|
Medya Plaza'da kan davası..
Ben şahsen böyle şeyleri bilmem.. Kan davasına yabancıyım.. Benim bildiğim tek dava "pancar davası"dır.. O yüzden yazarların aralarındaki atışmalarını onaylamam.. Madem fikrin çok iyi, al silahı eline.. Git fikrine itiraz edeni vur.. Doğrusu budur.. Bizim Mehmet Barlas ile Hıncal Uluç arasındaki çekişmeyi gazetedeki köşelerinden izliyorsunuzdur.. Bana göre aralarındaki "fikir ihtilafı" yavaş yavaş kan davasına doğru gidiyor.. Eli kulağındadır.. Yakında "cennet mekanı" Medya Plazamız'da silahlar patlarsa şaşırmam.. İki yazardan biri, belki de ikisi birden telef olabilirler.. Zaten kulağıma geldiğine göre; Hıncal Uluç mankenlere silah dağıtmaya başlamış.. O kadar kararlı yani.. *** İşin tuhafı aralarındaki "fikir ihtilafının" ne zaman ve nerede başladığını hatırlayan da yok.. Bir rivayete göre Hıncal Uluç yeni başlayan mankenlerden birini alıp yemeğe götürmüş.. Kötü bir maksadı yok ama.. Bu manken milleti bir deri bir kemik oluyorlar ya! Hıncal Uluç öteden beri mankenlerin bu zayıflığını içine sindiremez.. O yüzden eline geçirdiği mankeni alıp "Hele şuna bir yemek yedireyim de yüzüne biraz kan gelsin.." deyip lüks restoranlara götürür.. Mankenlerin beslenmesi işini tek başına sürdürdüğünden adı biraz "manken meraklısına" çıkmıştır, lakin işin aslı budur.. Başka bir niyeti yoktur.. BARLAS'I KIZDIRMIŞ.. Hıncal'ın bir huyu da yemeğe çıkardığı mankenleri "memleket meseleleri" hakkında konuşturup, onların fikirlerinden yazı çıkarmak.. Bu yemekten sonra da öyle yapmış.. Manken kız pahalı şarabın etkisiyle biraz ileri geri konuşup, bildiği bütün fikirleri itiraf etmiş.. Hıncal da oturup köşesine yazmış.. Şimdi ne var bunda, diyeceksiniz.. Yazdığı makaleden söktürdüğümüze göre Hıncal, manken kıza "Boyun çok uzun, bu senin için bir dezavantaj yaratır mı.." diye sormuş.. Kız da "Hayır.. Niye yaratsın ki.." cevabını verince "Kih kih kih kih!" diye bir kahkaha atıp "Hani, boyu uzun olanın aklı kısa derler de.." şeklinde kıkırdamış.. Sonra otur bunu köşende yaz.. Aynı sayfanın kuzey batısında mukim Mehmet Barlas, yazıyı okur okumaz, kendisine sataşma olduğu hükmüne varmış.. Boyu uzun ya! Alınmış besbelli.. Kaleme sarıldığı gibi cevabi yazı döşemiş.. O günden beri o buna atıp tutuyor, bu ona.. Diyelim ki Hıncal bir konsere gitti.. "Mozart'ın opus 2 numaralı konçertosu.." diye yazmışsa, Mehmet Barlas köşesinden "Bir kere o konçerto opus iki değil, opus iki buçuktu.." diye cevap veriyor.. Kendi yazdıklarından öyle tahrikleniyorlar ki yakında sıra "Köprü altı cam cam, seni öpsün amcam.." edebiyatına gelecek.. *** Ben şahsen meselenin barışçı yollardan çözümünden yanaymış gibi yapıyorum ama fikrim başka.. Çünkü barışçı yollardan çözüm aramanın sonu yok.. Diyelim ki gazetenin orta yerine kilimleri, halıları, yaygıları serip üzerine sinileri dizdik.. Beyti Bey kazan kazan pilav yaptı.. Üzerine lop etleri dizip, yanına da hoşaf kaynattı.. İki hasım; Hıncal ile Barlas da ayrı ayrı yönlerden gelip, sofranın başına geçtiler.. Zafer Mutlu "aşiret reislerini barıştıran" olağanüstü hal valisi gibi aralarına dikildi.. Dualar edildikten sonra iki yazar öpüşüp barıştılar.. Zafer Mutlu'nun barışın ne kadar iyi birşey olduğu yolundaki nutku dinlendi.. Ardından yemekler yenildi.. Millet herşeyin yolunda gittiğini düşünüp dağılırken, bunların arasında yeni bir niza konusu çıkar.. Adım gibi eminim ki Hıncal böyle bir yemekten sonra oturup "etli pilavın" sağlık açısından ne kadar ağır etkileri olduğunu yazar.. Kolestrol sorununu açar.. Zafer Mutlu'ya "Barışma yemeklerinde niye sebzeye ağırlık verilmiyor.." diye hesap sorar.. ÇARE KAN DÖKMEK.. Mehmet Barlas ise aynı gün "Etli pilavın Osmanlı mutfağındaki yerini" anlatıp, konuyu tatlıya bağlamak isterken "Allahtan ben otobur değilim.." diye bir espri zorlatır.. Hıncal da "Vay bana koyun mu diyorsun.." diye alınır.. Alın size yeni bir düşmanlık sebebi.. Görüldüğü gibi sonu yok bu işlerin.. Benim fikrime gelince.. Ben olaya daha gerçekçi bakıyorum.. Bir kere Mehmet Barlas benim yakın komşularımdan.. Daha doğrusu dörtlü oda gubuplarındaki komşum.. Bu dörtlü gurubun bir başında ben, diğer başında Mehmet Barlas oturuyor.. Arada benim odaya bitişik Zeynep Göğüş'ün odası var.. Bir süredir "Zeynep'i bu odadan nasıl çıkarsam da odasını benim odama katsam.." planları yapıyorum.. Ama bunun için de önce Zeynep'e bir oda bulmak lazım.. Fikrimce Hıncal Uluç ile Mehmet Barlas arasındaki ihtilafı iyice körüklemem lazım ki bunlardan biri, diğerini telef etsin.. Artık ateşli silah mı kullanırlar, birbirlerinin kafasına bir taş mı ekleştirirler bilemem.. Ama birinden biri yaralandı, diyelim.. Bu benim işime çok yarar.. Yaralanan yazar hastanedeyken odasını işgal edip Zeynep'i içine yerleştiririm.. Zeynep'ten boşalan odayı da kendim için zaptederim.. Tamamen insani kaygılarla.. *** O yüzden ihtilafın başladığı günden beri ikisinin de yazısını dikkatle okuyorum.. Çıkardığım sonuçları değerlendiriyorum.. Dün Hıncal gazetede yoktu.. Mehmet Barlas'ın yazısını okuduktan sonra; "Uzun boylu, gözlüklü bir yazar; dün şahsınızda bütün Türk basınını rencide eden ifadeler kullanmıştır.. Yazıda kullandığı (Armudun iyisini ayı yer) ifadesini nefretle karşıladım.. Hala susacak mıyız! Susma sustukça sıra sana gelecek.. " şeklinde bir not yazdım.. Altına da "Bir dost!" imzasını attım.. Yazdığım notu Hıncal'ın kapısının altından içeri bıraktım.. Bakalım yarın ne olacak.. Ben şahsen çok ümitliyim.. Neden derseniz "Allah doğruların yardımcısıdır.." da ondan.. 574 defa görüntülendi. |