|
Kurtuluşum için en küçük bir ümit bile göremiyorum
Artık iyice eminim.. Allah beni "arada bir sopalamak için" bu Tatar Cengiz'i yarattı ve benim yakın çevremde konuşlandırdı.. Ne zaman odamda kendi kendime kalsam ve bir "Oh bee.." çeksem Tatar Cengiz karşıma dikilir ve bütün sinirlerimi yerinden oynatır.. Sakın yanlış anlamayın.. Tatar Cengiz Bey ile aramda en küçük bir kişisel mesele yok.. Ne bir çekişme, ne bir ihtilaf, ne de başka birşey.. Onun tek istediği elimden o günün "duvar yazısını" almak.. Buraya kadar bir itirazım yok.. Çünkü adam işini yapıyor.. İtirazım zamanlamasına.. Nasıl beceriyor bilemiyorum ama beni hep hazırlıksız yakalıyor.. Ya iki ayağım bir pabuca girmişken, ya heyecanlı bir tavla maçının ortasında gelip tepeme dikiliyor.. Akordu yeni yapılmış keman teli gibi geriliyorum.. Eğer yazı yazıyorsam, konuları birbirine karıştırırım.. Tavla oynuyorsam tek kapıya gele atmaya başlıyorum.. Bir stres ki sormayın.. *** Babıali'den Çiftetelli medyasına geçtik, bu arada çok şey değişti.. Bir tek Cengiz Yarbağ'ın lakabı değişmedi.. Bütün Babıali onu "Tatar Cengiz" olarak tanır.. Gazetenin baskısından sorumlu koordinatörümüzdür.. Sistemden çıkan bütün sayfalar ona teslim edilir.. Eksiğini, gediğini o bilir.. Baskı zamanı ile çalışma temposu arasındaki bağlantıyı o ayarladığından sözleri kanun gibidir.. "Yazını en geç şu saatte kadar vereceksin.." dediği zaman bitti. Ondan öteye beş dakika sarkamazsın.. Duvar yazıları... Bizim yazarlığımızın başlaması, diğerleri gibi normal bir gazete köşesinde olmadı.. Allahın bir hikmeti, üçüncü sayfanın tepesindeki duvarı boş bulup, üzerine fikir serpiştirmeye başladık.. O zamanlar bizde el değmemiş fikir de çoktu.. Lakin yerimiz dar olduğundan ille de üç beş kelime ile ifade etmek zorunda kalıyorduk.. Mesela o günlerde memur eylemleri yaşanıyor, polis tuttuğunu copuyla güzelleştiriyor diyelim.. Köşe yazarları "memurun dayak yemesi iyi midir, kötü müdür?" diye uzun uzun tartışırken, biz meramımızı o daracık duvara sığdırmaya çalışıyorduk.. "Memurun coplanması kötü birşey değil, malulen emekli olmasına katkıdır.." diyorduk ama bu kez de vatandaş yanlış anlıyordu.. O duvarda az cevher yumurtlamadık.. Sadece siyaset konusuna değil sosyal ya da kültürel tartışmalara da imzamızı attık: "Sinema günlerini boykot edin.. Özünüze dönüp Karagöz seyredin.." "Erkeklik öldü.. Katilleri entel barlarda.." "Uzayda hayat varsa mutlaka döviz bürosu da vardır.." "Sigara zammına karşı direnin.. Dumanı içinize çekmeyin.." *** Bu kadarla da yetinmeyip o minnacık köşeden vatandaşa her konuda pratik öğütler verdik. Okurların hayatını kolaylaştırma yolunu seçtik: "Saplantılarınızı prensip diye yutturun.." "Kız isterken KDV'si içinde mi diye sorun.." "Kazandığından fazlasını harca.. Suçu enflasyona yık.." Vatandaşa hizmet ede ede başımız göğe erdi ama bu işleri yaparken yakamızı bir güzel Tatar Cengiz'e kaptırdık.. Bazen duvar yazısı istemeye geldiğinde gözlerinde vahşi bir parıltı yakalar gibi oluyorum.. Beni bunaltmaktan sadistçe bir zevk aldığını düşünüyorum ama elimde kanıt yok.. Lakin meşrebi bu işe müsait.. Bir cenaze olayı.. Rahmetli gazeteci ağabeyimiz Tuğrul Tuna sağlığında buna notunu vermiş.. Yıllarca elinden çektiği Tatar Cengiz'e sağlığında gücünün yetmeyeceğini bildiğinden bir ceza planlamış.. "Sana vasiyet ediyorum. Öldüğümde tabutumun bir koluna yapışıp, mezara kadar hiç dinlenmeden taşıyacaksın.." demiş.. Tuğrul Dede vefat ettiğinde Cengiz Yarbağ'a vasiyeti hatırlatıldı.. Allahı var.. Kadirşinas adamdır.. Hatırlatan olmasa da yerine getirirdi.. Nitekim vefat haberini alınca gazetenin ressamlarından Yalçın Didman'ı yanına alıp meyhaneye gitmiş.. Üzüntüsünden bir güzel içmiş.. O kafa ile cenazeye son anda yetişmiş.. Yetişmiş diyorsam cenazeyi Karacaahmet'e giderken yakalayabilmiş.. Arabası ile peşlerine takılmış.. Karacaahmet'in içinde bir karışıklık olmuş.. Birkaç cenaze konvoyu aynı kavşakta karşılaşmışlar.. Cengiz de Tuğrul Dede'yi bırakıp 30 yaşlarında vefat eden evli bir kadının cenazesinin peşine takılmış.. Cenaze arabadan indirilirken Cengiz Yarbağ, vasiyet gereği tabutun bir koluna yapışmış ve kimseye bırakmıyor.. Yapıştığı kolun altında yediyüz, sekizyüz metre oflaya puflaya gitmiş.. Kabrin başında aynı yine gayretkeşlik.. Tabut kabre indirilirken Cengiz Yarbağ aşağı atlamış.. Mezarın içinde bir Cengiz Yarbağ var o kadar.. İşin garibi cenazeye katılan kalabalık bu gayretli adamı tanımıyor.. Herkes birbirine "Kim bu yaa?" diye soruyor.. Kadının kocası gözünün yaşını mı silsin, son anda ortaya çıkan garip bir adamın gayretini iyiye mi yoksa kötüye mi yorsun, bilemiyor.. Bizimkinin de kafası kıyak olduğundan durumun farkında değil.. Vasiyeti yerine getirecek ya.. Kadının kocası dahil mezara kimseyi sokmuyor.. Taaa ki hoca efendi "Hatun kişi.." lafını edene kadar bu böyle sürmüş.. O laf üzerine Cengiz Yarbağ ayılıp, kendisini izleyen yabancı cemaatin meraklı bakışları ile gözgöze gelmiş.. Elindeki küreği attığı gibi kaçmış.. *** Cengiz Yarbağ ne zaman duvar yazısı için tepeme dikilse bu olayı hatırlar, ondan kurtulmak için tarihi bir fırsatın kaçtığına hayıflanırım.. Tuğrul Dede bunun elinden kurtulamamıştı.. Şahsen kendim için de en ufak bir ümit görmüyorum.. 787 defa görüntülendi. |