|
Gazetecilerden neden efe çıkmaz?
Kemal Yıldırım, ruhsatını alıp da silah takmayı hakettiğinde yanıbaşındaydım.. Ankara'dan özel kurye ile getirilen menevişli Kırıkkale tabancayı benim odada teslim aldık.. Fişeklerini dikkatle saydık.. Silahın kılıfını kuşanırken yardım ettim.. Tabancayı besmele ile kılıfına soktuk.. Allahı var.. Tabanca beline o kadar yakıştı ki rahmetli All Capone'da bile o kadar şık durmazdı.. Kemal gazetenin içinde belinde tabancası ile gezinmeye başladı.. O servisten bu servise seyirttiğinde "silahın zoruyla" eskisinden de fazla saygı görüyordu.. Hele o arşivdeki küpeli bebeler.. Normalde ellerinden fotoğraf almak "pavyondan karı çıkarmak" kadar zordur. Kemal'in belindeki piştovun sayesinde bir tamam hizaya girdiler.. Gerçi Kemal de biraz havaya girmişti.. Diyelim ki Ruhsal Öcal'ın tek sütuna bir fotoğrafını kullanacak.. Arşive telefonu açtığında "Bana Ruhsal Öcal dosyasını getirin" demiyor.. - Yavrum ben Kemal.. Bana Ruhsal Öcal'ın kellesini getirin, diyor.. Arşiv koştura koştura getiriyor.. Hani fotoğrafını bulamasalar, gidip kadıncağızın kafasını kesecekler.. Öyle bir gayret hali.. Ben uyarmıştım... Silah'ı kuşandıktan sonra Kemal'in yürüyüşü bile değişti.. Üzerine bir ağırbaşlılık hali geldi.. Adımlarını geniş ama ağır tempoyla açıyor, koltuk altlarını biraz yüksekte tutuyordu.. Uzaktan bakıldığında gelen bir gazeteci mi yoksa yeşil pasaportlu hükümet tetikçisi mi anlamak kolay olmazdı.. Onun bu kostaklanması doğrusu benim de biraz sinirlerimi bozdu.. O vakitler biz de bir Smith Wesson tedariklenmiş, üstüne üstlük, kızılderili saldırısına uğrarsak zayıf kalmayalım diye bir de Walter marka tabanca almışız.. Hani James Bond'un tabancasından.. Silahları kuşandıktan sonra; kemeri geniş tutup, belimize iki tane de lazerle bilenmiş "Şogun" marka et bıçağı taksak "Demirci Mehmet Efe" gibi duracaktık.. Ama biz silahımızla övünmeyi aklımıza getirmedik.. Fikir mücadelesine ağırlık verdik.. Kemal ise "Önce vur, sonra tartış" prensibinden şaşmıyor. Bunu bir kenara çektim.. "Oğlum" dedim.. "Kendine efe süsü veriyorsun ama unutma.. Gazeteciden efe çıkmaz.. Çıktığı da duyulmamıştır.." Bizimki yüzüme "Ne demek istiyorsun.." dercesine dik dik baktı.. Devam ettim: - Gazeteciden dolandırıcı, üç kağıtçı, yalaka çıkar.. Neden dersen gazeteci fikir adamıdır.. Kafasıyla çalışır.. Şenaat işleyeceği zaman kafasını kullanır.. *** Aklıma delikanlılık yıllarımda tanıdığım efe artığı Pire Mehmet'ten ne kaldıysa sayıp döküyorum ki Kemal kardeşim, silahlanma yarışına bir ara versin.. Çünkü bizimki maaştan artan ne varsa götürüp mermiye yatırıyor, fırsatını buldukça sağa sola taciz ateşi açıyor.. Evde kızın okul taksidi var.. Oğlanın kitap parası var.. Kemal öz kaynaklarını cephane tedariki için seferber etmiş durumda.. O zamanın hükümeti bilemedi.. Bunun beline iki fişeklik dolayıp Kıbrıs'a götürecek, Kemal'i yeşil hattın bu yakasına bırakacaktı.. Bizimki canı sıkıldıkça mermi yakardı.. "Amanın, serseri bir kurşuna hedef olmayalım.." diyen Rum ahalisini Kıbrıs'tan göç ettirirdi.. Sınır çizgisini de Lefkoşe'ye dayamadan silahı beline geri takmazdı.. Kemal'e "Efe dediğin kahveci ve yemeniciden çıkar, gazeteciden çıkmaz.." derken yaptığı mermi masrafının boşuna olduğunu söylemek istiyordum.. Pire Mehmet Efe.. Delikanlılık çağında okuldan umudumu kesmişim.. Yani sınıfta çakacağım daha Nisan'da belli olmuş.. Boş duracağıma bir işte çalışayım, deyip Belediye Parkı'nın işleteceği bir çay ocağına "eleman" yazıldım.. Üç dört delikanlı hem parkın ağaç bakımını yapıyoruz hem de garsonluk.. Pire Mehmet de atmış yaşlarında bir adam.. Çay ocağını işletiyor.. Sabahın köründen gece yarısına kadar efe hikayesi dinliyoruz.. Pire Mehmet kimseye bir solukluk laf bırakmıyor ki başka birşey konuşalım.. Kendisi vakti zamanında bir iki efeye zeybeklik mi ne yapmış.. "Pirelik" lakabı da o zamanda kalma.. Hükümet askeri kurşunu sıktıkça bu arkasına bakmadan kaçıyormuş ki "suç tarihimize" namı "Pire" olarak tescil edilmiş.. İki lafından biri de "Eşkıya ya kahveciden çıkar, ya yemeniciden.." Pire Mehmet'in fikrince; kasaptan, çiftçiden, arabacıdan, eczacıdan, balerinden, stilistten hiç efe çıkmaz.. Hele "Machintosh operatöründen" zeybek bile çıkmaz.. *** Bir gece yarısı üç adam geldi bahçeye.. Üçü de zil zurna sarhoş.. Normalde ailelerin de geldiği çay bahçesine sokmamamız lazım.. Ama maçamız sıktığından "oturamazsınız" demedik.. Durumu Pire Mehmet'e rapor ettik o kadar.. İçimizde "efelik tahsili" görmüş tek kişi o.. Beladan da belalıdan da o sorumlu.. Sarhoş müşteriler ocağın önünde oturmuş, çubuğunu türtüren Pire Mehmet'i gördüler.. Biri "Gel lan buraya moruk.." diye bağırdı.. Ben içimden "Eyvah.. Koca Pire Mehmet bunun altında kalmaz.. Burasını kan gölüne çevirir.." deyip ocağa kaçtım.. Lakin bizim ki "Buyrun ağalar.." diye bir fırladı, bir yerden temenna çaktı ki efelik müessesesi, o gece yerin dibine girmiştir.. Sarhoş müşteriler küfrettikçe Pire Mehmet onlara yaltaklandı.. Sonra adamlar çekip gittiler.. Pire Mehmet de yaz sonuna kadar bir daha efe hikayesi anlatmadı.. Fakat "Efe kahveciden ve yemeniciden çıkar" lafı kulağıma küpe oldu.. Sonra öğrendik ki Pire Mehmet aslen kahveci değil, yorgancıymış.. İşte Kemal'in efelik zorlatmalarına bu yüzden itiraz ettim.. Sanki başına geleceği o zamandan bilmişim.. Yarın: Eşkıya Kemal'in evini nasıl bastı? 437 defa görüntülendi. |