Görsel sanatlara çok mütevazi bir katkı..

Gazeteye koştura koştura geldim.. Güneş batmak üzereyken binadan içeriye girdim.. Biraz geciktiğim için içimde bir huzursuzluk vardı.. Binanın önü bir alem..

"Zafer Takı" gibi birşey yapmışlar.. Üç katlı camdan bir girişle binaya bağlamışlar.. Hava sirkülasyonunun yaratabileceği muhtemel riskler için zaruri bir düzenleme.. Haldır haldır onu bitirmeye çalışıyorlar..

"Zafer Takı" gibi duran beton dayanak renk olarak binaya uymuş ama bana birşeyler eksik gibi geliyor.. Örneğin "Zafer Takı"nın dışa bakan cephesine çok güzel rölyefler konabilirdi.. Binaya mana katardı..

Bence hala geç kalınmış değil.. O yüzden gidip gazetemizin en üretken ressamlarından Kamil Çakmak'ı buldum.. Beni konu alan bazı rölyef tasarımları yapmasını rica ettim..

***

Kamil Çakmak çok iyi ressamdır.. O da Van Gogh gibi sakal bırakıyor.. İnsanlara haplanmış gibi bakıyor.. Hatta Hollandalı ressamdan üstün tarafları bile var..

Üstünlüğü nedir diye sorarsanız, bizimki için "Van Gogh'un iki kulaklısı" diyebilirim.. Bu özelliği yüzünden, çalışırken rahatlıkla güneş gözlüğü takabilir..

Rölyef siparişimi dinledikten sonra "Nasıl birşey olsun ağabey.." diye sordu..

- Beni çalışırken gösterebilirsin, dedim.. Mesela bilgisayarın karşısında.. Gözlerim çakmak çakmak.. Ekrana yaratıcı yaratıcı bakıyorum..

Fikrimi seveyim...

Ben anlatırken Kamil Çakmak da önüne çektiği kağıda birşeyler çiziktirip, konunun canlandırmasını yapıyor.. Fakat olayı kavramadığı karaladığı şeylerden belli..

Bir kere beni amorstan, yani enseden çizmeye çalışıyor. Bu durumda bakışlarımdaki etkiyi anlatabilmesi için gözüme doğru bir ok çizip "Dikkat! Bu zatın gözleri çakmak çakmak bakar.." diye yazması lazım..

- Oğlum, dedim.. Bilgisayarı arkadan beni önden çizsen daha iyi olur..

- Taslak atıyorum ağabey sen anlat, karşılığını verdi..

- Hem etrafım boş kalmış.. Mesela şu köşeye Güngör Mengi ile Rauf Tamer'i ellerini göbeklerine kavuşturmuş, huşu içinde beni izlerken çizebilirsin..

Oğlan bu tarif üzerine biraz tereddüt eder gibi oldu.. "Hasta, yatağında sevilirmiş.." fikrinden hareketle devam ettim:

- Dışarısını gösteren bir de kapı çiz.. Kapının önünde yazarlardan oluşan bir kuyruk olsun.. Önde Mehmet Barlas.. Arkasında Can Ataklı.. Zeynep Göğüş, Hasan Cemal sıraya girmiş olsunlar.. Ellerine birer de kağıt ver..

- Ellerindeki kağıtlar niye?

- Evladım.. Yazılarını bana okutup, onay almak için sıra beklerken göstereceksin onları..

***

Koca bir düz zemin bir rölyefle dolmaz tabi.. Bir iki konu örneği daha verdim.. Rölyeflerin birinde Sedat Sertoğlu ellerinden bağlanıp bir yere asılmış.. Ben elimdeki kırbaçla sırtına vuruyorum..

Hıncal Uluç ile Mehmet Ali Birand da diz çöküp ellerini kavuşturmuşlar. Dehşet içinde seyrediyorlar.. Tabii rölyefin bir kenarına "Eşkime.." ve "Ekşime" sözcükleri yazılmış..

"Eşkime" sözcüğünün üzerinde kocaman bir çarpı var.. Rölyefe bakanlar, Sedat'ın yazısındaki "Eşkime.." sözcüğü yüzünden cezalandırıldığını, doğru sözcüğün "Ekşime.." olduğunu anlayabilirler..

Bir başka rölyefte ise beni Zafer Mutlu'ya talimat verirken çizmesini istedim.. Ben konuşuyorum.. Zafer Mutlu ayakta not alıyor.. Birden aramızdaki boy farkı aklıma geldi.. "Sen Zafer Bey'i otururken çiz.. Daha iyi.." dedim..

Çünkü yanyana geldiğimizde ben İsmet Paşa, o da Fahrettin Altay gibi duruyor.. İsmet Paşamız kalpağın yardımıyla 1.70'i zor buluyordu.. Fahrettin Paşa ise süvariydi.. Ata bindiği zaman ayakları yere değerdi.. Bu yüzden kardeşinin üç tekerlekli bisikletine gizlice binmiş bir yetişkin gibi dururdu..

Kısa boylusu, uzun boylunun komutanı sayıldığından hoş olmuyordu tabii..

***

Boy meselesindeki aşırı hassasiyetimi haklı kılan gelişmeler olduğundan artık dikkatli davranıyorum..

Son olarak "Bir Erkeğin Anatomisi" filminin tanıtımında böyle garip durumlar çıktı ortaya..

Gazeteciler, filmde rol alan oyuncuların topluca poz vermesini istediler.. Yedi sekiz sanatçı yanyana dikildik.. Sağıma bir göz attım.. Bir dirsek var.. Başımı kaldırdım.. Omzunu gördüm.. Biraz daha kaykılınca başını görebildim..

İşe bakın.. Koca ekibin içinde bula bula tetikçiyi oynayan Taner Birsel'i bulup, yanına dikilmişim.. Hemen İstar Göksever'i kolundan tutup "Biz çökelim" dedim.. Oğlan medyatik imajı korumanın ne anlama geldiğini bilmediğinden "Niye abi, biz de sığarız.." diye itiraz edecek oldu..

Taner Birsel'i işaret etim: "Ulan görmüyor musun adamdaki boyu.. Yanına dikilip, pantolon giymiş yer elması gibi poz vermenin ne alemi var.."

Allahtan durumu idrak edip ön tarafa çöktük..

Hakikaten bu Taner'de bir boy var.. Film hilesine gerek kalmadan "Tepegöz"ü oynayabilir.. Maazallah bir boş bulunsak, yanında Çin'in ölen lideri Cüce Deng gibi kalacağız....

Rahmetli Turgut Özal'ın Almanya resmi ziyaretinde başına geldi de oradan biliyorum.. Alman Başbakanı Kohl'un boyu 1.90'ın üzerinde.. Şeref kıtasını denetlerken Özal'la yan yana geldiler..

Bizimki Alman'ın yanında "Resmi geçit seyrederken babasının elinden kaçan çocuk.." gibi kalmıştı.. Bereket kurnaz olduğumuzdan aynı duruma düşmedik..

Rölyef tasarımındaki ısrarım bundan..

Hele Kamil taslakları çizsin, kaptığım gibi patrona gidip "resmi teklifimi" yapacağım..

Kabul etmezse kendisi bilir.. Bir geceyarısı Kamil'i gazeteye getiririm.. Rölyefleri tebeşirle çizdiririm..

Ne yapalım.. Ben de kendimin fanatiğiyim..

724 defa görüntülendi.