|
Dedikoduya kulak vermeyin
Kırk yılda bir aşka geldim "Bugünkü fikir yazımı da gazetedeki odamda yazayım.." dedim.. Uzun zamandır diğer yazarlarımıza bakıp "Ben de odamda yazsam" diye heves ediyordum.. O niyetle geldim gazeteye.. Odama çekildim.. Ancak ilk satırları yazmak, odaya girişimden birkaç saat sonrasına kısmet oldu.. Sebebi de odaya gelip gidenler.. Gazete çalışanlarının odaya gelip gitmesine alışığım.. Çoğunlukla "beni dolduruşa getirmek için" odamı ziyaret ederler ve beni kime karşı kurmak istiyorlarsa onun mevzusunu açarlar.. Mesela; - Sedat Sertoğlu'nun yeni gömleğini gördün mü? diye başlayıp, kışkırtırlar.. "Gördüm.. Gördüm.." diye kafa sallarım ama katiyen kendimi böyle ucuz dolduruşlarla kullandırmam.. Onların beklediği Sedat'ın yeni gömleğini dilime dolamamdır.. Gerçi gömlek de biraz tuhaf.. Çin'deki tek tip kıyafet uygulaması vardı ya.. Onu model almış gibi.. Yakası dik, üstelik kumaşı parlak ve boğazına kadar düğmeli.. Sedat'in gözleri biraz çekik olduğundan bu gömleği giydiği zaman sanki Mao bizim gazetede staj yapıyormuş gibi bir görünüm veriyor.. Tabii ben bunların aklına uyup, yazımda Sedat'ı çekiştirmediğim için de çabaları boşa çıkmış olur.. ASILSIZ BİR İHBAR Son ziyaretçi dalgasını da savuşturup zihnimi yeniden yazıma yönlendirdim.. Tam yazının girişini bulmuştum ki odaya birileri koştu.. - Allahaşkına Zafer Bey'in yeni ayakkabılarına bir bak, dediler.. "Tamam.. tamam.." deyip muhbir-ziyaretçi takımını başımdan savdım ama yazıyı yazamıyorum ki.. Takılıp kaldım.. İçimde "Acaba ne giydi?" şeklinde bir merak.. Fikrimi kemiriyor.. Çaresiz kalkıp odasına şöyle bir uğradım.. "Hükümette bir gelişme var mı?" sorusunu sorarak muhabbete girdim.. Maksat, kendime iç politikadaki gelişmeleri yakından izleyen bir yazar süsü vereyim ki, sebepsiz ziyaretimden kıllanmasın.. Bu arada ayakkabısını da gördüm.. Sağolsun Genel Yayın Müdürümüz hafta sonlarında spor giyinir.. Bugün de öyle giyinmiş.. Şık bir mavi pantolon, şık bir spor ceket.. İçinde penye türü bir tişort.. Altında da spor ayakkabılar.. Kendi kendime "Ne varmış ayakkabılarında.." dedim.. "Bayağı uyumlu bir kıyafet olmuş işte.." Yalnız ayakkabı biraz iddialıydı.. Lacivert kumaş yüzünün altında bir parmak kalınlığında beyaz bir taban var.. Onun da altında iki parmak kalınlığında sarı bir taban daha.. En altta kalan sarı tabanın iki yanında onbirer tane yuvarlak var ki ayakkabı 22 teker üzerinde yürüyen TIR kasası gibi bir hava vermiş. Dışarıdan bakıldığında hoş bir görünüm var.. Bağcıkları da renkli.. Tarafsız bir gözle değerlendirmem icab ederse Zafer Bey'e çok yakışmış.. Özellikle ayaktayken iki adet frenboğazlı pastanın üzerine basmış gibi duruyordu. *** Boşu boşuna odamdan çıktığım için kendi kendime kızdım.. Hatta "Ne var şimdi bunda.." diye söylenip kendimi azarladım.. Zafer Mutlu'nun odası kalabalık olmasa kendime bir tokat çakacağım.. O öfkeyle "Ben bana gösteririm.." diye homurdana homurdana odamın yolunu tuttum.. Şahsen insanların giyim kuşamıyla uğraşmayı sevmem.. Onların bu özelliğini dilime dolamak hoşlanmadığım bir iştir.. Neden derseniz, insanları dış görünüşü ile değerlendirmem de ondan.. Giyimi kuşamı beni etkilemez.. Ben insanların iç dünyasına önem veririm.. Birisi hakkında kesin bir fikir sahibi olmam için bağırsaklarını görmem şart.. Bu da her zaman mümkün olmuyor.. İnsanlar hakkında kesin bir hükme varamıyor, çoğu zaman kararsız kalıyorsam işte bu yüzdendir.. İYİ GİYİMİ SEVERİM.. Tabii benim "dış görünüşe önem vermiyor" olmam, giyimden anlamadığım manasına gelmez.. Aksine giyimine kuşamına özen gösteren insanları sever ve takdir ederim.. Örneğin bizim binanın en şık giyinenlerinden biri ATV'nin paşalarından Alper Cücenoğlu'dur.. Yazlıkta başka, işyerinde başka, gece dışarı çıktığında başka giyinir.. Her karşılaştığımda "Yahu bu güzel şeyleri nereden alıyorsun.." diye sorarım.. Alper de her seferinde "Benim kılığımı kıyafetimi Zümra alır.. Ben hiç karışmam.." cevabını verir.. Gerçekten de her zaman marka giyinir.. Yalnız nedense giydiği herşey üzerinde bol durur.. Oysa boyu 1.80 civarında yapılı bir adam.. Geçenlerde bir ceket giymişti, etekleri taa dizlerine geliyordu.. Ceketi iki yakasından tutup açsanız, koca bir tekneyi yelken niyetine sürükler.. Belli ki Zümra Aycan bunun fiziki gelişmesinden hala umudu kesmemiş, ne görürse bir iki numara büyüğünden alıyor.. O sebepten Alper'in kıyafetleri markadır ama hep dökümlüdür.. Şık mağazalardan alış veriş etmediğini bilmeyenler Alper'in kaçak yabancı malların muhafaza edildiği gümrük deposundan giyindiğini zannederler.. *** Giyim konusunda benim favorim yine de Kemal Yıldırım'dır.. Katiyen marka giyinmez.. Kadıköy'un, Moda'nın daracık ara sokaklarında unutulmuş küçük tuhafiye dükkanlarını didikler.. Olmadık kıyafetler bulup çıkarır.. Satın aldığı gömleklerin markası olmadığından, onlara kendisi birer isim takar.. Bu aralarda en favori gömleği "Çeşm-i siyah.." Bir de hiç vazgeçemediği allı güllü gömleği var.. Onun da adını "Gülbahar.." koymuş.. Dört senedir her yaz çıkarıp çıkarıp giyiyor.. Eskimiyor da.. Gömlek şu sıralarda dört yaşında.. Kemal'in hesabına göre iki sene sonra okula başlaması lazım.. Konuya nereden başladık, nereye geldik.. Moda dünyasından tatlı bir esinti yakalamasaydım, oturup güzel güzel memleket meseleleri hakkında görüş belirtecektim.. Memleket kaybetti.. 631 defa görüntülendi. |