Talat Bey'e uzun ömürler..

Bugün Ankara notlarının beşincisini yazıyorum.. Önceki gün notlarımızı yazarken bir de cinayet işledik.. Talat Asal'ı durduk yerde öldürdük.. Allah uzun ömürler versin aramasa farkına da varmayacaktık.. Bakalım bugünkü yazıda kimleri yerinden zıplatacağız..

Polislerimiz, Ankara'nın asayişi konusunda biraz gevşek davrandı..

Artık hükümetin devrilmesinden dolayı sevinç sarhoşu mu oldular yoksa Tansu Hanım'ın yasını mı tutuyorlar, bilemiyorum..

Ama Zaptiye Teşkilatı'nın kurulmasından bu yana yakalanan en büyük fırsatı kaçırdıklarına eminim..

Eğer vakti zamanında Ankara'daki polisin başına "biraz cin fikirli" bir müdür dikilmiş olsaydı iş tamamdı.. Ankara'da ne dolandırıcı, ne sahtekar, ne pezo ne de yankesici kalmıştı..

Hepsini bir günde toplamak mümkündü..

Lakin akıl edip de hükümeti kuran siyasi partilerin genel merkezine birer ekip gönderemediler..

Dürüst partililere bir sözüm yok ama yukarıda saydığım takımın tamamı harekete geçmiş.. Söz birliği etmiş gibi genel merkezlere üşüşmüşler, liderlerin elini sıkmayı bekliyorlar..

Üstelik genel merkezlere herkesten evvel geldiklerinden, tebrikleşme yarışında "kıdem kazanmış" sayılıyor.. Parti yönetimi adına, gelenin gidenin tebriklerini kabul ediyorlar..

***

Bu işlerin kaşarlanmışları, mütebbir davranıp; ceplerinde bütün partilerin birer rozetini taşıyor.. Diyelim ki Hüsamettin Bey'in partisine gittiler.. Binaya girmeden önce ceketin yakasına "şemsiyeli rozeti" takıyorlar..

Oradan Bülent Bey ziyaret edilecekse çıkışta rozet değişiyor.. "Şemsiye" çıkarılırken yerine "ak güvercin" iliştiriliyor..

Bunların en gözü karaları ise liderlerin yakın çevresine kadar sızıyorlar.. Diyelim lider bir yeri ziyaret edecek.. Kafileyi takip edip, arabasından indiği anda en öne geçiyorlar.. Liderin önünden koşturup yol üzerindeki vatandaşlara "Çekilin.. Çekilin.." işareti yapıyorlar..

Lider adamı "parti teşkilatından" zannettiğinden ses çıkarmıyor.. Liderin yakınları ise "Genel Başkanımızın bir yakını olmalı.." deyip susuyor.. Böylece adamlar en olmadık toplantılara bile giriyorlar..

Günahı anlatanların boynuna..

Böyle taktiklerle liderlerin önü sıra "Zülüflü Baltacılar" gibi koşturan tiplerden çok yükselenler olmuş.. Aralarından Devlet Bakanı bile çıkmış..

Porsiyon hesabı

Ankara'da normal halimizden çıkıp başka türlü bir şey olduk..

Biri önünüze dikilip de "merhaba" dedi mi aklımıza önce "Acaba bu şahsın delege tabanı var mı?" veya "Kaç seçmeni var?" soruları geliyor..

Bizim Beyti Bey, Güney Afrika ziyaretimiz sırasında gördüğü her mahlukattan kaç porsiyon kebap çıkacağını hesaplardı..

Mesela bir su aygırı gördü diyelim.. Hayvanı beş on saniye süzer, kafadan bir hesap yapar sonra da bana dönüp "Selahattin Bey, bu hayvandan temiz 700 kilo et çıkar.. İki bin iki yüz adet kebap yapmak mümkün.." diyerek rapor verirdi..

Biz de Ankara'da Beyti Bey'e benzedik.. Kimi görsek, elini sıktığımız anda siyasi vaziyetini porsiyon hesabına vurup "Acaba bundan kaç delege çıkar.." diye düşünüyoruz..

***

Doğrusunu söyleyeyim..

Ankara'da siyaset konuşmaktan, geleceğe dair yapılan tahminleri dinlemekten çok yoruldum.. Büroya döndüğümde kendimi ya temsilcimiz Fatih Çekirge'nin ya da idari temsilicimiz Yavuz Onursal'ın odasına atıyorum..

Ancak oralarda dinlenebiliyorum..

Yavuz'un odası manzaralı.. Dışarıyı seyretmeniz mümkün.. Fatih'in odasında manzara yok ama seyredebileceğiniz güzel bir poster var.. Kendi posteri..

Şampiyon tenisçi..

Fatih Çekirge, bu yakınlarda heveslenip tenise başlamış.. Beyaz don, beyaz atlet ve beyaz ayakkabıdan ibaret tenis kıyafeti ile bir raket tedariklenir tedariklenmez muhabirlerden birini korta götürüp resmini çektirmiş..

Onu da dev boyutlarda büyütüp masasının yanına asmış.. Yazı yazdığında yüzü bilgisayara dönük oluyor.. Memleket meselelerini düşündüğü zaman da gözünü kendi posterine dikip dakikalarca seyrediyor..

Fatih oldukça iri yarıdır.. Boyu bir doksana yakın.. Sıklet olarak da padişah efendimizin başpehlivanlarından rahmetli Katrancı Halil'in bir beden küçüğüdür..

Posterini görmeseniz tenis oynadığına katiyen ihtimal vermezsiniz.. Çünkü gözleri de çekik olduğundan bu kalıbı ile onu "Sumo Güreşçisi" sanmanız daha akla yakın..

O yüzden posterdeki görünüşü bir garip.. Şampiyon bir sumo güreşçisinin hayır kurumları yararına çıktığı tenis maçından alınmış bir enstantane gibi duruyor.. Back-End denilen vuruşu yaptığı an çekilmiş tasviri..

Raketi nacak gibi tutup, tenis topunu kıracak gibi vurmuş..

Gerçi bu poster Fatih'in tenisçilikteki yeteneği hakkında bana bir fikir vermiyor ama müessese içindeki disiplini sağlaması ve muhabir takımını motive etmesi bakımından çok yararlı..

Fatih sabahları muhabir arkadaşları odasına toplayıp da gündem tartışmasını yaparken bu poster çok işe yarıyor.. Muhabirlere "Bugün işe yarar bir haber getirmezseniz raketi kafanıza patlatırım.." mesajı veriyor..

O yüzden verim yüksek..

***

Fatih'in tenis merakını bizzat kendim gözledim bir kısım bilgileri de Yavuz Onursal'dan aldım.. Nedense Yavuz Onursal odasına her uğradığımda lafı Fatih'in "tenis olayına" getirdi ve bunu yazmam konusunda çok istekli davrandı..

Fatih ise odasına her gittiğimde lafı Yavuz'un masası üzerine duran kitaplara getiriyordu.. Hani ilk gün yazmıştım.. Yavuz hükümet onaylanır onaylanmaz Tansu Hanım'ın kitaplarını kaldırıp yerine İsmet Sezgin'in, Mustafa Taşar'ın kitaplarını koymuştu ya!

Onu hatırlatıp durdu.. Sanıyorum o da Yavuz'u yazmamı istiyordu..

Ankara notlarımı yazarken her ikisinin de isteğini yerine getirmiş oldum.. Çok hatırşinas adamımdır..

Benden iyi devlet bakanı olurdu..

484 defa görüntülendi.