İlk temasım DSP lideriyle..

Zafer Mutlu odamı telefonla arayıp "Aşağıya kravatlı gel.. Bülent Bey'e gideceğiz.." dediğinde yüreğim hop etti..

Köşe yazılarına başladığımdan beri; iki arada bir derede, aklıma estikçe DSP'ye laf atıp duruyorum.. Bülent Bey'e karşı sabıkam o kadar birikti ki.. Normal şartlarda beni görür görmez "Taş yok mu taş.." diye yerleri aranması lazım..

Telefonu kapattıktan sonra içimde "Eyvah!" çektim.. "Bunlar ya Kahraman Katır Reşo politikası uyguluyorlar.. Ya da Bülent Bey'e sevimli görünmek için beni feda edecekler.." diye geçirdim..

Zafer Mutlu odaya girer girmez beni omuzumdan kaktırıp Bülent Bey'in önüne atacak.. "Bu da size gazetemizin hediyesi..." diyecek.. Bülent Bey pahalı bir hediyeyi kabul etmediğinden "ucuz bir yazar" takdim ederek ziyaret adabını yerine getirmiş olacak..

***

Yapacak bir şey yok tabii.. Çaresiz gideceğim.. Odamda giyinirken bir yandan da düşünüyorum.. Bülent Bey'in gönlünü almak için nasıl bir şirinlik yapsam acaba?

Aklıma Bülent Bey'in şairliği ve şiire tutkusu geliyor.. Haliyle şiirden iyi anlar.. Beynimde "Acaba bir şiir okusam hoşuna gider mi?" diye debeleniyorum.. Fikir fena değil ama nasıl bir şiir okumalı?

"En iyisi.." dedim kendime.. "Kendin bir şey yaz, onu oku.. Özgün olur.."

Kendim bu fikri kabul etti. Fazla vaktim de yok.. On dakika içinde iki dörtlük ayarladım.. Sıkışırsam onu okuyacağım..

Ben güvercini severim..
Her seçimde denerim..
İşte sana önerim..
Bülent Bey beni affet..

Ben demokrat doğmuşum..
Az biraz da solmuşum..
Artık pişman olmuşum..
Bülent Bey beni affet..

Meclis'e gidiyoruz...

Vakit geldiğinde Zafer Mutlu heyetimizin başına geçti.. Arkasında Ankara Tenisçimiz Fatih Çekirge (Temsilcilik de yapıyor), yazar Hasan Cemal ve ben ardından seyirtiyoruz.. Şiiri ayarladım ya... Unutmayayım diye sürekli içimden tekrar ediyorum..

Hasan Cemal de kendisine birşey söylüyorum da duyamadı zannettiğinden ikide bir dönüp "Haa!" diyor.. Sonra niye "Haa!" dediğini unutup yürüyor..

Böyle bir gerginlikle Bülent Bey'in Meclis'teki odasının kapısına dayandık.. Özel Kalemi'nden içeri girdik.. Birkaç dakika erken geldiğimizden tam randevu saatinin çalmasını bekliyoruz..

Gözüm kapının yanındaki küçük etajerin üzerinde duran kaseye ilişti.. İçi çikolata dolu.. Nefsim kabardı.. İlle de bir çikolata alacağım.. Lakin Zafer Mutlu'nun görmemesi lazım..

Ayrıca Hasan'ın da görmemesi lazım.. Çünkü Hasan görürse kesinlikle ispiyonlar.. "Bir çikolata alma" isteği birkaç saniye içinde "Almışken bir avuç çikolata al, cebine at.." fikrine dönüştü..

Tam elimi uzattım.. Zafer Mutlu'nun bakışlarına yakalandım.. Çikolata çanaktan taşmış da düzeltiyormuş gibi yaptım.. Ama kararlılık başka şey.. Biraz sonra bir daha denedim..

Huylandı mı ne? Yine gördü.. Artık durmadan çikolata kasesini düzeltme eylemi yapacak değiliz ya! Gözümü karartıp bir tane aldım.. Yaldızını çözüp ağzıma attım ki kapı açıldı ve Bülent Bey göründü..

Ağzımda çikolata.. Ne çiğneyebiliyorum ne yutabiliyorum.. Bizimkiler tokalaşırken birkaç nezaket sözcüğü söylüyorlar.. Ben ağzımı açmaya kalksam ortadaki çikolata gözükecek..

Yavrusuna yiyecek taşıyan pelikan kuşu gibi ortada kaldık.. Bülent Bey'in elini sıkarken birşey söylemiş olmak için dudaklarımı oynattım..

***

İyi.. İlk tepkisi normal.. Hatta fazlaca nazik.. Benimle karşılaştığında kaşını bile çatmadı.. Aksine tebessüm etti..

Otururken kendimi Zafer Mutlu'ya göre konuşlandırdım.. Bülent Bey ile arama yerleşmesini bekledim ki sıkışırsam Genel Yayın Müdürü'mün zarif bedeninden saklanmak için yararlanayım..

Zaten Fatih Çekirge ile ikisini yan yana koy.. Olsun sana Sarıyer Barajı.. Türkiye'nin en iyi futbolcuları arkalarına top geçiremezler..

Bülent Bey sorulan sorulara nezaketle cevap veriyor biz de dinliyorduk.. Soru sorma sırası Hasan Cemal'e geçene kadar herşey normaldi.. Ne zaman ki sıra Hasan'a geldi olay değişmeye başladı..

Dün de yazdım ya! Hem ağır konuşuyor hem susmak bilmiyor, diye..

Başladı ağır ağır aklına geleni sormaya.. Bunun bir huyu var.. İnsanların merak etmediği ne kadar konu varsa onları soru haline getirip birilerine sorar..

Üstelik Bülent Bey'e ne sorduysa gazetelerde cevabı var.. Bülent Bey bir vesile ile başka gazetecilere bu mevzuları anlatmış, onlarda oraya buraya yazmışlar..

Hasan Cemal hepsini yeniden sordu.. Dedim ya! Bülent Bey kibar adam.. Tek tek nezaketle cevap veriyor..

Ben olsam "Bu sorunuzun cevabı bugünkü SABAH'ın dokuzuncu sayfasında mevcut.. Ondan önceki soru için de Hürriyet'in altıncı sayfasına bakınız.." der, işin içinden çıkarım..

İşte o sırada kendimden geçmeye başlamışım.. Bülent Bey'den sopa yeme tehlikesini de atlattık ya.. İçimiz de rahatlamış.. Hafif hafif uzuyorum.. Göz kapaklarım iyice büzüldü..

Zaten normal şartlarda gözlerimin hali "Haymana Japonu" gibi durur. İyice çekildi.. Çizgi haline geldi.. Zafer Mutlu son elinin baş parmağı ile kalçamı dürtmeseydi ikinci bir Tansu Hanım faciası yaşanacaktı..

Tansu Hanım'la buluştuğumuz zaman da Hasan Cemal'in soruları ile hipnotizma olmuştum.. Orada da uyumama ramak kalmıştı.. Bu kez de öyle oldu..

Bir şey değil adımız "Uyur gezer gazeteciye" çıkacak..

Allahtan Zafer Mutlu'nun baş parmak müdahalesi ile toparlandık.. Konuşmaları sonuna kadar dinleyebildik..

Görüşme bir saat kadar sürdü.. Memleket için çok faydalı oldu, diyebilirim.. Başkaları olsa havanda su döverdi..

Meraklısına not: İkram olarak sadece çay vardı..

509 defa görüntülendi.