Eğer bir de ben yürüseydim memleketin yolları aşınırdı..

Cumhuriyet tarihimizin en anlamlı ve görkemli eylemi olan "medya yürüyüşü" önceden planlandığı gibi saat tam şeyde, Cemiyet Binası'nın önünde başladı..

Hakikaten de yer gök inledi..

Cumhuriyet'i hedef alanların yüreğine korku düştü.. Masama üşüşen fakslardan biliyorum.. Düne kadar "Şeriat isteriz.." diye bağrışanların yüzde 67.8'i bu yürüyüşün etkisi ile görüş değiştirip yeniden laik oldular..

Yüzde 12'si Refah'a bağlı kaldı.. Yüzde 20.2'si ise halen kararsızlıklarını koruyor..

Hiç kuşkusuz ki bu başarının en büyük payı, medya dünyasının ileri gelenlerine aittir. Onlar, Cağaloğlu eylemine ağırlıklarını koymasalardı yapılan yürüyüş hedefini bulmazdı..

Şahsen oturup bir hesap yaptım..

Sadece eski cemiyet başkanı Nezih Demirkent'in tek başına koyduğu ağırlık, eylemin bütün ortalamasını değiştiriyordu.. Eğer Nezih Bey o tarihi yürüyüşe katılmasaydı; kişi başına "konan ağırlık" ortalama 67 kilo 400 gramda kalacaktı.. Nezih Bey'in ağırlığını koyması ile bu ortalama 81 kilo 723 grama yükseldi..

(Meraklısına not: Sayın Nezih Demirkent 1.90 küsur boyunda ve tahmini olarak 160 kilo ağırlığında bir medya devidir. Teknik olarak tartılması mümkün olmadığından ağırlığı tahminidir..)

Nasıy yürüdüler...

Kolaycılığa kaçsaydım "önce sağ, sonra sol adımlarını atarak; akabinde adımlarını sıralayarak yürüdüler.." der, işin içinden çıkardım.. Ancak tarihe tanıklık yaptığımızdan bütün detayları aktarmak durumundayım..

Yan yana yürümüşler..

Cağaloğlu'na kadar makam arabaları ile gidip, cemiyet önünde toplaşmışlar.. Zafer Mutlu ile Ertuğrul Özkök "Boy sırasına girip öyle yürüyelim.." önerisini yapmış..

Boylarına güveniyorlar ya! Ön sıraları kapacaklar.. Oktay Ekşi ile Derya Sazak itiraz etmişler.. "Aramızda genel müdürler, baş yazarlar var.. Boyları kısa diye muhabirlerin, yazarların arkasından seyirtmeleri doğru olmaz.." demişler..

- O zaman ortaya şöyle karışık bir şey yapalım, fikri ağırlık kazanmış, herkes kafasına göre saf tutmuş.. Yine de en ön sırayı Nezih Demirkent, Ali Kırca, Zafer Mutlu, Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal, Seçkin Türesay, Oktay Ekşi, Nail Güreli ve Derya Sazak kapmış..

Aslında NTV'nin paşası Nuri Çolakoğlu da en öndeymiş ama Uğur Dündar garibimin boş böğrüne bir dirsek atıp onu geriye ittirmiş, kendisi öne fırlamış..

***

Sayısal olarak beklenen katılım olmamış.. Çünkü bunlar şoförleri ile koruma polislerini arabaların başında bıraktıklarından "kelle sayısı olarak" seyrelmişler..

Ayrıca her kuruluştan birer nöbetçi çalışan bırakıp, kalanı yürüyüşe katmayı akıl edememişler.. Muhabir takımını burada suçlayamayız..

Genel müdürlerin; koordinatörlerin; baş, başaltı, büyük orta, küçük orta ve deste yazarların katıldığı bir yürüyüşte resim çekmeyecekler de ne zaman çekecekler?

Bu tedbirsizlik yüzünden yürüyüş biraz tuhaf geçmiş.. Yöneticiler kol kola girmiş, yüzleri vilayete dönük yürüyor.. Onların tasvirini çıkarmaya çalışan foto muhabirleri ile kameramanlar da geri geri yürüyor.. Üstelik geri geri yürüyenlerin sayısı, düzgün yürüyenlerden beş altı kat daha fazla..

Futbol maçlarında, takımı protesto eden taraftarlar sahaya sırtını döner bağırır ya.. Böyle bir manzara çıkmış ortaya..

Hasan Cemal vak'ası..

Polis geniş güvenlik tedbirleri almış.. Hani vatandaşlardan birinin aklına kestiği kupon gelir.. Cinnet neyim geçirip memleketin kıymetli yazarlarını telef eder, diye..

Bunların etrafını iyilerinden üç kat polis ile kuşatmışlar.. Bizim Hasan Cemal eyleme biraz geciktiğinden dışarda kalmış.. Polislerin kurdukları barikatı aşamamış..

- Kardeşim bırakın geçeyim.. Ben SABAH'ın en önemli yazarıyım, diye diller dökmüş ama uyanık polislere yutturamamış.. Polislerden biri;

- De get lan.. SABAH'ın en önemli yazarı Selahattin Duman'dır.. Adam mı kazıklıyorsun, deyip bunu terslemiş..

Allah'tan eylemcilerden biri bu tartışmayı görmüş.. Vali'ye haber vermişler.. Vali de polislere talimat vermiş.. Hasan barikatı aşıp, yürüyüşe katılabilmiş..

***

Şimdi hem kaderin cilvesine hem de eylemci olarak bunun kabiliyetsizliğine bakın..

Bunun dedesi Cemal Paşa, Osmanlı'yı birinci cihan savaşına sokan üç paşadan biriydi.. Ağzından çıkan yıllarca kanun niyetine sayıldı.. Dedesinin yakın arkadaşı Enver Paşa, yanına fedailerini alıp Cağaloğlu yokuşuna bir beygirin sırtında tırmandı..

Piştovunu çekip Babıali'yi, hem de kabine toplantı halindeyken bastı.. Sadrazam Nazım Paşa'yı kafasından vurup ihtilal yaptılar.. Hem de kaç kişiyle? Beş on kişiyle.. Yıllarca koca imparatorluğu kafalarına göre yönettiler..

Öyle bir komitacı dedenin torunu olan Hasan Cemal ise aynı yokuşa eylem yapmaya gidiyor.. Cemiyetteki diğer eylemcilere kavuşup "Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı.. Medya Türkiye'nin yıldızı yıldızı.." diye bağıracak da biz de bu eylemin hayrını göreceğiz..

Adam, dedesinden kalan genetik komitacılık mirasını öyle bir yiyip tüketmiş ki; elinde kalanı, yokuşu tutan polislerin arasından geçmeye yetmiyor..

İşte bu yüzden Cağaloğlu'ndaki eylemi "Hasan Cemal'e rağmen" başarılı ilan ettim..

Eksik olan tek şey benim katılmamdı.. Ayıp değil ya.. Uyanamadım.. Sonra kendi kendime düşündüm "İyi ki katılmamışım.." dedim.. Çünkü bir de ben ağırlığımı koysaydım, asfaltı çatlatırdık.. Hem benim işim kamu mallarına zarar vermek değil..

Eylemin sonuçlarına kendi adıma bakıyorum da.. Tahminimden de sağduyulu çıktım!

416 defa görüntülendi.