Hayatım inşaat ortamında geçti..

Dün yazı yazamadım.. Ne memleketin havası ne de benim havam yazı yazmaya müsait değildi.. Televizyonda şehitlerin cenaze töreni.. Her taraf hüzün ve gözyaşı dolu.. Yazamadım..

Oysa haftanın sadece iki gününü boş geçiriyorum.. Çarşamba ve Perşembe günleri yazım yok.. Bu Cuma günü de beklenmeyen gelişmeler yüzünden boş kaldı.. Anlayışla karşılayacağınızı umuyorum..

***

Bizim atv'nin yeni binası Allah'ın yardımıyla hizmete girdi.. Açılış gecesinde ben de kamberlik yaptım.. O günden beri de oturup yeni binamız hakkında bir takdim yazısı yazmayı planlıyorum..

Bir türlü kısmet olmadı.. Araya Amerika seyahati girdi.. Bayram Aslan Futbol Turnuvası maçları girdi.. Bu arada Japonlar'la bir savunma anlaşması imzaladım.. Daha doğrusu bir tek Japon'la.. Kapalıçarşı'da tanıştık.. Adı Tanoka.. Öğrenciymiş..

Yaptığımız savunma anlaşmasına göre o bana saldırmayacak ben de ona.. İkimizden birine, üçüncü bir şahıs saldırırsa el ele verip herifi pataklayacağız..

İnşallah memleketimiz için hayırlı olmuştur..

Gelelim atv'nin yeni binasına..

Valla temeli ne zaman atıldı, inşaata ne zaman başlandı; tamamen unuttum.. Fakat "kendimi bildim bileli o bina yapılıyor" gibi geliyor bana..

Aslında böyle bir şey yok.. Binanın başlaması ile açılması arasında geçen süre üç dört seneyi geçmez.. Bende yer eden "sürekli inşaat ortamında yaşama duygusunun" sebepleri ise başka..

Efendim bu gazete sahiplerinin tuhaf bir iç dünyası var..

Bunların en birinciye gelen hobisi inşaatçılık.. Sanki dünyaya müteahhitlik yapmaya gelmişler ama birileri içkilerine hap atmış. Bunları gazete patronu yapmış..

Bir yandan haldır haldır gazete dergi neşrederler, bir yandan da nerede boş bir yer görseler bir yapı dikerler..

***

Eski patronlarımdan, Allah rahmet eylesin, Turhan Dilligil sıkı bir inşaat meraklısıydı.. Binanın herhangi bir yerinde bir sıva dökülse, bunu bahane edip bütün binayı yeniden sıvatırdı..

Zannedersem simetromanisi de vardı..

Simetromani bir tür takıntı hastalığı.. Tam tarif edemiyorum.. Bir keresinde Ankara'nın ünlü psikiyatristlerinden Prof. Cengiz Güleç'e "Şu simetromaniyi iyice bir anlat" demiştim.. O da bir hastasını örnek vererek anlatmıştı..

Cengiz Güleç'e Ankara'nın köylerinden bir sinir hastası getirmişler.. Bizimki adama "Şikayetin nedir?" diye sormuş.. Adam "Her bir şeye gızıyom.." cevabını vermiş.. Bizimki üstelemiş:

- Mesela nelere kızarsın?

Hasta biraz düşündükten sonra anlatmış:

- Şincik biliyon mu doktor, demiş.. Sineğin biri duvara eğri gonsa ben gızarım..

Cengiz bu olayı anlattıktan sonra "İşte simetromani bu.." demişti..

Rahmetli patronum Turhan Dilligil de Ankara'daki gazete idaresini simetrik hale getirmek için bir servet harcadı.. Orayı yıktı, burayı düzeltti.. Fakat bir türlü tatmin olmadı..

Çalışma ortamındaki asimetrik görüntüler yüzünden cinleri sürekli tepesinde olduğundan, hayatı boyunca da iktidarlarla kavga etti.. Devleti yönetenlere rahat huzur vermedi..

Daha sonra tanıdığım patronum Haldun Simavi de sıkı bir inşaatçıydı.. Günaydın gazetesinin Cağaloğlu binasını taksit taksit yıktı.. Taksit taksit yaptı.. O bina böylece üç beş kez yeni baştan yapılmış oldu..

Tuvalet inşaatları

Allah selamet versin Haldun Bey'in en büyük takıntısı da tuvaletlerdi.. Sürekli yıktırıp yeni baştan yaptırırdı.. Ya kullanma alanını yirmi santim genişletirdi ya da vazgeçip daraltırdı..

Hemen her mevsim dönümünde bizim tuvaletler tadilata uğrar, Haldun Bey de müteahhitlik zevkini tuvalet inşaatının başında tatmin ederdi..

Valla oturup bir hesabını yapmadım ama Günaydın'ın tuvalet inşaatlarına giden para ve malzeme bir başka müteahhitin eline geçse olay değişmişti..

Patronun bizlere "çağdaş bir def-i hacet sistemi" kurmak için harcadığı parayla, gazete çalışanlarının tamamı birer kooperatif dairesi sahibi olmuştu..

Böyle sıkı inşaatçı iki patronun rahle-i tedrisinden geçtikten sonra gelip SABAH'ta yuvalandık..

"Bastığı yer çayır çimen, yediği bal ile kaymak olsun" şimdiki patronumuz hepsinden daha inşaatçı çıktı.. Çiftelli'de Avrupa'de eşi benzeri olmayan bir gazete binası dikti.. Bina bitip de içine yerleştiğimizde "Eh! Artık bu binaya da yapılacak bir şey bulamaz.. Beş on yıl inşaat gürültüsü duymayacağız.." diye seviniyorduk..

Lakin daha oturduğumuz binanın sıvası kurumadan televizyon binasının inşaatını başlattı..

Bu arada yapılan tadilat ve ara inşaatları hiç saymıyorum..

Bu tadilatların ne işe yaradığını ve neden yapıldığını hiç anlamış değilim.. Ancak patronumun huylarını bir bir öğrendim..

Mesela gözünü bir duvara dikip de dalgın dalgın bakıyorsa, o duvarın sonu gelmiş demektir.. O duvarın suçu nedir, kabahati nedir bilinmez.. Eninde sonunda Berlin Duvarı gibi yıkılacaktır..

Bu arada yer kalmadığı için atv 2000 binasını anlatma işine yarın devam edeceğim..

***

Garip bir olay üzerine küçük bir not:

Komşum Zeynep Göğüş aniden odama geldi.. "Selahattin sende sedefli oje var mı?" diye sordu.. Tırnağındaki oje çatlamış da..

Böylece bir yaşıma daha girmiş oldum.. Bu gidişle yarın Seda gelip ruj isteyecek; öbür gün bir başkası kanatlı bilmem ne?

Ben bu kadın haklarını savunma işini fazla abarttım galiba.. Bunlar yakında bana "altın günü" de yaptırır..

Allah'tan müdebbir davrandık da modaya uyup bıyıkları kesmedik..

470 defa görüntülendi.