Mert dayanır namert kaçar..

Bir halk şairi er meydanından kaçanlar için böyle diyor.. Atasözleri üretim merkezinde çalışan yaşlılarımız ise "Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır.." şeklinde başka bir hesap yapmışlar.. Çık bakalım işin içinden.. Hangisi doğru?

Geçenlerde durduk yerde bir "işgilli yüzük" olayı yaşadık..

Benim baş sorunum "yanlış anlaşılma" olduğundan, yazının girişine yazdığım bu cümleye belki beş dakika "Acaba yine bir vukuat çıkar mı?" diye baktım..

Odanın kapısı müşteri bekleyen berber dükkanı gibi sürekli açık duruyor ya! Geleni geçeni ekranın başına çağırıp "İşgilli yüzük" deyiminden ne anladıklarını sordum..

Sonuçlar elimde..

Bu arada, söylemesi ayıptır; atv'de yayınlanan "Bizim Michael" programına da akıl danelik yapıyoruz.. Tam bu sırada odaya yönetmenimiz Mert ile yapımcımız Gamze geldiler.. Aynı denetimden onlar da geçti.. Mert yazdığım deyimi okur okumaz; çarşı hamamında babasının münasebetsiz yerini gören çocuklar gibi güldü.. Yani anladı..

Gamze ise yaklaşık sekiz on saniye süren bir boşluk yaşadı.. "Hâlâ anlamadın değil mi.." şeklindeki sataşmalara "kliplerdeki terkedilmiş kadın" mahzunluğunda bakışlarla karşılık verdi.. Belli ki anlamadı.. Sonunda olayı Mert tatlıya bağladı: "Erkekler anlar, kadınlara da anlatır.."

Demek ki sizler de öyle yapacaksınız..

İki arada kaldık..

Geçenlerde Ümit Aktan'ın anlattığı maç hakkında bir yazı yazmıştım ya! Meramımızı anlatmak için lafı döndürüp dolaştırıp TRT'nin eski günlerine getirmiştik..

Daha doğrusu "Buradan salladık kılıcı, TRT'den çıktı ucu.."

O yazıda "TRT türkücüleri" için bir laf ettik.. Türkü sevenler gazaba geldi.. "TRT'nin assolistleri için" bir laf ettik.. Devlet memuru statüsünde çalışan ne kadar sesi güzel vatandaşımız varsa, cep telefonu marifetiyle ağıt yaktılar.. Öyle ağıtlar ki dinleyenlerin yüreğini paralar..

Kafası bozulan okurları tek tek telefonla arayıp "Yahu halk türkülerine ben de bayılırım.. Benim itirazım (Müdür beyin yeşil kürkü..) türünden türkülere.." diyemediğimizden, sözünü ettiğimiz olayların en az 20 sene önce yaşandığını anlatamadığımızdan arada kaldık..

***

Adam papaza günah çıkarmaya gitmiş..

"Peder.." demiş.. "Ben hırsızlık yapıyorum.. Ama bildiğin hırsızlardan değilim.. Çalmasına çalıyorum.. Çaldıklarımdan ihtiyacım kadarını kendim kullanıp, kalanı fakir fukaraya dağıtıyorum.. Bu kadar iyilik yaptığım halde polislere yaranamıyorum.. Yakalandığım zaman karakola götürüp eşşek sudan gelinceye kadar dayak atıyorlar.. Nedir benim durumum?"

Papaz bir süre düşündükten sonra cevap vermiş:

- Çalmak günahtır.. Sen hırsızlık yaparak günaha giriyorsun..

- Fakirlere iyilik yapmak da sevaptır.. Çaldıklarını onlara dağıtarak sevap kazanıyorsun..

- Sevabın günahını götürüyor, yediğin dayak da yanına kâr kalıyor..

Bizim durumumuz da bu hesap.. Memnun ettiklerimiz ile tepesini attıklarımız birbirini eşitliyor.. Yediğimiz sitem de elimizde kalıyor..

Delikanlı medya..

Yeri gelmişken bizim medyanın "delikanlılığı" üzerine de bir iki laf çakıştırmam gerekir..

Ümit Aktan o maçı çığırından çıkarmıştı ya.. Spor servislerinde bir öfke bir öfke.. En çok öfkelenenler de TRT'den yetişme eski maç spikerleri.. Onların çoğu şimdi spor yazarı..

Yazarlığın verdiği gayretle ağızlarına geleni söylediler Ümit için.. Ne çılgınlığını, ne densizliğini bıraktılar.. Onların verdiği gazla sayfa editörleri de Ümit'i biraz hırpaladı..

***

Aynı günün akşamı Ümit'i Savaş Ay'ın programında gördüm.. Çocukcağızın kendisi de ölçüyü biraz kaçırdığının farkında.. "Maçtan sonra kendimi banttan dinledim ben de kendime tahammül edemedim.." dedi..

Açıkçası kendisini, herkesten iyi kendisi eleştirdi..

O programda canlı bağlanan diğer eski spikerler ise başladılar Ümit'i methetmeye.. Sanki o gün sayfa editörlerini, spor müdürlerini kışkırtanlar onlar değil..

Neredeyse Ümit Aktan'ı eleştirenleri vatan haini ilan edecekler..

Allah'tan televizyonu seyrederken başımda şapka yoktu.. Yoksa onları dinlerken yere düşürürdüm..

Hep ters anlıyoruz..

Necip milletimizin olan biteni ters anlama huyu vardır.. Aslında bu huyun varlığını çok iyi bilirim de zaman zaman unuturum.. kalbimde kötülük olduğundan değil, kendimi yazıya kaptırdığımdan..

Bu ahali uzun zaman Erdal İnönü'yü "bulunmaz devlet adamı" zannetti.. Tıpkı Tansu Hanım'ı "laikliğin teminatı.." zannettiği gibi..

Şimdi çıkın sokağa.. "Köroğlu kimdir?" diye sorun.. Herkes "Bir kahraman.." cevabını verir.. Zenginden alıp fakire veren, bir tipleme.. Osmanlı zamanında "Bir Robin Hood ithal etme şansımız" olmadığından yerlisini sürmüşüz piyasaya..

*

Oysa bakın zalimlere savaş açan Köroğlu bir koşmasında ne diyor:

Beyler, ne ettiniz kestiğim başı..

Oniki pehlivan bir de binbaşı..

Diri tutup getirin yedi kardaşı..

Ben elimle kesem başları şimdi..

*

Yani bir kervan basmış.. Milletin kafasını kıtır kıtır kesmiş.. 12 pehlivanla bir binbaşıyı kesmiş doymamış.. Yedi kardeş varmış.. Onları diri diri istiyor ki kafalarını eliyle kessin..

Üstelik bunları yaptıktan sonra oturup eline saz alıyor, üzerine bir de türkü yakıyor..

Belki de doğru anlaşılmak için Köroğlu kadar kıyıcı, Köroğlu kadar acımasız olmak gerekirdi.. O zaman üzerimize türkü bile yakarlardı..

Bilemedik! Lakin ben yine de doğru bildiğimden şaşmam.. Biz medya yiğitleri böyleyiz işte..

"Bize derler medya efesi.. Kıçımızdan alırız nefesi.."

817 defa görüntülendi.