|
Kes bir mevzu daha.. Yağlı olsun!
Aslında ben bu yazıyı Kurban Bayramı günlerinde yazacaktım ama o günlerde ahaliyi kan tutmuştu.. Yanlış anlamalar meydana gelebilirdi. O yüzden ertelemeyi uygun gördüm.. Daha iyi oldu.. Hem bu arada yazımıza konu olan davarların da görüşünü almış oldum.. Bizim millet kadar hayvan seven, sevdiği hayvanları da zevkle öldüren başka bir millet yoktur.. Lafı "Bayramda Koyun Kesme Etkinlikleri"ne getirmek niyetinde değilim.. Çünkü o konuda millet ikiye bölünmüş durumda.. Memleketin yarısı "Koyunları kesmeyelim amaaaa.." diye sızlanırken, diğer yarısı olayı hiç tartışmıyor.. "Az laf, çok iş" fikrinden giderek, yakaladığı davarın boynuna bıçağı sallıyor.. Özellikle gençler ve potansiyel gençler bu konuda çok duyarlı.. Kurban Bayramı'nın muhabbetini bile açamıyorsunuz yanlarında.. *** Bizim de çocukluk ve delikanlılık dönemimiz oldu.. Hayvanlar konusunda büyüklerimize hiç sorun çıkarmazdık.. Hatta kurban kesilirken başına üşüşür daha infaz başlamadan, aramızda "Dalağı senin, böbreği benim" kavgası yapardık.. Kesilen hayvanın kanını büyüklerden biri alnımıza sıvazlar, akşama kadar yüzümüzü yıkamadan "deplasman maçından dönmüş taraftar" gibi gezinir, oradan oraya seyirtirdik.. Hiç unutmam.. Bir bayramda mahallenin kızlarından birine annesi, 23 Nisan için diktiği prenses kıyafetini giydirmişti.. Beyaz organze tuvaletinin içinde kurbanın kesilmesini büyük bir keyifle izleyen kız hayvanın dalağını istedi.. Babası da eline verdi.. Dalağı kapan Prenses o coşkuyla, infazı uzaktan izlemeyi yeğleyen annesine doğru koştu ve "Anne bak.. Babam bana verdi.." diye ganimetini gösterdi.. Annesinin yanına ulaşması ile "Gözün kör olmasın, tuvaletini kan lekesi içinde bıraktın.." diyen ana kraliçeden şaplağı yemesi bir oldu.. Prenses şaplağı yedi ama acısı geçtikten sonra dalağı da keyifle yedi.. Tuvaletini ise bütün bayram çıkarmadı.. Önündeki kanlarla, kraliyet ailesinin "darbe atlatmış" bir ferdi olarak dört gün dolaştı.. Farklı kültür.. Bunları, bizim kuşak ile şimdikiler arasındaki kültür farkının altını çizmek için anlatıyorum.. (Bilgisayar izin vermediği için çizgiyi kendim atamıyorum.. siz kafanızda canlandırın..) Bizler çocukken bir Allah'ın kulu çıkıp da bu kesme işine tepki göstermedi.. Büyüklerimiz de bizimle aynı kafadaydılar.. Bizleri sadece "hayvana acı çektirmek günahtır" diye uyarırlar, bu yüzden de kesme tekniklerini ayrıntıları ile öğretirlerdi.. Mahallenin bütün oğlanları kasap çırağı gibiydik.. Eskiden böyle hazır kesilip temizlenmiş tavuk olayı da yoktu.. Herkesin bahçesinde tavuk filan bulunur, icap ettiğinde kesilirdi.. Tabii kadınların kestiği hayvan dince mundar sayıldığından yenilemezdi.. O yüzden mahallenin kadınları oğlanlarla iyi geçinmek zorundaydılar.. Tavuk kesilmesi gerektiğinde kapı önüne çıkıp, top oynayan oğlan çocuklarından birine dil döküp yalvarırlardı.. "Haydi aslanım, şunu kesiver.." diye.. - Dur be teyze, maçımız var işte.. Cevabını alınca da sinirlenir "Boynu devrilesice, ne var şunu bir dakika kesiversen.." diye öfke yaparlardı.. Bizim çocukluğumuzda "hayvan ve sevgisinin" yeri böylesine net çizgilerle belliydi.. Üstelik o çocuklar, bugünküler gibi haftada bir bunalıma girmeden büyüdü.. *** Geçenlerde arabamda giderken radyolardan birine takıldım.. Programı sunan çocuk "kurban olayını" dinleyicilerine tartıştırıyor.. Üniversite öğrencisi bir genç: - Kurban bayramı boyunca sinir krizleri geçiriyorum.. Evden çıkmıyorum, diyerek kesme olayına tepkisini dile getiriyordu.. Hemen arkasından sözü başka bir dinleyici aldı: - Kurban kesmek bizim kültürümüzün bir parçasıdır, üstelik insan beslenmek için başka etlere muhtaçtır. Ne diye bu olayı böyle abartıyorsunuz? diye sunucuyu fırçaladı.. İki arada bir derede kalan sunucu, Müslümanlar'ı kızdırmamak için lafı dolandırıyordu ki birden aklına "Ne iş yapıyorsunuz?" diye sormak geldi.. Kurban kesimini hararetle savunan dinleyiciden cevap: - Kasabım.. Teknik farkı var.. Ben şahsen bu bayram "Acaba neler oluyor?" deyip, belediyenin hazırladığı kurban kesme yerlerinden birine gittim.. Bir tarafta harıl harıl koyun kesiliyordu.. Kesilme sırası bekleyen koyunlar da önlerindeki yemlikten harıl harıl tıkınıyorlardı.. Birkaç dakika sonra kesileceğini düşünmeden ya da akşam birlikte muhabbet ettiği arkadaşının az ilerde kesildiğine aldırmadan.. Tamam.. İnsanoğlu gaddar ama davar milleti de duyarsız.. Sen kendi davana sahip çıkmazsan insanlar ne yapsın be davar! *** Benim anladığım kadarı ile bugünün hayvan dostları sadece kan dökme tekniklerine karşı çıkıyor.. Ondan sonra da McDonald's önlerinde kuyruğa giriyorlar. Sanki o köfteler "Etimi McDonald's'a bağışlıyorum" diye vasiyet bıraktıktan sonra eceli ile ölen koyunların etinden yapılıyor.. Hayvanı değişik yollardan öldürmeye ise itiraz yok.. O yüzden sokaklar sahipleri tarafından terk edilmiş ev köpekleri ile doldu.. Bir şey değil.. Bildiğimiz köpek milletinin bile karakterini bozdular.. Çünkü ev köpeği olarak eğitilip sokağa bırakılan bu hayvanlar, acımasız şartlara ayak uyduramadıklarından sokak kedilerinin maskarası oldu.. Sokak kedisi rastladığı köpeğe şöyle uzaktan bir bakıyor.. "Haaa.. Bu belli ki iyi aile çocuğu.." deyip saldırıyor.. Köpek kaçıyor, kedi kovalıyor.. Bu manzarayı gören bir yabancı "Sizin memlekette neden her şey bu kadar ters" dese verecek cevap bulamayız.. Haklı olarak, kediden kaçan köpeklerin Avrupa Birliği standartlarına uymadığını ileri sürüp "üyeliğimiz" konusunda niza çıkarabilirler.. Ondan sonra işin yoksa, sokağa terk edilen ev köpeklerini topla.. Gerçek köpek kimliği kazandıracağım diye hızlandırılmış kurslardan geçir.. Davarları bilinçlendireceğiz.. Köpekleri yeniden eğiteceğiz.. Medeniyet yolunda daha çok işimiz var yani.. Allah'tan medenileşme meraklısı değilim.. 398 defa görüntülendi. |