|
Davetlere katılamıyorum!
Çünkü bana gelen bir davetiyenin şifresini çözene kadar o davetin günü geçiyor.. Mesela "Gower'in deyimiyle Zürafa gibi düşünmeyin.." şeklinde bir davet alırsanız, bunun manasını çözmek için ister istemez zürafa gibi düşünürsünüz.. Zaten anlama özürlüyüm.. Bir de "Şifreli davetiyelerle" uğraşmak zorunda kalıyorum.. Bu "Şifreli davetiye" olayının tam olarak ne zaman başladığını da bilmiyorum.. Bunu takvime göre "filanca yılın filanca ayında.." diye anlatmak mümkün değil.. Belki "Kuşak farkı" ile açıklayabilirim.. *** Kız çocuklarını eskiden de okuturlardı.. Lakin liseden sonra problem çıkardı.. Aileleri, lise diploması alan kızlarını çalıştırmaya kıyamazlardı.. O yüzden de her okula vermezlerdi.. Çünkü kızlarını "hem okutmak hem de cüzdanı yüklü bir kocaya verip" çalışmadan yaşatmak isterlerdi.. Mühendislik desen fiziki zorlukları olan bir iş.. Kızın dağda bayırda dolaşması gerekebilir.. Avukatlık belalı.. Veteriner hiç olmaz.. Eve pire, bit taşır.. Doktorluk tahsili uzun.. Kızın "Son kullanma tarihi" okul sıralarında geçeceğinden evde kalma ihtimali var.. Geriye kala kala Eczacılık Fakülteleri kalıyordu.. Aileler de tercihlerini bu yönde kullanıyorlardı.. Kız eczacı diplomasını alır.. Kendine bir iş yeri açar.. Bir de akıllı bir kalfa bulur.. Hem para kazanır, hem de yıpranmaz.. İşte "kız çocuğu okutan" eski ailelerin eğitim stratejisi buydu.. HALKLA İLİŞKİLER.. Değişen Türkiye'nin değerleri de değişti.. Eskiden bir taşra şehrinde üç beş eczane vardı.. "Yıpranmadan çalışmak isteyen" kız çocukları sayesinde her sokakta iki eczane açılır olunca, olay su kaçırmaya başladı.. Böylece "eczacılık" mesleği öldü.. Yerini "Halkla ilişkiler" mesleği doldurdu.. Şimdi ne kadar eli yüzü düzgün, ağzı laf yapan iyi aile kızı varsa "halkla ilişki" kurmaya çalışıyor.. Sayıları binlere varan büyük cirolu şirketler, ellerinin altında mutlaka bir iki "Halkla İlişkiler" elemanı bulunduruyor.. Davetleri bunlar düzenliyor, organizasyonlara bunlar koşturuyor, basın bültenlerini bunlar dağıtıyor.. *** "Şifreli davetiye" de bunların icadı.. Çalıştıkları kurum adına "farklı olmak veya farkedilmek" ihtiyacından kaynaklanan bir eylem türü.. Muhatap oldukları "halk" ise benim gibiler.. Şimdi burada bir parantez açayım.. Ben de dahil olmak üzere halkımızın bir özelliği de "anlamamakta" ısrar etmesidir.. "Halkla ilişkiler" mesleği de burada başlar.. Asli işleri "olayları anlaşılır hale" getirmektir.. Ne var ki "şifreli davetiye" icadı çıktığından beri bu kopukluk daha da büyüyor.. Ve ben yarım saattir önümde duran davetiyenin ne demeye geldiğini anlamaya çalışıyorum.. "Lady Speed Stick'in dokunduğu gecede yıldızlar yağacak.." Aynen böyle başlıyor davetiye.. Kendi kendime "Ulan, bu Lady Speed de kim acaba?" diye bir taşımlık söylendim.. Davetiyeye göre bu Lady Speed Stick "Modern kadının içindeki coşkuyu, tazeliği ve güveni ortaya çıkaran.." biri.. Anladığım kadarıyla kadınları kocasına asi olmaya çağırıyor.. Davetiyenin dibinde "Lady Speed Stick'in parlattığı yıldızlar gala gecesinde üzerinize yağacak.." diye bir not daha var.. İşte asıl buradan şüphelendim.. Belki de bu şifreyle, kadınlara "Erkeklerin üzerine yaylım ateşi açılacak.. Dikkatli olun.." gibi bir uyarıda bulunuluyor.. Gitmeyi göze alamadığımdan davetiyeyi çöpe attım.. İMTİHAN EDİYORLAR.. Bir başka davetiyede ise "Ay ışığında Boğaz.. Ilık bir yaz gecesi.. Caz müziği ve DKNY.." yazılı.. Eylem Boğaz'da.. Daveti düzenleyen "Ay mehtabı" garantisi de veriyor.. Caz müziği dinleteceklermiş.. DNKY'yi ise söktüremedim.. Soruşturdum.. Ne sağda ne solda böyle bir örgüt yokmuş.. Demek ki bu gece teşkilata para temini için düzenlenmemiş.. Dikkatimi çeken bir şey daha var.. Davetiyelerin üzerine bu lafları bulup, yazanların bir başka alışkanlığı da "Davetin nerede verildiğini, günü ve saatini" küçücük puntolarla dizdirip, kartonun en ücra köşesine yerleştirmeleri.. Bu da davetlinin zekasını test etmeye yarıyor herhalde.. Şifreyi çözüp ne için çağrıldığını bulacaksın, sonra da nereye gitmen gerektiğini keşfedeceksin.. *** Bir başka davetiyede "Cemal Gülas sizi bulutların ötesine çağırıyor.." şifresi var.. Bir başkasını elime alıyorum.."Yöneticim bir kadın.." başlığı altında koca koca rakamlar yerleştirilmiş. "Bir" rakamının altında "Erkeklik kompleksi, cinsler arası güvensizlik, hangi bağımlılık?" notu düşülmüş.. Kendi kendime "Herhalde Dr. Haydar Dümen'e bir kaset yaptırdılar, onun şarkı sözlerini yazmışlar davetiyeye.." sonucunu çıkardım. Bugün önümde bulduğum davetiyelerden bir tek Pepsi'ninkini anlar gibi oldum.. Davetiyeye "Dünya değişirken susup oturma" sloganını yazmışlar.. Slogandan çıkardığıma göre "Kafan bozulduğu zaman Pepsi iç.. İçerken de ağzını şapırdat.." eylemine çağırıyorlar.. Elimdeki son davetiye de bizim "Medi Grup"tan.. "Mevsim dönmeden güze.. Doğanın taaa içinde.. Dostlarla bir arada olalım dedik.." diye bir çağrı.. Altında da "Park Orman" diye bir mekanın adresi.. Kendi halinde çocuklar olduklarını bilmesem "Eyvah! Tarla arazisi yapmak için gidip ormanı yakacaklar.." diye jandarmaya ihbarda bulunacağım.. Artık bu davetiyelerle başa çıkamıyorum.. O yüzden "Nebil Özgentürk, Kemal Yıldırım ve Yeşim'den oluşan.." bir komisyon kurdum.. Davetiyelerin mealini onlar bulup, bana haber veriyorlar.. Bu arada "halkla İlişki uzmanı" arkadaşlarıma bir iki tane de ben öneriyorum: "Benim bir sürü oğlum var, götü çöplüce çöplüce.." diye bir bilmecemiz vardır.. Meali "Üzüm.." demek.. Bir şarap tanıtımı davetiyesinde için kullanabilirler.. Bir de aklıma "Buldun bir kabak, oy keyfine bak.." lafı geliyor.. Bu da banka şubesi açılışında işe yarayabilir.. 1288 defa görüntülendi. |