|
Siz de bir Cosmo Lee Girl kızı olabilirsiniz
Dünkü fikir yazımda Cosmo Lee Girl 97 yarışması için ne sebepten ve nasıl jüri üyesi seçildiğimi anlatıp, bu seçimin Türkiye'nin iktisadi ve siyasi hayatına etkilerinden söz etmiştim.. Jüri üyesi olarak nasıl hizmet verdiğimin hikayesi ise bugüne kalmıştı.. Jüri toplantısının yapılacağı gün erkenden kalktım.. Süsüme kuvvet verdim.. Mudo'nun benim için özel olarak imal ettiği iki kollu gömleklerden birini giydim.. Bir güzel traş oldum.. Tarandım.. Taranırken o gün kaç tane saç tel kaybettiğimi göz kararı hesaplamaya çalıştım.. *** Allahtan erken kalkmışım.. Toplantıya yetiştiğimde saat 14.30'u bulmuştu.. Diğer jüri üyeleri erkenden gelip, oturulacak bütün iyi yerleri kapmışlar.. Tecrübeli olduğumdan gidip diplerde bir yere çökmedim.. Derginin editör paşası Leyla Melek masanın baş köşeye kurulmuştu.. Onun yanıbaşına dikildim. Böylece oralarda bir yere konuşlanmak istediğimi anlayıp aralarında yer açtılar.. Hani kızlar nerede? Ben yarışmacı kızlara bakıp, öyle seçim yapacağımızı zannediyordum.. Meğer bu ön elemeymiş.. Kızlardan hangisi iyi hangisi elenir, fotoğraflarına bakıp karar verecekmişiz.. Masanın üzeri fotoğraf dolu.. Yarışmacılar, dergiden kesilme katılma formunu doldurup fotoğrafın arkasına iliştirmişler.. 18 yaşından küçük olanlar ise analarının muvafakat ettiğini bildiren birer imzalı kağıt eklemişler.. "Kızım Ayşe'nin, Cosmo Lee Girl 97 yarışmasına katılmasına izin veriyor ve dereceye girerek; vatana, millete hayırlı bir kız olmasını temenni ediyorum.." gibisinden birşey imzalamışlar yani.. O muvafakatnameler bana pek inandırıcı gelmedi.. Biz talebeyken okula gönderilmesi gereken mazeret kağıtlarını kendimiz imzalardık.. Atılan imzaların tuhaflığı beni biraz huylandırdı.. *** Haaa! Eğer kız anaları o kağıtları imzalamışsa diyecek birşey yok demektir.. Devir çok değişmiş.. Eskiden kız anaları "hayırlı bir kısmet çıksa da şunu evden kaçmadan başgöz etsek.." diye dua ederlerdi.. Şimdikiler "Hayırlı bir güzellik yarışması olsa da kızın mürüvvetini görsek.." fikrindeler demekki.. Katılan kızların fotoğraflarına ve özelliklerine baktığınızda ister istemez böyle bir fikre kapılıyorsunuz.. Bir boy resmi tedarikleyen katılmış yarışmaya.. Oysa yarışma çağrısında "Başarılı olabilmek için salt güzellik yeterli değildir.." diyor ve şöyle devam ediyor: "Kültür birikimi, sevimlilik, fotojeniklik, profesyonelce davranabilmek, podyum ve kamera karşısı rahatlık da oldukça önemli.." İşimi ciddiye aldığımdan yarışma ilanında ne yazılıysa satır satır okuyup, iyice bellemiştim. Ancak bir faydasını görmedim.. Çünkü kızların güzelliği konusunda fotoğraflarına bakıp, bir fikir edinmek mümkün.. Sevimli ve fotojenik olup olmadığı da anlaşılabiliyor.. Lakin ne kadar dikkatle bakarsanız bakın "kültürleri" anlaşılmıyor.. Oralarda çok zorlandım.. Doldurup gönderdikleri formlar da pek işe yaramıyor.. Tahsiline bakıyorsunuz.. Boğaziçi Sosyoloji mezunu.. Kendi kendinize "Boğaziçi mezunu bir genç kız hangi akla hizmeten çıtır kızlar yarışmasına katılır?" diye soruyorsunuz.. Gözünüz başvuru formunun "Yaptığınız Sporlar" bölümündeki cevabına ilişiyor.. "Alışveriş" yazmış.. Haydi bakalım! Siz kızın kültürü hakkında fikir sahibi olmaya çalışırken karşınıza bir de "zeka düzeyinin tesbiti" sorunu çıkıyor.. Kimisi de objektife tahsilli tahsilli poz vermiş.. Kağıdında orta mektepten terk olduğu yazılı.. Bizim kızlar farklı.. Jüride benden başka bir erkek daha vardı.. Lee firmasının temsilcisiydi ve yanımda oturuyordu. Lakin finalist kızları seçerken bana pek bir hayrı dokunmadı.. Kızların poposuna takmış kafayı.. Kötü niyetle değil tabii.. Kızların kültürüne, güzelliğine filan bakmıyor, sadece firmanın ürettiği pantolonları giydiklerinde nasıl görüneceklerini hesaplıyordu.. Seçimini de buna göre yapıyordu.. İstiyor ki finale kalan kızlar, Lee marka pantolonları giydiklerinde Amerikan filmlerindeki genç kızlar gibi dursun.. O yüzden poposu geniş kızların tamamını elemeye çalıştı.. Oysa bizim kızların belden aşağısı biraz hacimli olur.. Sabah akşam kuskus yapıp yerler.. Börek açıp, mantı pişirirler.. Hamur işiydi, tatlıydı derken; en önce o kısımları gelişir.. Bizim binanın kızlarından bilirim.. Bir kat aşağı inmeleri icap etse yarım saat asansör önünde bekleştiklerinden, hareket alanları birkaç metreyi geçmez.. Tıpkı İsrail usulü kümeslerin tavukları gibi.. Mecbur kalmadıkça yerlerinden kıpırdamazlar.. Beyaz Atlı Prens'i bile oturdukları yerde beklerler.. O yüzden de belden aşağıları besili görünür.. Lee firmasının jürideki temsilcisi bu gerçeği dikkate almadığından, yarışmaya katılan nice genç kızlar telef oldu.. Elenip gitti garipler.. *** Jürideki hanım arkadaşlar için söyleyecek laf bulamıyorum.. Çünkü onların güzellik kavramı ile biz erkek milletinin güzellik kavramı katiyen birbirini tutmuyor.. Kafayı bir de boy olayına takmışlar.. Yarışmaya katılan bazı kızları "Boyu 1.70'miş.. Aaa! Bu çok kısa.." diye elerken, bize de kaşla göz arasında cüce muamelesi çektiler.. Gerçi benim boyum çıplak ayak 1.70 buçuk olduğundan "güdük" yakıştırmalarını katiyen üzerime almadım.. Ama kısa boyluları hor görmeleri biraz keyfimi kaçırdı.. Aklıma Sezen Aksu'nun diline doladığı "Uzuna elek astırılır.. Kısalar bağra bastırılır.." lafı geldi.. Eğer bu lafı söyleyen Sezen olmasaydı moralimi düzeltme konusunda bayağı işime yarayacaktı.. 893 defa görüntülendi. |