Meslektaşlara geçmiş olsun..

Yazıma girmeden önce polis dayağından geçirilen gazeteci kardeşlerime geçmiş olsun diyorum.. Bu arada İçişleri Bakanı'nın "Polisin hangi ruh haliyle böyle davrandığını bilmiyorum.." vecizesinden "Demokrasilerde, polisin ruh haline göre vatandaşa dayak da atılabilir.." manasını çıkardım..

Şener Şen ile Uğur Yücel'in yakın silah arkadaşlarından biri olarak Royal Resort Otel'deki zorunlu ikametimin sekizinci gününü idrak ediyorum..

İlk yedi gün "dünya gözüyle bir sabah kahvaltısı yapmak" nasip olmadı.. Neden derseniz "Yarı Şaka Yarı Ciddi" oyununun bitiş saati gece yarısı.. Giyinme faslı filan.. Yola çıkıp da otele vasıl olmamız yarım ile bir arası..

Herkes önce odasına çıkıp bir makyaj tazeliyor, sonra yemeğe iniyoruz..

Sağolsun otel yönetimi, bizim oyundan geç gelmemizi hesaba katarak bir grup masayı hazır tutuyor.. Yemek yeme etkinliği de gece yarısından sonra ikiye kadar sürüyor..

Eeee! "Yemek bitti, hacı kız gitti.." yapacak halimiz yok ya! Muhabbet haliyle uzuyor.. Sabahın ilk ışıklarını idrak ederken odaların yolunu tutuyoruz.. Ondan sonra gel de kahvaltıya yetiş..

***

Dün kendi kendime "kahvaltıya mutlaka katılacaksın.." talimatını verdim.. Çok da kararlıydım ama uygulayamadım.. Sebebim, Şener Şen'in Amerika'dan gelen kızı Bengü oldu..

Ustayı yakından izleyenler biliyordur.. Şener Hoca'nın Amerika'da tahsil gören bir kızı var.. Bu yaz başında okulu bitirip Türkiye'ye geldi.. Sessiz, sakin bir kızcağız..

SCRABBLE OYUNU..

Bengü, çok neşeli ve konuşkan olan Şener Şen'in küçük bir kopyası gibi.. Lakin babasının "ağır devirli" bir kopyası.. Sanki "Slow Motion" düğmesine basıp bütün hareketleri yavaşlatılmış..

Asla acelesi yok.. Her durumda ağır ağır konuşup, ağır ağır hareket ediyor.. Sadece birinci vitesi kullanıyor.. Sanki Amerika'da dört yıl yüksek tahsil yapmamış.. "Nasıl ağır hareket edilir.." kurslarına gitmiş..

Masanın üzerinde duran bardaktaki suyu içmek için bile birkaç dakika düşünüyor.. O bardağı en az kalori harcayarak nasıl alabileceğini hesapladıktan sonra, elini uzatıyor..

Orkestranın flütçüsü Doğan, kahvaltı için erken kalkmaya karar verdiğim gece bizlere "Scrabble oynamayı" teklif etti.. (Meraklısına not: Müzisyenler, zurnanın eğitim görmüşüne flüt diyor..)

Bu scrabble denilen şey, gençler arasında çok yaygın olan bir kelime türetme oyunu.. Çapraz bulmaca gibi karelere bölünmüş bir tabelanın başında oynanıyor..

Benim delikanlılık yıllarımın "kültürel" oyunlarından "okey"e benziyor.. Onun gibi tahtaları ve taşları var.. Yalnız taşların üzerinde harfler bulunuyor.. Yedi harf taşı ile başlayıp sıra ile kelime yazmaya çalışıyor, yazdığınız kelimeye göre puan alıyorsunuz..

İşte en büyük hatayı Doğan'ın oyun teklifini kabul etmekle yaptım.. Oyunculardan birinin Bengü olabileceğini hesaba katamadım..

Normalde bir saat içinde bitmesi gereken oyun gecenin ikisinde başladı.. Göynük köylerindeki camilerin müezzinleri Ezan-ı Muhammedi'yi icraya başladıklarında biz hala tablanın başındaydık..

Oyun sırası Bengü'de olduğu için onun düşünmeyi bitirip, hamle yapmasını bekliyorduk..

***

Bengü taşını çekeli tam on dakika olmuş.. Sayı tabelasında sonuncu olduğumdan zaten gerilmişim.. Doğru dürüst bir kelime gelmiyor aklıma.. Bengü sırasını savarsa ben oynayıp, puan alabileceğim ve sonunculuktan kurtulacağım..

Elimde bir tek işe yarar (A) harfi var.. Tabelanın üzerinde de kullanabileceğim (M) harfi.. Yazabileceğim kelimenin münasebitsizliği yüzünden iç hesaplaşma halindeyim..

İçimden kendimi "Ulan kazık kadar adamsın.. Aklına geleni yapmak sana yakışır mı?" diye azarlıyorum.. Bir yandan da "Hay senin 156 IQ'na köpekler işesin.. Tırnak kadar çocuklara yenilecek misin? Başarı için her yol mübahtır.." deyip, kendimi gaza getiriyorum..

DÜŞÜNME REKORU..

Kesin bir karar vereceğim lakin Bengü düşünmeyi hala sürdürüyor.. Dayanamayıp "Bengü oynasana.." dedim. Gözleri tabelanın üzerindeki bir hedefe kilitlenmiş olduğundan, başını kaldırmadan cevap verdi..

- Aaa! Sıra bende miydi?

Biz oyunu düşündüğünü sanıyorduk, meğer o tefekküre dalmış.. Oyundan başka ne lazım değilse onu düşünüyormuş.. Böylece düşünme hakkını yeniden kullanmaya başladı.. Yaklaşık sekiz dakika sonra pas geçmeye karar verdi..

Gerçi sıranın gelmesini beklerken telef olduk ama bu vesileyle aklıma "MA" sözcüğünü getirdim.. Hani çapraz bilmecelerde "Eski dilden su.." sözcüğünün karşılığı olan kelime..

Hakkımı bu sözcükle kullanıp, zevahiri kurtardım.. Bengü geri kalan üç hamlesini yaklaşık kırk dakikada yaptı..

Oyun bittiğinde saat yediye geliyordu.. Onlar odalarına çıkarken ben resepsiyona gittim ve uyandırma yazdırmak istediğimi söyledim..

- Saat dokuzda kalkmak istiyorum, dediğimde oradaki çocukcağız "kafa mı buluyor acaba.." gibilerinden yüzüme baktı..

Uykusuzluktan gözlerimin ifadesi de değişmiş.. Gazetedeki resmimden bildiğiniz "delici ifade" kaybolmuş.. Oğlana yumuk yumuk olmuş gözlerle bir köstebek kararlılığında bakıyorum..

Dalga geçmediğimi anladı ve uyandırma notumu aldı..

İyi ki akıl edip saat dokuza uyandırma yazmışım.. Yoksa, öğleden sonra saat birde kalkamazdım..

Gerçi kahvaltıyı yine kaçırdım ama kararlılığımı sınama fırsatını buldum.. O kahvaltıyı kesinlikle yapacağım..

Bir gün mutlaka!

NOT: İstanbul milletvekili Bahattin Yücel'in gönderdiği klimalı araba hala altımda.. İade edersem alınır diye çekindim.. Bahattin çok iyi bir milletvekili.. Ben seçmeni olarak çok memnunum.. Seçim filan olursa oyunuzu yine ona verin..

580 defa görüntülendi.