|
Feminist bir yarışma..
Bu feministlere çok dikkat edin.. Ne oyunlar yapacaklarını kimse bilemez.. Bir yerde "Kadınlara özgürlük" derler, başka bir yerde "Haydi kızlar mutfağa" çağrısı yaparlar.. Bunu bir çelişki zannedip gülerken tuzağa düşersiniz. Hangi akla hizmeten o teklifi kabul ettim, bilemiyorum.. Seda Güler kanıma girdi.. Seda'yı bizim Melodi ekinden tanırsınız.. Melodi'nin başyazarı.. Kendisini ilavenin başyazarlığına terfi ettirdikten sonra çeyiz sandığından eski soyadını da çıkardı.. Seda Kaya Güler oldu.. Bu feminist kızların soyadı takıntısı başka bir hikaye konusudur.. Ben bugün, kanıma nasıl girdiklerinden söz edeceğim.. *** Seda'nın elinin altında bir sürü dergi var.. SOFRA diye bir dergi çıkarıyor.. Genç kızlara, kadınlara yemek tarifleri veriyor.. Hani "Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer" diye bir söz var ya.. İşte bu Sofra dergisinde bu lafın hakkını vermeye çalışıyor.. GELİN diye bir başka dergi çıkarıyor.. Orada da genç kızlara "Tuzağa düşürdükleri erkekleri" nikah masasına götürürken, nasıl giyineceklerini tarif ediyor.. Çeyizlerini nasıl düzsünler, oğlan tarafından yüz görümlülüğü hediyesini nasıl alsınlar, nikah şekeri marifetiyle son darbeyi nasıl vursunlar.. Bütün bunların tarifi de "Gelin" Dergisi'nin içinde.. Zincirleme tuzak.. Sıkı durun! Bu Seda'nın çıkardığı bir dergi daha var ki zincirin resmen son halkası.. Onun da adı "BEBEĞİM ve BİZ" Dergisi.. Bu derginin asıl hedefi ise "Koca bulan" kızlara "Elinizi çabuk tutup çocuk yapın" telkininde bulunmak.. Kız hamile kalacak, bebek peydahlayacak ki adam kendisini ömür boyu sorumluluk altında hissetsin.. Nedense çocuk işini de pek aceleye getiriyor.. Çünkü damadın, gelinle bir iki ay geçirdikten sonra aklını başına toplayıp firar yolları arama ihtimali var.. Ama bebek yola çıktığında bu kaçış planları, zorunlu olarak belirsizliğe terk ediliyor.. Seda hanımefendinin başında bulunduğu organizasyonun gücüne, yaptıkları planların inceliğine bakın.. Örümcek ağı gibi cırtım cırtım örülmüş.. Herkesin görevi açık açık belirlenmiş: SOFRA Dergisi: Önce yemek yapmasını öğren.. Erkeğin kalbine giden yolu bul.. Nasıl olsa pisboğaz bir sersem çıkar.. İşte o sersem senin kocan olacak.. GELİN Dergisi: Eline düşen sersemi kaçırma.. Hemen nikah ya da düğün telaşına sok.. Onu nasıl oyalayacağını gösteren bütün ayrıntıları derginin sayfaları arasında bulacaksın.. BEBEĞİM Dergisi: Sersem kocanın ayılmasına fırsat verme.. Bebek onu girdiği şoktan çıkarmayacak tek ilaçtır.. *** İşin tuhafı bu Seda Kaya Güler, Türkiye'nin yetiştirdiği en azgın feministlerden biridir.. Sabah akşam yazı yazıp genç kızları asi olmaya teşvik eder.. Evli kadınları kocalarına asi olmaya çağırır.. "Kadın bir meta değildir.. Erkekler kadını sömürmesin.. Eşitlik nerede kaldı? Kadını erkeğe köle yapan geleneklere karşı çıkın.." Söylemi de bu.. Bir yandan kadınları "Klasik ölçülerin dışında kalmaya" davet ediyor, diğer yandan da çıkardığı dergilerin aracılığı ile bu klasik değerleri daha da kurumlaştırmaya çalışıyor.. Çık çıkabilirsen işin içinden.. Geçenlerde Yeni Asır'ın düzenlediği güzellik yarışmalarından birinde jüri üyeliği yapmış, ardından da bir panele yetişmiş.. Orada buna sormuşlar.. "Neden güzellik yarışmalarında jüri üyeliği yapıyorsun? Hani kadınların cinsel meta olarak kullanımına karşıydın" diye.. Bizimki bir cevap vermiş, tövbe onbeş yirmi kere okudum.. İçinden çıkamadım.. Güzellik yarışmalarında görev almakla feminist olmanın ne alakası var, mealinde bir cevap.. Lakin yaptığı icraatın gerekçesini açıklamıyor.. Daha çok "Canımın istediği gibi konuşurum.. Arada kalan çelişkiler beni alakadar etmez" gibisinden bir cevap.. Beni de o çağırdı.. Seda'nın Sofra Dergisi ile SANA yağı oturup işbirliği yapmışlar, bir yemek yarışması düzenlemişler.. Bu tür yarışmalara bir de jüri lazım olduğundan peşime düştüler.. Önce dergilerinde çalışan ne kadar kız çocuğu varsa tek tek odama gelip, davet yaptı.. Ağzımdan kesin bir cevap alamıyorlar.. Çünkü yarışmanın yapılacağı tarih ile bunların çağrıya başladıkları tarih arasında 15-20 gün var.. Ben dört beş gün sonrasının hesabını yapabilen bir adam değilim ki iki üç hafta sonrasına "evet" diyeyim.. Bir yandan da nazlanıp, feministlerin elebaşına zulüm yapıyorum.. Sonunda bizzat kendisi çıkıp geldi.. "Geliyorsunuz değil mi" diye bastırmaya.. Yukarıda yazdıklarımı birer birer yüzüne söyledim.. "Bak" dedim.. "Jürinize gelirim ama bunları senin burnundan getiririm.. Bu söylediklerini bir bir yazar, cümle alemi üzerine kışkırtırım.." Ondan da korkmadı.. Yeter ki ben geleyim.. Tek derdi bu.. Tabii asıl sersemlik bende.. Başıma neler geleceğini bilmiyorum ki.. Bir iki güzellik yarışmasına katılıp, kızlara not vermişiz.. Bu yemek yarışmalarını da onun gibi bir şey sanıyorum.. Ayrıca beni neden jüriye çağırdıklarını da anlamış değilim.. Çünkü benim yemekle aram iyidir ama bir Kerim Kerimol gibi "gurme" değilim.. Benim yemekle olan ilişkim ancak "pisboğazlık" olarak tarif edilebilir.. Bir de yemek terminolojisinden biraz anlarım.. Çağrıldığım mekanlarda ev sahibesini kışkırtan, sinirlerini bozan laflar ederim: Lafı lafa etme ilave.. Al kaşığı çal pilave.. Gibisinden mide sularını azdırıcı laflar.. Bütün bildiğim bu.. Aslında bir de "Az ye melek ol, çok ye helak ol" lafı vardı ki yarışmaya giderken aklıma gelseydi, bütün bunlar başıma gelmezdi.. Başıma gelenleri de yarın anlatayım.. 1054 defa görüntülendi. |