonu..

Bir şarap testi..

Dün akşam oyuna gitmedim.. Birikmiş yazılar var onları yazacağım.. Yemeğe tek başına indim.. Bahçedeki restoranda açık büfe düzeni.. Oturdum bir masaya.. Bir de şarap söyledim..

Antalya kırsalından genç bir çocuk getirdi şarabı.. Şişeyi itinayla açtı.. Adetleri iyi bellediğinden kadehime azıcık döktü.. Geri çekildi, tadıp onay vermemi bekliyor..

Lakin kadehe döktüğü miktar bir tatlı kaşığının hacmi kadar bir şey.. Tek başınayım, canım da sıkılıyor.. İşi saflığa vurup sordum:

- Yahu bu şarabın iyi mi kötü mü olduğunu nasıl anlayacağız?

Ben böyle safiyetle sordum ya! Oğlan komşu köylerden bir hemşerisini görmüş gibi sevindi.. Büyük bir yakınlık ve samimiyetle masaya sokuldu:

- Valla abi ben de bilmiyom ama şu herifler şöyle yapıyoo!

Başıyla yan masaların birinde oturan Ruslar'ı işaret etti.. Ve bana onların şarabı nasıl test ettiğini göstermeye başladı. Kadehi burnuna götürüp sağa sola gezdirirken "koklama" pandomimi yaptı..

- Sen de öyle yap abi..

Peki, deyip tarif ettiği gibi kadehi burnumda gezdirdim.. "Oldu mu?" diye sordum.. "Valla abi helal olsun.. Aynısını yaptın işte.."

Anadolu'nun bağrından kopup gelen iki halk çocuğu olarak birbirimizi bakışlarımızla kutladık..

***

Kaldığımız Royal Resort Oteli tamamen Rus turistlerin işgali altında.. Türkiye Cumhuriyeti'nin kafa kağıdını taşıyanlar koca otelde "küçük bir etnik gurup" oluşturuyor..

Diğer tesislerde de durum farklı değil.. Her tarafta Ruslar var.. Beş yüz sene savaşıp, giremedikleri bu toprakları şimdi turizm yolu ile zaptetmiş gibiler..

Otele ilk geldiğim gün bahçedeki amfi tiyatronun yanından geçerken, personelin her tarafa Türk bayrakları astığını görüp "Hayırdır.." dediğim zaman "Türk gecesi yapacağız.." cevabını almıştım..

İçimden "İşte Çetin Altan'ın dediği yine çıktı.. Türkler'e Türk propagandası yapacaklar.." diye eğlenmiştim.. Lakin oteldeki Rus işgalini fark ettikten sonra "Türk Gecesi"nin niye yapıldığını anladım..

Bu arada benim çakar almazı yanımda getirmediğim için bayağı hayıflandım.. Kurtuluş Savaşı'da Yunan'a ilk kurşunu sıkan gazeteci Hasan Tahsin'in yolundan gitmek vardı..

"Rus turistlere ilk kurşunu sıkan gazeteci" olarak tarihe geçme fırsatını kaçırdık..

624 defa görüntülendi.