|
Havada bulut yok bu ne dumandır..
Açılış gecesi karşılaştığım konukların çoğu, yeni binaya "Neden ATV 2000 adını verdiğimizi.." soruyordu.. En çok bunu merak etmişler.. Kendimi coğrafyaya karşı nasıl sorumlu hissedersem tarihe karşı da sorumlu hissederim. O yüzden hemen açıklayayım ki yeni binanın adını koyan ben değilim.. Onlar koydu.. İsim konusunda benim fikrim başkaydı.. Bizim SABAH binası nüfusa "Medya Plaza" adıyla kayıtlıdır.. Eğer bana "Yeni binaya ne isim koyalım.." diye sorsalardı "Midye Plaza" adını teklif ederdim.. Çocuklarda kafiyeli isimler güzel oluyor.. Ayten, Nurten, Gülten gibi.. Bir tarafta Medya bir tarafta Midye Plaza.. Uyum sağlardı.. İkinci alternafit olarak da aklımda "Halil İbrahim Plaza" adı vardı.. Televizyon dükkanımıza "Halil İbrahim bereketi.." vermesi için koymalarını isterdim.. İkisi de olmadı.. Kısmet değilmiş.. Tabii binanın adını soran meraklı misafirlere bunları söyleyemedim.. Biraz da hava olsun diye "ATV binasına 2000 adını verdik çünkü bina için öngördüğümüz son kullanma tarihi 2000 yılı.. Vakti geldiğinde inşallah daha büyüğünü dikeceğiz.." diye salladım.. Çok inandırıcı oldu.. *** Dün de yazmıştım ya! Açılışa gelen üç dört potansiyel başkakan adayı vardı.. Hepsiyle ayrı ayrı konuşup, siyasetin nabzını tutmaya çalıştım.. Kendim siyaset yazmaya meraklı değilim.. Ama gazetede ekmeğini "siyasi dedikodu çıkartmaktan yiyen" dünyanın yazarı var.. Adamların ağzından üç beş kelime kapar, bizim yazar arkadaşlara veririm.. Böylece onlar da sebeplenir, diye düşündüğümden siyasilerle bol bol sohbet ettim.. Tokat muhabbeti.. Bir kere şunun altını özellikle çizeyim.. Konuştuğum siyasilerin tamamı demokratik rejimden yana.. Bir ortak payda bu.. Hemen hepsinin askeri müdahaleden yana olması ise bir başka ortak payda.. Onları dinlediğiniz vakit "Askeriyenin müsade ettiği kadar demokratik rejim" özlemi içinde olduklarını anlıyor, iftihar ediyorsunuz.. Bir başka tesbitim de davetlilerin tamamının Tansu Hanım'a kızıyor olması.. "Tansu Hanım" lafı geçti mi kısm-ı umumisinin cinleri başına çıkıyor.. Dünya durdukça başımızda durası hükümetimizin "En iyi yardımcı kadın oyuncusu" olan Tansu Hanım, artık bunlara ne yapmışsa! Sanki bunlar çamaşır yıkayıp balkona astılar, Tansu Hanım'ın da o gün halıları silkeleyeceği tuttu.. Araları bu kadar açık.. Kulağıma geldiği kadarı ile Tansu Hanım da bunlara çok kızıyormuş.. "Bunların hepsi nankör, vakti zamanında yedirip içirdim.. Şimdi kuyumu kazıyorlar.." diyormuş.. Tansu Hanım'ın en kızdığı kişilerden biri de askeriyeden bir paşa.. Hem de çeviklikte birinci bir paşa.. Geçenlerde özel bir sohbette adı geçmiş.. Tansu Hanım yakın adamlarından birine "O adamla konuştuğumda öyle sinirleniyorum ki suratına bir tokat atasım geliyor.." demiş.. (Dikkat! Yukarıdaki dedikodu özeldir.. Önceden izin alınmaksızın iktibas edilemez..) *** Gece boyunca çok yönlü bir siyaset izledim.. Hangi potansiyel başbakan adayı ile konuştuysam; o'nu methedip, diğerlerini kötüledim.. Bunu yaparken de hiç zorlanmadım.. Bu arada karekterimin çok yönlü siyaset izlemeye müsait olmasını keşfettim ve kendime çok şaşırdım.. Demek ki kazara Meclis'e filan girsek çok iş yapacağız.. Kısmetse o da olur.. Allah murad ederse, bir adam taşa geçirir dişini.. Murad etmezse, muhallebi yerken kırar dişini.. Herkesin merak ettiği bir başka soru da ihtilalin hayırlısı ile ne zaman yapılacağı.. Benim fikrimce bu iş iki vakte kadar tamam.. Neden diye soracak olursanız çok sağlam duyumlar aldım.. Bir işadamı arkadaşım var.. Lisedeyken aynı sınıfta beraber okumuştuk.. Memuriyetten ayrılıp ticaret hayatına girdi.. Önce "Düğünlerde halay başını tesbit eden" bir şirket kurdu.. Sonra "Ben halayın başıyaaaam ley ley.. " türküsünün telif hakkını satın aldı.. Böylece çok para kazandı.. Sosyeteden siyasete, bürokrasiden askeriyeye kadar her yerde adamı vardır.. Bu yüzden kulağı çok deliktir.. Bugüne kadar ne dediyse, çıktı.. Mesela "Amerikalılar'ın aya gidemediğini, gitmiş gibi filmini çekip televizyonlarda oynattıklarını.." ben ondan duymuştum.. Önce inanmamıştım.. Nitekim daha sonra haklı çıktı.. Geçenlerde Saadettin Teksoy; yaptığı televizyon programında aya gidilmediğini, gidilmiş gibi yapıldığını ispatladı.. İşte bu arkadaşım "G günü" için "İki vakte kadar.." diyor.. Artık kastettiği iki hafta mı, iki ay mı, iki mevsim mi, orasını bilemem.. *** Konukların arasında dolaşırken bir gözüm de Demireller'in üzerindeydi.. Gerçi aramızda hayli mesafe vardı ama dudak okuma yöntemini bildiğimden konuşmalarını izleyebiliyordum.. Bir ara Nazmiye Hanım, Baba'ya dönüp: - Ne zaman kalkıyoruz, diye mırıldandı.. Baba "Böreği bitireyim kalkarız.." diye cevap verdi.. Nazmiye Hanım'ın kaşları çatıldı; - Çabuk ye o zaman.. Televizyonda Huysuz Virjin'in programı var.. Biraz daha sallanırsak kaçıracağım.. dedi.. Bu konuşmadan birkaç dakika sonra Baba ayağa dikilip "Konutta önemli bir görüşmem var.. İzninizle artık kalkalım.." Bizimkiler de rap diye ayağa dikildiler.. İçlerinden biri "Bir börek daha yeseydiniz.." demeyi akıl edemedi.. Kendi hesabıma; o saatten beri "Acaba Baba alınmış mıdır?" diye düşünüyorum.. Canım o geceden beri börek yemek istemiyor.. 479 defa görüntülendi. |