|
Sağlıklı yemek iyidir!
İstanbul'da tek bir örneği var.. Montignac adındaki mekan.. Buraya dadanmanın faydası şu.. Sıhhi yemekler yiyip narin bedeninizi kolesterol gibi zararlı şeylerden koruyorsunuz.. Kilo almıyorsunuz.. Ancak "sinir sistemi üzerinde" yan etkileri de var.. Bu sıralarda lüks restoranları denetleyen belediye zabıtası muamelesi görüyoruz.. Hangi davete icab etsek, yazdıklarımızdan dolayı ev sahibi geriliyor.. "Acaba bizi de diline dolayacak mı?" diye kendine stres yapıyor.. Bu konuda oluşan imajımda bir haksızlık var.. Huysuz ve yemek seçen bir adam değilimdir.. Aksine önüme ne korlarsa yerim.. Tek sorunum yerken ölçülü olamayışım.. Üstelik doyduğumu anlamam.. Eğer masada bana yakın birileri varsa iyi.. Onlar kaş göz edip doyduğumu haber verirler, ben de yemeği keserim.. Ercan Arıklı'nın Aktüel Dergisi yönetimi dün gece bir yemek verdi.. Yemeğe derginin çalışanları iştirak etti.. Yemeğin bahanesi neydi bilemiyorum, belki sene-i devriyeleriydi.. Belki de Aktüel'in düşman işgalinden kurtuluşunu kutluyorlardı.. Ercan Bey benim de gelmem yolunda ısrar etti.. Ayrıca Zafer Mutlu da huzurlarıyla mekanı şereflendirecekmiş.. Kendi kendime "Eh! İşin içinde Zafer Mutlu varsa yemek hem güzeldir, hem de doyurucudur.." diye düşündüm.. Yeri de tarif ettiler.. "Nispetiye Caddesi'nde Set Kebapçısı var, onun hemen yanında Montignac diye şık bir restoran.." Hemen bulurmuşum.. Buldum da.. Ama bulduğumda saat 22.30'du.. Efendim burası bildiğiniz restoranlardan değil.. Ama ilk bakışta anlaşılmıyor.. Her restoranda olduğu gibi burada da masa ve sandalyeler var.. Yani yer sofrası kurulmamış.. Müşteriye garsonlar hizmet ediyor.. Yemeği tabaklarda yiyip, çatal bıçak kullanıyorsunuz.. Aktüel'in yemeği Ercan Bey'in masasına oturdum.. Zafer Mutlu, Ergun Babahan ve dergi grubunun paşası Mehmet Demirel de aynı masada.. Önüme servis açılırken sabırsızlığım en yüksek noktaya çıktı.. Çünkü iki saat top oynadıktan sonra yollara düşmüşüm.. Somalili çocuklar gibi açlıktan gözüm dönmüş durumda.. Önce önüme bir tabak koydular.. Tepeleme ot dolu.. Üstelik tanıdık bildik otlar değil.. Arada iki kıymık domates.. Üstünde de abonman bileti boyunda ve kalınlığında incecik bir soğuk et... Önce "kamera şakası" sandım.. Yemek niyetine konan tabağa dik dik bakıyorum.. Gözlerimle garsonları arandım.. Ortada dolanıyorlar ama müşteriyle göz göze gelmemeye yeminli gibiler.. Hiç yüzünüze bakmıyorlar.. Belli ki yemek niyetine çıkarılan şeyi onlar da izah edemediklerinden ezik duruyorlar.. Ercan Arıklı ev sahibi konumunda olduğundan ona terslendim.. "Ne bu?" dedim.. "Yedikten sonra geviş mi getireceğim?" *** Havanın gerildiğini anlayan Zafer Mutlu araya girip "Merak etme arkadan başka şeyler de gelecek" dedi.. Bu arada Mehmet Demirel'den buranın herhangi bir restorana benzemediğini, İstanbul'un tek "sağlıklı yemek restoranı" olduğuna dair bir vaaz dinliyoruz.. Ben de çatal marifetiyle zaptettiğim otları ağzıma tıkıyorum.. Hacim olarak önce yeterli gözüküyorlar ama ilk çiğnemede ufacık hale geliyorlar.. İşin yoksa yutmadan evvel dilini ağzında dolandır, lokmanın yerini bul.. Hayatımda ilk kez koyun milletini daha iyi anladım.. Neden durmadan otladıklarının sırrını çözdüm.. Çünkü bu ot denilen mereti ne kadar çok tıkınırsan tıkın, çiğnendikten sonra geriye bir şey kalmıyor.. Birinci yemeği otlayıp bitirdim.. Ardından önüme başka bir tabak sürüldü.. Allah sizi inandırsın o restorana kendi başınıza gitseniz önünüze yemek niyetine konan şeye dokunmaya cesaret edemezsiniz.. Ben diyeyim yemek, siz anlayın Bedri Baykam'ın elinden çıkma bir "Merhaba bahar" tablosu.. Bir çeyrek domatesi ezip tabağın dibine sıvamışlar.. Ama Japon bayrağının ortasındakı kırmızı güneş gibi tostoparlak.. Üzerine üç tane haşlanmış kabaktan kesilme yaprak motifi koymuşlar.. Ortaya da tavuk eti rulo gibi bir şey yerleştirmişler.. Yine aynı tavuk.. Tavuğun etini o kadar ince kesmişler ki içine koydukları malzeme sanki saydammış gibi görünüyor.. Meraklısı için yazıyorum.. Rulonun orta yerinde ıspanak ve bir kayısı var.. Hani bir uçak yolculuğunu anlatırken "Stuffed chicken in apricot sauce vegetables.." diye bir yemekten söz edip "Kıçına kayısı tıkılmış tavuk.." diye tercüme etmiştim ya.. İşte bu da öyle bir şey.. Ancak aşçı tavuğun kıçına kayısı tıkarken biraz hoyrat davranmış, kayısıyı hayvanın içine kaçırmış gibi duruyor.. Masadakilerin "Bizi rezil etme.." dercesine kaş göz etmeleri üzerine bunu da vukuatsız yedik.. İki çatal hamlesine patladı.. *** Son olarak da buzlu çorba getirdiler.. Üzeri kırmızı toz gibi bir nesne ile kaplı olduğundan çorbanın içinde ne olduğunu çözemedim.. Ancak kesilmiş yoğurttan yapılma cacık tadındaydı ve içinde yirmi otuz parça "leblebi iriliğinde" buz kırığı vardı.. Tahminime göre bu yemeğin kalori olarak pek faydası yok.. Faydası daha çok psikolojik.. Maksat müşteriyi "nefsini terbiye edip" hayata hazırlamak.. Ummadık olaylar karşısında sinir sistemini kontrol etmesini öğretmek.. Buzlu çorba ile ehlileştirip topluma kazandırmak.. Yandaki Set kebapçısından gelen et kokuları ise bu eğitime ayrıca katkıda bulunuyor.. Sanki bu mekanı açarken Set kebapçısının yanına, "Bakalım müşterilerimiz iradelerine sahip olabilecek mi?" diye açmışlar.. Şahsen irade konusunda iddialıyımdır.. Mekanı saat 24.00'te terk ettik.. Bebek köftecisine gitmemek için kendimi saat 01.00'e kadar tuttum.. Çelik gibi iradem varmış.. 555 defa görüntülendi. |