|
Büyük aşk hikayesinin sonu..
Sekiz saat boyunca el ele tutuşan, uçaktaki bütün erkek yolcuları kıl eden 80'lik aşık ile 70'lik sevgilisinin başına gelenler neydi? Bu büyük aşkı kabin basıncının düşmesi mi etkiledi? Böyle bir aşkı yazmak benim üstüme vazife miydi? Az sonra.. Dünkü bölümün özeti: Türkiye'nin en ünlü ve çekici gazetecisi Selahattin Duman ve beş gazeteci arkadaşı "tetkik ve inceleme" amacıyla Amerika'ya gitmektedirler.. Eğer fırsat bulursa Amerika'yı keşfedeceklerdir.. Uçakta 80 yaşında bir erkekle 70'in üzerindeki bir hanımın aşkına tanık olurlar.. Duygu Asena çok duygulanıp, erkeklerimiz hakkında ileri geri konuşmaya başlar.. Diğer dört gazeteci uyuduklarından duygulanma fırsatları olmamıştır.. Hassas bir ruh yapısına sahip olan Selahattin Duman ise Duygu'nun erkeklerimiz hakkındaki iddialarına sinirlendiği için onu "protesto maksadıyla" bilinçli olarak duygulanmamıştır.. Olaylar böyle gelişir.. Kader ağlarını örer.. *** 80 yaşlarındaki Amerikalı erkek ile 70'li yaşlarını süren kız arkadaşının romantik gösterisi tam dokuz saat sürdü.. El ele yemek yediler, el ele uyudular, teknik olarak mümkün olmadığından sadece tuvalete ayrı ayrı gittiler.. Allah bilir uçakta cep telefonu kullanma yasağı olmasaydı, birbirlerini tuvaletten bile ararlardı.. - N'apıyorsun sevgilim? - Seni düşünüyorum sevgilim.. Burada bile her şey bana seni hatırlatıyor.. - Çabuk gel de yanımda düşün.. - Düşünmem biter bitmez geliyorum.. Sabaha karşı uçağın barkosunda çizgi filmler göstermeye başladı.. Bunlar yine el ele tutuşmuş, filmi dikkatle izleyip gülüyorlar.. Oysa normal filmi seyretmemişlerdi.. Bu durum bana yaşanan aşkın zeka düzeyi hakkında bir fikir verdi ama o sırada uyuduğu için görüşlerimi Duygu'ya aktaramadım.. Kahvaltı servisi başladığında Duygu uyandı.. İlk işi bu çiftin durumunu gözden geçirmek oldu.. Onları yine el ele görünce "Ben hayatımda böyle bir sevgi görmedim.." şeklinde bir mütalaa daha yaptı.. Görse de fark etmezdi zaten.. Çünkü gördüğü şeyleri, çok çok onbeş yirmi saniye sonra unutma gibi bir alışkanlığı var.. Bunun bilimsel açıklaması tıp dilinde başka, lakin Duygu'ya sorarsan onun hafızasındaki yüksek erozyon "yaratıcı zekalara" has bir özellikmiş.. O sırada bir şeyler oldu.. Kadın adamın elini bıraktı.. Yanından geçen hostese bir ön sıradaki boş yeri gösterip "Ben orada oturmak istiyorum.." dedi ve yer değiştirdi.. Adam arkasından boş gözlerle bakıp duruyor.. Duygu'yu dürttüm.. "N'oldu seninkilerin yüksek aşkına?" dedim.. "Bak ayrıldılar.." Duygu kesinlikle bir ayrılık olduğunu kabul etmedi.. Kadının davranışına da bir açıklama getiremediğinden "Sersem şeyler.." diyerek benim şahsımda erkek milletinin zekasını hor gören bir ifade kullandı.. *** Uçaktan indik.. Pasaport kontrolünden geçeceğiz.. Benim gözlerim yol boyunca tanık olduğumuz muhteşem aşkın kahramanlarından ayrılmıyor.. Biliyorum, bir terslik var.. Ya adam "kadının takma dişleri" hakkında bir espri yaptı.. Kadın ona sinirlendi.. Ya uyurken gaz kaçırdı.. Bir şey oldu işte.. Önce adam geçti pasaport kontrolünden.. Kadın ise önümde sırasını bekliyor.. Adam kadına hâlâ sevgiyle bakıyor.. Üstelik nasıl bir bakış.. Sahibinden azar yemiş bir köpek gibi ezik.. Kadın ise suratını öyle bir asmış ki.. Yumuşaması imkansız.. Üstelik kafasına bir de şapka geçirmiş.. Hani genç kızların "çok sevimli görüneceklerini" düşünerek taktıkları Fransız tipi şapkalar var ya.. Önü böyle yukarı kalkık.. Öyle bir şey takıp kendine genç kız havası vermek istemiş.. Şahtı şahbaz olmuş.. Olay patlıyor.. Pasaportu geçip bavulları almak üzere "bel"in başına geldik.. Adam ile kadın aralarında beş altı metre aralıkla duruyorlar.. Adam aynı şekilde bakmaya devam ediyor.. Kadın bir gülümsese dünyalar onun olacak.. Kadın ise domuzuna surat sallıyor.. İş öyle bir hale geldi ki o ana kadar "gavur erkeğinin zarafeti, kadınlarının nezaketi" konusunda taraflı tezler geliştiren Duygu Asena bile ortada bir şeyler olduğunu kabullenmek zorunda kaldı.. - Ay ne oldu bu aşka, demeye başladı.. O sırada bizim bavullar çıktı.. Arkadaşlar dışarı çıkıp kendilerini otele götürecek araca binmek için acele ediyorlar.. Ben; - Bu çiftin bavulları çıkmadan bir yere gitmem, diye tutturdum.. Onlar bizi dışarıda beklemeye karar verdiler. Duygu ile içerde kalıp izlemeyi sürdürdük.. İyi ki de kalmışız.. Manzarayı kaçırmadık.. Adam, niye küstüğünü bilmediğimiz 70'lik kız arkadaşına şevkat ve sevgi ile bakmayı sürdürürken birden boş bulundu.. Gözü belde dolanan bavullara takıldı.. Kadın o sırada harekete geçti.. Çabuk adımlarla adamın yanına sokuldu.. Elini kaldırıp adamın yüzüne sıkı bir şaplak vurdu.. Adam sendelerken gözlüğü de fırlayıp düştü. Kadın bir şey olmamış gibi beş altı metre uzağa gidip beklemeye başladı.. Diğer yolcular da şaşırdı ama biz olayı başından beri izlemekte olduğumuzdan, atılan şaplağı hikayenin içinde daha anlamlı bir yere oturttuk.. Ben hemen "Bu işin sonu belliydi.. Bunların yaşlarının toplamı 150'den fazla.. Neydi o öyle el ele tutuşmalar, romantik ayaklar filan.." diye konuşup olaya bilimsel bir açıklama getirdim.. Hayatı boyunca "Kadınların iyi, erkeklerin kötü olduğunu.." savunan Duygu Hanım'ın dili içeri kaçtığından tek laf edemedi.. Üstünlük benim elime geçmişti.. "Al bavulunu da arkamdan yürü.. Sağına soluna da bakma.." dedim.. Çıkışa doğru yürüdüm.. Kuzu kuzu arkamdan geldi.. Helal olsun bana! Bu bölümün ana fikri: Sevgilinizin elini sekiz saatten fazla tutmayın.. Gerginlik yaratıyor.. 616 defa görüntülendi. |