Sanatçılık iyi bir şeydir..

Bu kadar fazla sanatçımız olduğu halde neden dış piyasalarda yokuz, işte burasını anlamıyorum.. Haydi Hollywood bize zıt gidiyor diyelim.. Peki Avrupa neden sanatımıza soğuk bakıyor? Bu soruların cevabını bulmak için soruşturmayı derinleştireceğim..

Allahın bir hikmeti, bu memleketin her tarafından sanatçı fışkırıyor.. Her iki kişiden biri sanatçı.. Hatta iki kişiden biri sanatçıysa diğeri "potansiyel" sanatçı..

Geçenlerde kafadan bir hesap yaptım.. Kilometrekareye yaklaşık altı yüz sanatçı düşüyor.. Baharda yağışlar mevsim normallerinin üzerine çıkarsa bu sayı hasat zamanı sekiz yüze kadar çıkıyor..

Sanki memleketin dört bir yanında "Sanatçı Üretme Çiftlikleri" var.. Buradaki damızlıklar durmadan sanatçı doğuruyor.. Biraz beslenip "kasaplık hale gelenler" hemen piyasaya salınıyor..

Milletçe Atatürk ile inatlaşıyoruz..

Rahmetli Gazi Paşamız "Efendiler, "Doktor, mühendis, başbakan hatta fenni sünnetçi olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız.." demişti ya! Bu laf milletin ağırına gitti galiba.. O yüzden herkes sanatçı olmaya çalışıyor..

Sanatçı olmak

Aslında sanatçı olmanın bir zorluğu da yok.. Önce bir türkü belleyeceksin.. Diyelim ki "Manda yuva yaptı söğüt dalına.." türküsünü belledin.. Bu türküyü icra edecek bir TV kanalı bulacaksın..

Eh Allah'a şükür.. Memleketimizde TV kanalından bol bir şey yok.. Eski coğrafya kitaplarında memleketimiz tarif edilirken "Türkiye bir tarım ülkesidir.." denir ve "Başlıca ihraç malları.." faslında fındık, kuru incir, kuru üzüm ve tütün sıralanırdı..

O kitaplar hâlâ okutuluyorsa memleketin tarifi "Türkiye televizyon kanalları marifetiyle yönetilen bir çeteler ülkesidir.." diye değiştirilmeli.. Arkasından "Başlıca ihraç malları.." bölümüne; eroin, baz morfin, afyon ile birlikte "sanatçılar" eklenmeli.. Rezervimiz o kadar bollaştı..

***

Nasıl sanatçı olunduğunu anlatıyorduk.. Diyelim ki türküyü icra edecek bir TV kanalı buldun.. İşte o saatten itibaren sanatçı unvanını hak ettin, demektir..

Artık ekrana çıktığın zaman gerçekten güzel bir yorum mu yaptın, yoksa böğürdün mü, kimseyi alakadar etmez..

Bir türkü bile adamı sanatçı yapmaya yeter.. Bizdeki standart bu..

Eskiden "Hanende" diye bir sözcük vardı.. "Hanende-Gân" sözcüğünden kısaltılmış.. Profesyonel olarak şarkıcılık yapan hanımlar için kullanılırdı.. "Muganniye" sözcüğü de aynı manaya gelir..

Yüzde doksanının okuma yazma bilmediği 1920'li yıllarda bile önüne gelene sanatçı denmezdi..

Zaten dünya dillerinde de böyle bir laubalilik yok.. Şarkı söyleyene "şarkıcı" der, geçerler..

Eğer bir şarkıcı mesleğini icra ederken gerçekten bir üslup farkı, yorum farkı yaratmışsa; terennüm ettiği şarkıya kendiliğinden bir şeyler katıyorsa "sanatçı" tarifine girer..

Cahil cehaleti..

Geçenlerde TRT-1'i seyrediyordum.. Gece yarısından sonra sunulan bir program var.. Stüdyo FM.. Sunucusu da Meltem adında cici bir kızcağız.. Çok da başarılı buluyorum o programı..

TRT'nin fazla parası olmadığından kızcağız ekibi toplayıp Antalya kıyılarında bir yere götürmüş.. Denizin kenarına iki sandalye atmış.. Konukları ile orada konuşuyor..

Yalnız cildi her programda biraz daha kararıyor.. Programında kafama takılan tek şey yönetmenin deniz dalgalarına olan takıntısı.. Diyelim ki konuğun yüzünü yakın plan ekrana getiriyor..

Bir başka kamera marifetiyle tespit edilen deniz görüntüsünü ekranda konuğun yüzüne bindiriyor.. Dalgalar sahile vurdukça olan konuk şarkıcıya oluyor.. Ağzından köpük saçar gibi görünüyor..

İşte konukların köpürtüldüğü o programa Seçil diye bir kızcağızı çıkardılar ekrana.. Pop sanatçısıymış (!) eskiden hemşireymiş ama şimdi kendini öyle tarif ediyor.. Çünkü bellediği bir iki türküsü var..

Ama o da benim gibi önüne gelenin sanatçı diye tarif edilmesine kızıyor.. Aldı Meltem Hanım'ı karşısına.. "Baştan bilseydim sanatçı olmaz hemşirelikte kalırdım.." deyiverdi..

Kızın TV'deki o konuşmasını alacaksın.. "Sanatçı sözcüğünün nasıl uluorta kullanıldığına dair bir belgedir.." deyip devlet arşivinde saklayacaksın..

***

Aslında kabahat yine bizimkilerde.. Yani medya leşkerlerinde..

Çünkü önüne gelene "sanatçı" damgasını vuran bizimkiler.. Bu sözcüğü o kadar çok kullandılar ki "kamera karşısında zıplayan, mikrofona nara atan.." kim varsa, kendine sanatçı deme cesaretini buldu..

Yine de bizim medya leşkerlerine fazla kızmamak lazım.. Bunların kısm-ı umumisi dört yüz kelime ile konuşup yazar.. Yani "ifade zenginliği" bakımından ele alındıklarında, TV zoru ile sanatçı olanlardan pek farkları yoktur..

Ekranda boy gösteren herkesi "sanatçı" zannetmeleri o yüzden..

Gerçi arada sırada zeka belirtisi gösterip "iğneli ifadeler" kullanan da var.. Mesela şarkıcı diye bildiğimiz birinden söz ederken "Sanatçı şu sıralarda şarkılarından çok aşkları ile gündemde.." deyiveriyorlar..

Böylece sözü edilen kişinin "fahişelikten ekmek yediğini" anlıyoruz ama bu örneği verirken bile "sanatçı" sözcüğünü kullanmadan edemiyorlar..

Vakti zamanında bir futbolcuyla basılan pavyon şarkıcısının haberini kullanmıştık.. Kadın beni pavyondan telefonla arayıp "Sanatımla ilgili haberleri yazmıyor, orospuluğumla ilgili haber bulunca hemen basıyorsunuz.. Teessüf ederim.." demişti..

Alanın satanın razı olduğu bir düzenin döndüğünü kafama çakmıştı..

Düzenin bir yanında kendine sanatçı süsü verenler, diğer tarafında da onları "sanatçı" diye parlatan medya leşkerleri.. Arada kaynayanlar ise gerçek sanatçılar oluyor..

Taşı gediğine koydum mu?

560 defa görüntülendi.