Milli irade yanılır mı?

Milli iradenin "lider" diye Meclis'e soktuğu birbirinden babayiğit parti liderimiz var.. Ne çare ki bir araya geldiklerinde tırnak kadar bir kadınla başa çıkamıyorlar..

O bakımdan Tansu Hanım'ı çok takdir ediyorum.. Mini minnacık bir kadın.. Giydiği etekliği bozup "toz bezi" yapsanız, avucunuzu doldurmaz ama dağ gibi liderlere kan kusturuyor..

Allahtan memleketimiz gelişti de mahalle çeşmesi düzeninden, suyu evlerimize akıtan İSKİ düzenine geçtik.. Yoksa bu liderlerden bir tanesi bile, Tansu Hanım'ın korkusundan mahalle çeşmesine gidip; bir kova su almaya cesaret edemezdi..

Susuzluktan kırılır rejimi bitlendirirlerdi..

***

Aslında kabahat liderlerde de değil.. Onları lider diye seçip Meclis'e gönderen milli iradede.. Vatandaş bunların bu kadar kof çıkacağını nereden bilsin..

Tiplerine bakıyor.. Hepsi birer kırkpınar pehlivanı cesametinde.. Bakışları sert, huyları bozuk.. "Tamam" diyor.. "Bu lider benim hakkımı yedirmez.." Oyunu veriyor.. İşte sonuç..

Ben şahsen en çok Mesut Bey'den umutluydum.. Bu kadının hakkından gelse gelse Mesut Bey gelir, diyordum.. Neden derseniz propoganda için çıktıkları TV programlarında Tansu Hanım'ı pataklamasına ramak kalmıştı..

O da boş çıktı.. Kadını önceki gün makamında ziyaret etti.. Tansu Hanım "Ver benim devremülk başbakanlığımı.." diye bağırıp çağırmaya başlayınca; ikram edilen çayı bile içemeyip, dışarı kaçtı.. Lafı biraz uzatsa Tansu Hanım üzerine atlayıp yüzünü gözünü cırmıklayacaktı..

İşte liderlerimizin bu halleri yüzünden benim "milli iradeye" güvenim hiç kalmadı.. Zaten eskiden de yoktu.. Bu milet ne zaman ki Zeki Müren'i "En iyi erkek sanatçı" Bülent Ersoy'u da "en iyi kadın sanatçı" seçti.. Benim milli iradeye olan itimadım bitti..

Hükümeti bozalım

En çok şaşırdığım da 130 kiloluk gövdesi ile Tansu Hanım'ın peşinden ayrılmayan Necmettin Hoca.. Parti lideri olduğunu bilmeseniz Filiz Nurullah Pehlivan'ın torunu zannedersiniz..

Rahmetli Filiz Nurullah 180 kilo gelirdi.. Hoca rejime dikkat ettiğinden kilosunu 130 dolaylarında muhafaza edebildi.. Ama görünüş olarak Kırkpınar Başpehlivanı heybetinden birşey kaybetmedi..

O haliyle takılmış kadının peşine, nereye sürüklerse oraya gidiyor.. Tansu Hanım "Hükümeti bozalım.." diyor.. Hoca Efendi "Peki nasıl geri alacağız.." hesabını yapmadan "Hay.. Hay.."ı bastırıyor..

Kadın aklına uyup başbakanlığı kaptırdığından beri de kara kara düşünüyor..

***

Vakti zamanında Padişah'ın sarayına komşu bir adamcağız varmış.. Karısı sabah akşam "Koca padişahın komşusuyuz.. Bir ihsanını göremedik.. Ne uyuşuk adamsın.." diye söylenip başının etini yermiş..

Adamcağızı dırdırı ile o kadar bizar etmiş ki sonunda dayanamayıp "Be kadın.. Ne yapayım yani.. Koca padişahla nasıl yakınlık kurayım.." diyeceği tutmuş.. Kadın akıl vermiş;

- Be adam.. Bahçedeki kayısı ağacından biraz kayısı topla. Bir sepete koy.. Saraya git.. Padişah'a hediye getirdim diye içeri gir. Efendimize kendini komşunuzum, diye tanıt.. O seni boş göndermez..

Adamın aklına yatmış.. Karısının dediği gibi kayısıları toplayıp küçük bir sepete koymuş.. Sarayın kapısına dayanmış..

Aksiliğe bakın.. O gün memuran takımından bir grup kapıda "Maaşımız az.. Geçinemiyoruz.." diye nümayiş yapar, ileri geri konuşurmuş.. Padişah bu olayı duyunca sinirlenmiş ve vezirine "Kapıda kim varsa tutup zindana tıkın.." emrini vermiş..

Bostancılar kapıdakileri toplayıp gereğini yapmışlar.. Bizim "karı dırdırı yılgını" talihsiz komşu da aralarında.. Hepsini zindana atmışlar..

Kayısı maddesi

Adamcağız "Ben gösteri yapmak için gelmedim.. Padişahın komşusuyum.." dediyse de kimseye laf dinletememiş.. Bir ay, altı ay, bir yıl, iki yıl, derken içeride unutulup gitmiş..

Yıllar sonra bir gün Padişah'ın aklına zindanı ziyaret etmek gelmiş.. Vezirlerini alıp zindana inmiş.. Mahkumlarla konuşmaya başlamış.. Sıra bizim adama geldiğinde "Senin suçun ne?" diye sormuş..

Adamcağız da başlamış anlatmaya.. "Ben komşunuzum.. Size kayısı getirdim.. Beni gösterici sanıp içeri tıktılar, yıllardır derdimi anlatamadım.."

Padişah bir soruşturmuş ki adamın söyledikleri doğru.. Yıllardır na'hak yere hapis yatıyor.. Çok üzülmüş.. Hemen adamı serbest bıraktırmış..

Gönlünü almak için de "Seni çok üzdük.. Dile benden ne dilersen.." demiş.. Adam biraz düşünmüş:

- Bana bir Kur'an-ı Kerim, bir balta lazım.. Ayrıca 200 gümüş dirhem verirseniz yeter..

Padişah şaşırmış.. "Be adam.. Yıllarca boşu boşuna hapis yattın.. Tüm isteyeceğin bu kadarcık mı?" demiş.. Adam ısrarla "Bu kadarı bana yeter.." cevabını verince daha da meraklanmış;

- Peki dediklerini vereceğim ama bir şartla.. Bana ne yapacağını anlat..

Adam acı acı gülüp başını sallamış..

- Bu baltayla bahçedeki o kayısı ağacığını keseceğim.. 200 dirhemi karıya vereceğim.. Mihr-i müeccelini ödeyip boşayacağım..

- Peki ya Kur'an-ı Kerim?

- Haaa! O mu? diye sormuş.. Kur'an'a el basıp "Bir daha karı lafıyla iş yapmayacağıma dair" yemin edeceğim..

***

Bu okuduğunuz merhum Bal Mahmut'un ünlü fıkralarından biriydi.. Bal Mahmut 27 Mayıs sonrası hapis yatmıştı.. Niye yattığını soranlara da "Kayısı maddesinden" deyip bu fıkrayı anlatırdı..

Son gelişmelerden sonra bu fıkra Necmettin Hoca'nın işine yarayacak.. Hükümeti niye bozdun? diye soranlara "Kayısı maddesinden" diyebilmek için..

475 defa görüntülendi.