|
Hakkımda söylenen her söze inanmayın
Selahattin Duman oyunculuk konusunda Tanrı vergisi bir yeteneğe sahip.. Bunu farkeder etmez, "işte" dedim.. "İşte benim aradığım oyuncu".. İlk olarak "Umut Yarına Kaldı"da oynattım.. Duygu Asena, Neslihan Yargıcı, Komet, Arif Keskiner, Metin Deniz, Savaş Ay film gereği bir masada yemek yiyordu.. Selahattin hepsinin arasında kaşıkçı elması gibi parlıyordu.. "Ben doğuştan oyuncuyum" diye haykırıyordu.. *** Yukarıda okuduğunuz bu sözleri 50 gram "bali çektikten" sonra oturup, kendimi övmek için yazmadım.. Öyle "bali koklamak gibi" kötü bir alışkanlığım yok çok şükür.. Delikanlılığımızda az biraz tinere takıldık o kadar.. O vakit ekonomik özgürlüğümüzü kazanmamıştık.. Hepsi geçmişte kaldı.. Yukarıdaki sözler "Bir Erkeğin Anatomisi" filminin yönetmeni Yavuz Özkan'a ait.. Yeni Yüzyıl'ın muhabiri benim yönetmenle bir röportaj yapmış.. Filmden filan konuşuyorlar.. Muhabir "Cüneyt Arkın herkesi dövebilir mi? Hande Ataizi'nin yetimhaneden kaçtığı doğru mu? Bülent Ersoy askerliğini Şırnak'ta komando olarak yaptığını duydunuz mu?" gibi bütün teknik soruları sorduktan sonra lafı bana getiriyor: - Basın dünyasından bir ünlü de filminizde görünüyor. Selahattin Duman'ı oynatmak nereden aklınıza geldi, diyor.. Eh! Çanağı böyle tutarsan, böyle doldururlar.. Yavuz da fırsatı kaçırmayıp "oyunculuk kariyerim" hakkındaki gerçek düşüncelerini sıralıyor.. Dalga geçmiş benimle... Kalbinde kötülük olmayan, daha doğrusu doğuştan saf okurlarım için bu açıklamayı yapmak zorundayım. "Selahattin bir kaşıkçı elması gibi parlıyordu.." laflarını sakın iltifat olarak almayın.. Ben burada ne demek istendiğini bal gibi anladım.. O sahnede yedi sekiz ünlü figüran bir masanın etrafında oturuyorduk.. Kamera hepimizi önden bir kere aldı.. Ayrıca arkadan pan yaptı.. Yani bizler sabit otururken, kamera sağdan sola gezindi.. O sahnedeki pozisyonum böyleydi.. Benim saçlarım tepeden açılmaya başlamış.. Daha doğrusu erozyon ense üstünden başlamış.. Kellenin arka tepesi, Marmaris'in kundaklanmış çam ormanlarına dönmüş.. Güneş de tepeden vuruyor.. Güneşin şavkı benim tepeye vurdukça röfle yapıyor.. Yönetmenimin gözünü kamaştıran ışığın kaynağı bu.. Benim oyunculuğumla filan ilgisi yok.. Yavuz "Kaşıkçı elması gibi parlıyordu" derken, o sahnede yaşanan teknik sorunu anlatarak benimle kafa buluyor.. Bulsun bakalım.. Kaşık döner sap döner.. Gün olur devran döner.. Bunların hesabı sorulur.. Bizde belge kaybolmaz.. *** Hakkımdaki bu yakıştırmalara takılmasaydım memleket meselelerine temas edecektim.. Daha doğrusu bugün evden çıkarken "Herkes memleket meselelerine parmak basıyor.. Benim neyim eksik.. Ben iki parmak birden basayım.." diye düşünmüştüm.. Ana fikri açıklanacak konu olarak da "Cumhurbaşkanımız Demirel'in uzun zamandır karayolu ile seyahate çıkamamasını" seçmiştim.. Televizyonda seyrettiğim bir haber programından sonra bu fikir aklıma düşmüştü.. Defterime de "Demirel neden her yere helikopterle gidiyor? Yollarımız çok mu bozuk? İstikbal gerçekten göklerde mi?" diye not almışım.. Notun dibine de "Bunu halka anlat.. Vatandaşa haber alma hakkını kullandır.." kaydını düşmüşüm.. Hesaplar karıştı... Allah selamet versin Cumhurbaşkanımız Demirel'in yüzü yumuşaktır.. Bir şey istediğiniz zaman kıramaz.. "Acaba yağmur mu yağıyor?" diye elinizi şöyle havaya açsanız, avucunuza 250 bin lira bırakır. Demirel başbakanken, seçim gezilerine çıkmıştı. Köy köy, kasaba kasaba dolaşıyor, vaad dağıtıyordu. Köylü milletinin işi kolay.. "Buğdaya iyi taban fiyatı vereceğim" dersin oylarını alırsın.. Hele "Banka borcunu silme ihtimalimiz var" dedin mi sandıktan tulum çıkarsın.. Lakin kasabalı milleti köylüye benzemez.. Kimi kaymakamın kravatından gıcık kapıp muhalefete geçer.. Kimi istediği kızı alamayınca bunu hükümetten bilir. Kimi asker oğluna torpil bulamadığından büyüklerimize hınçlanır.. Hepsinin ortak şikayeti ise memurlardır.. Bürokratik işlerden kurtulmak için ille de oturdukları kasabanın il olmasını isterler.. Maksat işleri kendi kasabalarında çözülsün.. Otobüs biletine verilen paralar cepte kalsın. Bütün dert bu.. Baba bunu bildiğinden her geçtiği kasabaya "İl olacaksınız" müjdesi vermek zorunda kaldı.. O kadar çok kasabaya il olma sözü verdi ki hesabı kendi de karıştırdı.. Hatta bazı nahiyeler bile "İl olma fırsatını kaçırmamak için" vilayete koşuşup "İlçe olmak istiyoruz" diye arzuhal verdiler.. *** Seçimden sonra köprülerin altından çok sular geçti.. Baba, rahmetli Özal'dan boşalan Cumhurbaşkanlığı tahtına zıplayınca bu işleri Tansu Hanım'a emanet etti.. Bir süre sonra da unutup gitti.. Lakin vatandaş unutmadı.. Baba ne zaman yurt gezisine başlasa, olur olmadık yerde karşısına dikilip "Hani bizi il yapacaktın.." diye verdikleri oyun tahsilatını yapmaya kalkışıyorlar.. Bir değil iki değil.. Memleketin bir başından bir sonuna kadar ne kadar ilçe varsa hepsine il sözü verilmiş.. Birini atlatıyorsun, diğeri karşına dikiliyor.. Vatandaş öyle fazla bir mevzu da bilmiyor.. Cumhurbaşkanını görünce ne konuşacak? Yahya'nın çocuklarının tahsil durumunu soracak değil ya! Aklına il sözü geliyor, mevzuyu ona çeviriyor.. Yani Baba'ya iki dilim börek ikram ediyorlar ama burnundan da getiriyorlar.. İşte o yüzden Cumhurbaşkanımız aylardır ağız tadıyla karayoluna çıkamamakta, göçmen kuşlar gibi havada dolanıp durmaktadır.. Bu konudaki tartışmalar artık bitsin.. Bu durum böylece tarihin zabıtlarına geçsin. 747 defa görüntülendi. |