Dikkat eyle, anlam çıkar sözümden..

Eskiler "Eksik avradın kötüsü duvar dibine işer.." demişler.. Neden derseniz adı üzerinde eksik avrat.. Helaya gitmeye üşenir de ondan.. Türkiye'nin sanat hayatını yakından etkileyen son olay da tam bir eksik avrat işi icraat.. Bir plan yapmaya bile üşenmişler..

Sevda Demirel'in başına gelenleri medya marifetiyle izlerken aklım Günaydın'da çalıştığım yıllara gitti..

Daha doğrusu çalıştığım son yıla..

Allah selamet versin, o vakitler gazetenin sahibi olan Haldun Simavi'nin katıldığı haber toplantıları çok sert geçerdi.. Haldun Bey çekirdekten yetişme bir gazeteci olarak kolay kolay haber beğenmezdi.. Her habere bir kulp bulur, burun kıvırırdı..

- Başbakan ile Ana Muhalefet Partisi'nin lideri bir gece kulübünde yanak yanağa dans ederken görülmüşler, şeklinde bir haber patlatsak bile nafile.. Haldun Bey gözlüğünün üzerinden bakıp, sıkıştırmaya başlar:

- Fotoğrafını çektiniz mi? Orkestra hangi parçayı çalıyormuş? Başbakan dans etmeyi nereden öğrenmiş? diye ahret sualleri sorar..

Bir yerde haklı da..

O zamanlar bu promosyon dalgası bugünkü kadar azıtmış değildi.. Gazeteyi daha çok haber sattırıyordu.. Okuyucular da mütevazıydı.. Bir yerli arabayı 30 kupona verip, bir ay cayırtısını yapardık.. Kimse burun kıvırmazdı.

Şimdiki okurlara "30 kupona Türkiye'yi veriyoruz.." demeye kalksak, telefon açıp "Kıbrıs Adası da içinde mi?" diye sorarlar..

Habersizlik yüzünden her gün fırça yemekten; üç kez pençe yapılmış Sümerbank ayakkabısına döndüğümüzden, halimize çare aramaya başladık.. Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş..

Gerçekten de Hızır yetişti ve aklımıza "yalan haber" formülünü soktu.. Toplantılarda başladık haber sallamaya.. Yalanın kemiği yok ki boğazımıza bata.. Elimizdeki kıytırık haberleri öyle bir süslüyoruz ki Haldun Bey fırça atacak mevzu bulamıyor..

Diyelim ki elimizde sıradan bir cinayet var.. Karı koca geçimsizliğinden erkeğin nevri dönmüş, mutfaktan kaptığı ekmek bıçağını karısının boş böğrüne sallamış..

Kadın da kocasını zor duruma düşürmek istediğinden ölmüş.. Sıradan bir cinayet yani..

Şimdiki gazetelerin üçüncü sayfalarına tek sütun haber olarak ya girer ya girmez.. Ama biz böyle bir haberi, toplantıda "Asrın cinayeti" gibi anlatırdık..

- Kadının tüpçü ile ilişkisi varmış..

- Adam da kumarda borçlandığından şirketin parasını zimmetine geçirmiş. O yüzden sinirliymiş..

- Kadının ilişkisini adama küçük çocuk haber vermiş..

***

Bu kadar detay her patronu, her gazete yöneticisini memnun eder.. Haldun Bey'i bile.. Adamcağız "Bugün de gazeteyi kurtardık" psikolojisi ile odasına giderdi.. Tabii ertesi gün gazetede sıradan bir cinayet haberini görünce nevri dönerdi..

Bir ay kadar sabretti.. Gazete sürekli tiraj kaybediyordu.. Sonunda dayanamadı.. Yine böyle "bol sallamalı" bir haber toplantısından sonra "Çocuklar.." dedi:

- Biz görünüş olarak iyi bir çete gibiyiz.. Bir banka soymaya karar verip kusursuz bir plan yapıyoruz..

Allah Allah! Lafı nereye getirecek acaba? Toplantıya katılanlar soluğumuzu tutmuş dinliyoruz.. Haldun Bey gözlüğünün üzerinden bakarak devam etti:

- Ama tam soygun saati geldiğinde işleri karıştırıyoruz.. Bankaya ilk giren yanlışlıkla yangın alarmı düğmesine basıyor.. Öbürü elindeki silahı düşürüyor.. Kapıda bizi bekleyen arabanın motoru stop ediyor..

Anlaşılan bizim haber ballandırma eylemlerimizin sonu gelmiş:

- Hazırladığımız planla yaptığımız soygun birbirini tutmuyor.. Sizin yaptığınız gazetenin hali de bu, dedi ve çekip gitti.. Birkaç ay hiçbir toplantıya katılmadı..

Lafı şimdi Sevda Demirel olayına getireceğim..

Ahlak Masası ekiplerinin bir icraat yapacağı tutmuş.. Kendilerine büyük bir lokma aramışlar, aldıkları bir duyum üzerine Sevda Demirel nam kadını gözlerine kestirmişler..

Kızı ihbar eden de bu piyasanın kaşarlarından biri.. Hani fahişe milletine bir siyasi ilham gelse, bunlar "Parti kurup kendi hakkımızı kendimiz arayacağız.." deseler, genel başkanlık için akıllarına ihbarı yapan kaşardan başkası gelmez..

Ama nedense onun ihbarı makbul sayılmış.. Birilerine kızı dışarı çıkarmaları için baskı yapılmış.. O birisi, alet olup kızı kandırmış.. Bir arabaya bindirmişler.. Yüz metre ya gitmiş ya gitmemişler..

Arabadaki adam kimliğini çıkarıp "Bingo! Seni fuhuş yapmaktan tutukluyorum.." demiş.. Bağrışma çağrışma.. Kavga, niza.. Kız kendini dışarı atarken çantasını arabada unutmuş..

Numarası alınmış paraları çantaya koymayı bile akıl edememişler.. Tam Haldun Bey'in bizim halimizi tanımladığı türden bir operasyon.. Şimdi pirincin taşını ayıklamaya çalışıyorlar..

Sevda adındaki kızın boş zamanlarını nasıl değerlendirdiğini bilemem ama gözaltına alınmasına sebebiyet veren bu olaya inanmak için ortalama 60 IQ sahibi olmak lazım..

***

Meraklısı için yazayım.. Bu Ahlak Zabıtası bizde İkinci Abdülhamid'den beri var.. Padişahımız, efendimiz Abdülhamid; Kırım harbinden sonra yabancı askerlerin getirdiği zührevi hastalıklarla mücadele için fahişelerin zapta rapta alınmasını irade eylemiş..

Böylece icraatı bilinen fahişeler fişlenmiş ve vergi mükellefi sayılmış.. Dönemin ünlü heccavı Eşref'in bu olayı yeren muazzam bir dörtlüğü var..

Vergi miktarını öyle arttırmalı ki,

Sahib-i servet olanlar züğürt kalmalı..

Yalnız fahişeler vergisi haksızlık olur,

Evlilerden de seviştikçe rüsum almalı..

Buradaki "seviştikçe" sözcüğünü ben yakıştırdım.. Orijinali daha da sert.. Söylemesi ayıp, aile terbiyesi gördüğümden elifi elifine yazmaya cesaret edemedim..

Kurban olam kalem tutan elime..

524 defa görüntülendi.