|
El emeği verip, göz nuru döktük
Dünkü bölümün özeti: Yazdığı kafiyesiz şiirlerle edebiyat dünyasında fırtına gibi esen gazeteci Selahattin Duman, verdiği yemek davetini kabul etmesi için ayaklarına kapanan gazeteci Duygu Asena'yı kıramaz.. Yerde debelenerek ağlayan Duygu Asena'yı elinden tutup kaldırır ve "Evinize şeref vermeyi kabul ediyorum.." der.. Haber basın dünyasında bomba gibi patlar.. Özellikle Milliyet'te bayram havası yaratır.. Derya Sazak bu olayın şerefine Milliyet çalışanlarına birer maaş ikramiye dağıtılmasını teklif eder.. Aydın Doğan bu teklif üzerine Derya Sazak'ın yüzüne, hiç konuşmadan uzun uzun bakar.. Bu sırada Selahattin Duman, Duygu'nun Zekeriyaköy'deki evine gitmek üzere yola çıkmıştır.. Hatalı sollamalardan kaçınmaktadır.. *** Duygu'nun evi kağıt üzerinde İstanbul il sınırları içinde görünüyor ama kulak asmayın.. Ev resmen dağa çıkmış.. Sarıyer'in mücavir alanını geçtikten sonra biri yassı, ikisi köşeli üç dağı aşıyor; Zekeriyaköy denilen yere öyle varıyorsunuz.. Uzun ama haklı bir mücadele sonunda Duygu'nun evine ulaşmayı başardım.. Evin kapısına ulaştığım zaman "ömür biter yol bitmez.." lafının asılsız olduğunu anladım.. Tabii ben gidene kadar saat 18.00'i bulmuştu.. Duygu ile mimar arkadaşı İlder bizi dışarda karşıladılar.. Gelmemizden umudu kesmişler.. Bizim gezi çetesinin tamamı evde.. Heyecanla bekleşiyorlar.. Ben barbekü seti getireceğim, et pişireceğiz, onlar da yiyecekler.. Avusturya Havayolları'nın Müdürü Ali Kırgız ise en heyecanlıları.. Daha ortada fol yok, yumurta yok.. Boynuna bir peçete bağlamış.. Sağ elinde çatal.. Öyle bekleşiyor.. - Hadi beyler, dedim.. Barbekü setini kuracağız.. Hanımları saymıyorum ama evde yedi yetişkin erkeğiz.. Kimi mimar, kimi mühendis.. Herbiri mesleklerinde zirveye ulaşmış, başarılı tipler.. Altı üstü iki ayaklı bir barbekü seti kurmak bu düzeyde yetişkinler için çocuk oyuncağı olmalı.. İşe başlarken aynen böyle düşünüyordum.. Ama barbekü setinin mukavva kutusunu açmaya çalıştığımızda içime ilk kuşkular düştü.. Biri kutunun üzerindeki kordona asılıyor, bir diğeri ayakkabısını çıkarmış, kutunun köşesine vuruyor.. THY'nin Halkla İlişkiler Başkanı Faik Akın diğerlerinden daha pratik zekalı çıktı.. Kutuyu kenarından dişlemeye çalışıyordu.. Allahtan akıl edip bir bıçak istedim.. Kutuyu bıçakla yaralayıp, içindekileri çıkardık.. *** Setin genişçe bir tabanı, biri tekerlekli iki ayağı, üç de kenarı var.. Üzerine iki genişçe tel ızgara yerleştireceğiz.. Bütün olay bu.. Gel gör ki alt tabanı koyuyoruz, ayakların yerini tutturamıyoruz.. Ayakların yerini tutturduk bu kez kenar dayanaklarına yer bulamıyoruz.. Gövde benim elimdeydi.. Ali Kırgız tekerlekli ayakları tutmuş, Mimar İlder de tekerleksiz ayağını.. Faik Akın'ın elinde yan dayanaklardan biri var, Hürriyet Dergi Grubu'nun başı Mehmet Yaşin de öbür yan dayanağı almış.. Parçaları ilk kez üstüste denk getirmişiz, ilk vidaları monte ediyoruz.. Ama uzaktan görüntümüze bakıldığında "güvercin taklası" oynuyor gibi duruyoruz.. Çünkü küçük bir aletin üzerine "namazda rükuya gelmiş" gibi kapaklanan altı yetişkin erkeğin görüntüsünü başka türlü yorumlamak imkansız. Biz bu hallerde düğümlenmiş gibi uğraşırken, Hürriyet'in haber müdürü Uğur Cebeci parçalardan birinin giriş yerini gösterip "Burası ters oldu.. Bu parça üste gelecek.." dedi.. Bana makul geldi.. Arkadaşlara "Herkes elindeki parçayı bıraksın.." dedim.. Bıraktılar.. Set büyük bir gürültü ile yere düşüp dağıldı.. Uğur içeri kaçtı.. Şimdi ne diyeyim bu Uğur Cebeci'ye? Elinin altında koca bir muhabir ordusu var.. Her gün memlekete gündem icad ediyor.. Ayrıca Kanal D'de Kokpit adlı bir program yapıyor, 72 milletin havayolları şirketine akıllar fikirler veriyor.. Bize bir akıl verdi, ufacık set darmadağın oldu.. Mücadelemize yeniden başladık.. Artık kör tuttuğunu öper, hesabı; hangi parça nereye denk gelirse orasını vidalıyoruz.. En çok da vidalama işi hoşumuza gitti.. Bir somunu yuvasına sokup çevirmek "insana birşey başarıyor" duygusu verdiğinden herkes bir yeri vidalıyor.. Hiçbir şeyi tutmayan ilgisiz delikleri bile vidaladık.. Alet iki kez "olmuş gibi" ayağa dikildi.. Barbekü setinin birinci montajlanmış hali, kaportası sökülmüş yerli otolara benziyordu.. Fena durmuyordu.. Yalnız, ızgaraların takılacağı yeri, zemine baktırmışız.. Yani tabanı başaşağı monte etmişiz.. Zekeriyaköy'de şiddetli yer çekimi olduğundan üzerine et koymak imkansız.. O yüzden söküp yeniden kurmaya başladık.. Montajı ikinci kez bitirdiğimizde, bizim barbekü; post-modern bir heykeltraş tarafından yapılmış "meçhul asker" anıtına benziyordu.. Al götür, Anayasa Parkı'na dik! Açılışını Baba yapsa, şüphelenmez.. *** Montaj işine üçüncü kez giriştik.. Bu kez işi sıkı tuttuk.. Daha doğrusu bir kenara attığımız kutunun üzerinde "montajın nasıl yapılacağını gösteren" bir kroki yapıştırmışlar.. Uğur onu bulup getirdi.. Önümüze koydu.. Böylece işimiz kolaylaştı.. Sonunda barbekü setini yüzde 67 doğruluk oranında kurmayı başardık.. İş bittiğinde yatsı ezanı okunuyordu.. Ve bizim elimizde montajdan artan bir avuç dolusu parça vardı.. Bu gavurları işleri böyle.. Nedense sattıkları her mala fazladan parça koyuyorlar.. Otomotiv sanayiinden biliyorum.. Yabancı arabaların montajı sırasında da aynı sorun yaşanıyor.. Montaj bitiyor, bir sürü parça artıyor.. Kıssadan hisse: İşten artmaz, dişten artar.. 504 defa görüntülendi. |