Ne söylersem tersi çıkıyor..

Buna yanılmak demek doğru olmaz.. Gerçeği tersinden görmek denir.. Demek ki ben "Bu iş şöyle olur.." diyorsam yüzde yüz öbür türlü olacak demektir.. Şikayet edeceğinize bu özelliğimden yararlanmaya bakın..

Eskilerin icad ettiği laflardan biridir.. "Atın ahmağı rahvan, insanın ahmağı pehlivan olur.." derler.. Gerçi pehlivanlık artık demode bir zenaat oldu.. Onun yerini futbol aldı..

Eskinin köy pehlivanları, ellerinde zembil köy köy dolaşıp güreş kovalarlardı.. Onun yerini şimdi fiyakalı marka çantalar aldı.. İçinden kispet çıktı.. Futbol ayakkabısı, forma, diğer malzemeler girdi..

Biz de eskinin köy pehlivanları gibi elimizde zembil, o halı saha senin bu halı saha benim dolaştığımızdan, adımız futbol otoritesine çıktı..

***

Artık ne kadar spor magazin programcısı varsa peşimde.. Halı sahada bile rahat bırakmıyorlar.. İki pas arasında beni çizginin kenarına çekip "akla ziyan bir soru" soruyorlar..

Gerçi benim seyretmeye fırsatım olmuyor ama eşten dosttan alıyorum haberlerini.. "Seni Paparazzi'de gördük.. Geçen gece Televole'deydin.."

Fiyakamı bozdular

Bakmayın siz onların beni otorite yerine koyduğuna.. O haber programlarında söylediğim lafları alt alta istifleseniz, cümlesinden bir mana çıkarmak mümkün olmaz..

Tabii benim cezai ehliyetim olmadığından lafı sallayıp gidiyorum.. Bir başka programda da tam tersini söylüyorum.. Şikâyet yok.. Yalnız bir kere.. STAR'da yayınlanan bir haber programında fiyakamı fena bozdular..

Bizim Meriç Tunca'nın yaptığı bir programmış.. Taaa gündüzden aradı beni.. "Ağabey ille de canlı bağlantı yapalım.." diye tutturdu.. Kıramadım.. "Gece Osman adında bir arkadaşıma yemeğe gidiyorum.. Oranın telefonunu vereyim.. Arayın bari.." dedim..

Gece vakti çoluk çocuk icap ettik davete.. Cansel birbirinden güzel yemekler yapmış.. Buz gibi içkileri yudumlarken sohbet ediyoruz.. Zııırrr! Telefon..

Ben canlı yayını filan unutmuşum.. Karşımda bizim Meriç..

Sesini duyar duymaz olay aklıma geldi tabii.. Başımı televizyona çevirdim.. Meriç ile ortağı ekrandan bana bakıyorlar.. Onların suskunluğu sayesinde anladım ki soruyu da sormuşlar..

O kafa ile cevap vereceğiz, memleketin spor kamuoyu içine buz atılmış alkollü fikirlerimizden istifade edecek.. Kurnazım ya! Zaman kazanmak için bastırdım:

- Nerede kardeşim benim fotoğrafım, dedim.. Neden ekranda fotoğrafım yok..

Türk televizyonculuğunun canlı bağlantı tarihine geçecek bir yüzsüzlük örneği yani.. Çocuklar da havalarını kaybettiler.. Durdukları yerden teknik elemanlara sesleniyorlar:

- Selahattin Abi'nin resmini hazırlamadınız mı? diye..

Stüdyoda patır patır ayak sesleri.. Ben de soruyu hatırlamaya çalışıyorum.. Derken resmimiz geldi ekrana.. Onlar soruyu tekrarladılar.. Başladık fikrimizden ince ince takdime..

***

Galiba Galatasaray'ı methediyordum.. Belki de Feneri.. Tam hatırlamıyorum.. Ama yüksek perdeden "yanılmaz bir otorite gibi" salladığım besbelli.. Meriç birden lafımı kesti:

- Ağabey, iyi hatırlıyorum.. Siz Brezilya'da Fener'i izledikten sonra "Bu takım şampiyon olamaz" diye yazmıştınız.. O sene Fener şampiyon oldu.. Bu sezona başlarken de "Galatasaray'dan bir şey olmaz" diye yazdınız.. Ama şampiyon oldular.. Buna ne diyeceksiniz!

- Elinin körü..

Oğlan resmen milyonlarca seyirciye "Bunu ekrana getirip danıştığımıza bakmayın.. Bu adam gel git akıllıdır.. Ne diyorsa tam tersi çıkar.." mesajı veriyor..

Anlayacağınız fena halde faka bastırdılar beni..

Son çekim olayı..

Herkes spor magazin programı yapar da Kenan Erçetingöz durur mu? O da bir program icad etmiş kendine.. Yakında başlayacaklar..

Cuma maçı için Aydın'ın sahasına gittiğimde bir televizyon ekibini beni beklerken gördüm.. "Hayırdır!" dedim.. Burcu adında bir genç muhabir.. Elinde mikrofon.. Gülümsüyor.. "Bir şeyler çekmeye geldik de.."

- İyi.. Ne yapalım? Çekin bari..

Giyindik formamızı.. Tozluğumuza kadar her şey tekmiş.. Çıktık sahaya.. Daha maçın başlamasına zaman var.. Kendi kendime "Biraz koşayım, ısınayım.." dedim..

Sahanın kenarından başladım koşmaya.. Aaaa! Baktım Burcu da yanımda koşuyor.. Şöyle bir iki yüz metre yanyana koştuk.. Benim ciğer kalaycı körüğü gibi inip çıkmaya başladı..

Kızda en ufak bir soluma fazlası yok.. Yarım metre kadar önümden koşarken elindeki mikrofonu uzatmış, sorularından cevap almaya çalışıyor.. Sanki hiç koşmamış gibi..

Karikatürlerde olur ya! Adam katırın üzerine tüner.. Elindeki sopanın ucundan havucu sallandırır.. Maksat, pisboğaz katır gayrete gelsin.. Durumumuz aynen öyle.. O mikrofonu uzatmış koşuyor, ben de katır inadıyla yetişmeye çalışıyorum..

İki tur sonunda iyice kesilmeye başladım.. Koşmayı bırakacağım lakin bizi seyreden ahaliye madara olacağız.. Sahanın etrafını bir de "Artist gelmiş.." zanneden meraklılar doldurmuş..

İçimden "Kızım biraz dur be.. Bari yavaşla.." diye geçiriyorum.. Ne fayda! Üstelik ayağında altı santimlik ince topuklu ayakkabılar var..

Valla o kameramana da bravo.. Kız önden, kameraman arkadan.. Beni aralarına alıp iki tur kadar daha koşturdular.. Artık gerçekten röportaj mı yaptılar yoksa "Şunu koşturup kalpten telef edelim.." diye ince bir cinayet planı mı hazırladılar.. Pek çıkaramadım..

Cevap niyetine neler hırladığımı ben de bilemiyorum.. Galiba seyredeceğim ilk spor-magazin programı bu olacak.. Çünkü neler söylediğimi ben de merak ediyorum..

546 defa görüntülendi.