Bu yılın da en pozitif adamı olurum herhalde

Oturup hoşgörü üzerine bir yazı yazdık.. Topluma karşı görevimizi tamamladık.. bu yıl en az üç radyodan "Yılın hoşgörülü adamı" ödülünü bekliyorum.. Vermezlerse kendileri bilir.. Hoş karşılamam.. Aleyhlerine makale yazarım..

Bizim toplumun okumuşları ile ahalisi arasında tuhaf bir çelişki vardır.. Yazıya Saatli Maarif Takvimi'ne geçebilecek kadar okkalı bir sözle girdik.. Sıra pirincin taşını ayıklamaya geldi..

Okumuş takımı her ne sebepten bilinmez; mesaisinin ağırlığını ahalinin "ne kadar akıllı, ne kadar sağduyulu, ne kadar sezgili" olduğunu ispatlamaya verir..

(Yazar burada "Okumuş takımı" derken mektep medrese görmüşleri kastetmiyor. Yazıyla, çiziyle uğraşanları kastediyor.. Allah yazardan razı olsun..)

Bu işi hangi akla hizmeten yaparlar, bunu anlamak katiyen mümkün olmaz.. İşin tuhafı okumuşlar ahaliyi methettikçe, ahaliden küfür yer.. İtilir, kakılır, hakaret görür..

Okumuş takımı bu aşağılanmadan yılmaz.. Aşağılandıkça ahalinin eteğine yapışıp "Sen ne kadar büyüksün.." diye yırtınmaya devam eder..

***

Son seçimlerde böyle oldu.. Ondan önceki seçimlerde de.. Sandıktan tek bir parti çıkmadı.. Çıkmadığı gibi Meclis aritmetiği "ahalinin oyları" sayesinde çorbaya döndü.. Partilisi, askeri, tarikat ehli, kadrosuz evliyası hala işin içinden çıkamadı..

Okumuş takımı bir süre sustu. Sonra "Bu ahali bu kadar sağduyuluysa bu işler neden böyle oldu" deyip durumu sorgulayacağı yerde, ahaliyi mazur gösterecek bahaneler bulup, piyasaya sürmeye başladı:

-Onlar aslında oylarını nereye vereceklerini bilirdi.. Kafalarını biz okumuşlar karıştırdık..

YUMUŞAK HAKEM..

Televizyonda izlediğimiz bir reklam var.. Hani Ferhan Şensoy halı sahada futbol oynuyor da kendisine imza için musallat olan tip karşısına çıkıyor.. Yönetmen Sinan Çetin'in bizzat seslendirdiği bu garip lehçeli bir vatandaş..

Geri planda ise bir hakem görünüyor.. Biraz yumuşak bakışlı bir hakem.. Hatırladınız değil mi?

Şimdi bu reklamın etrafında koparılan fırtınayı keyifle izliyorum.. Ahalimizin ayrılmaz bir parçası olan hakemler "O yumuşağı Ferhan Şensoy oynamalıydı.. Hakemlere hakaret edemez.." diye yırtınıyor.. Bir kısım okumuş ise "Ne var bunda.. Sanat, manat.. Kem küm.." cevabını yatıştırıcı olarak yutturmaya çalışıyorlar..

Bir de dava açmışlar.. Bakalım ne olacak? Benim tanıdığım adli sistem bu işi bilirkişiye kadar götürür.. Bilirkişiden hakemleri tek tek inceleyip "cinsiyet konusunda" bir karar vermesi istenir.. Olmaz demeyin.. Burası Türkiye!

***

Hoşgörü, aklın insana bir armağanıdır.. (Bu atasözünü yeni icad ettim..) Orta yerde akıl yoksa hoşgörü de yoktur.. Bir reklam filminin, belki biraz ileri gitmiş şakasına bu kadar yırtınmak niye?

Argomuza "yumuşak hakem" diye giren kavram, spor terminolojimizin ayrılmaz bir parçasıdır.. Tıpkı Kahraman Maraş, Şanlı Urfa, Erkek Bursa gibi.. Gerçi yakışıksız bir ifadedir ama ne yapalım ki halkımızın diline yapışmış bir kere..

Bu böyle olduğundan "sağduyu sahibi" ahalimiz, maçlarda gaza geldikçe hepbir ağızdan "yumuşak hakem" diye bağırır.. Hakemlerimizin de aklına ahaliyi toptan mahkemeye vermek gelmez.. Sonra gidip "okumuş takımından" bir Ferhan Şensoy bulur, onunla uğraşırlar..

Yazar makulesinin başına sık geldiğinden biliyorum..

Bu haller bizim ahali arasında zaman zaman histeriye dönüşüyor.. "Rüşvet alan bir doktor.." lafını kullanırsın.. Doktorlar ayağa kalkar.. "Türk doktoru rüşvet almaz.." der..

Bir subayın aykırı hallerini yazmışsındır, silahlı kuvvetler teyakkuza geçer.. Polisten bazıları çete kurmuştur.. Yazdığında "Türk polisi çete kurmaz.." edebiyatını dinlersin..

Velhasıl öyle bir idraksızlık ki başa çıkılacak gibi değil..

ÇARESİNİ BULDUM..

Bizim ahalinin bu hallerini tasvir eden çok güzel bir dörtlük vardır.. Argo edebiyatımızın temel eserlerindendir.. Biraz edepsizce ama hoşgörünüze sığınarak tekrarlıyorum:

Bizim millet bir tuhaftır,

Her bir lafı kaldırmaz..

Yumuşak dersin kızar da

Sırtına binersin aldırmaz..

Durduk yerde bir protesto ile karşılaşmamak için bu dörtlükte "yumuşak" ve "sırtına binersin" ifadelerini kullandım.. Umumi kültürünüze dayanıp gerçek karşılıklarını koyduğunuzda, meramımı anlarsınız..

***

Ben şahsen, bu tür tarizlere hedef olmamak için kendimce yeni bir formül uygulamaya karar verdim.. Diyelim ki bir öğretmen ile öğrencisi arasındaki uygunsuz ilişkiyi anlatmak durumundayım.. Şöyle diyeceğim:

"Filanca lisenin Japon asıllı coğrafya öğretmeni Halil İbrahim Öztutkal, lise son sınıf öğrencilerinden Norveçli Melehat Kepek arasındaki yasak ilişki şehrimizde büyük tepkilere yol açtı.. Japon öğretmenin Meksikalı eşi Asuman Hanım olaydan sonra şunları söyledi.."

Bu durumda kimse kalkıp "Türk öğretmeni böyle şeyler yapmaz" diyemez..

Meslektaşlarıma "Susurluk olayını" yazdıklarında böyle bir dili kullanmalarını öneririm:

"Emniyet teşkilatının içine sızan bir gurup Koreli polis ile mafya arasındaki ilişkiyi soruşturan Meclis Komisyonu.." diye başlayan bir cümleye Tansu Hanım bile itiraz edemez.. Türk polisinin de itibarı korunmuş olur..

ÖNEMLİ NOT: Bu arada gazetecilik yapıp, bir de "atlatma" haber vereyim:

Bir süre önce hakkında tutuklama kararı çıkarılan ve halen firarda olan Papua Yeni Gineli polis şefi İbrahim Şahin'in teslim olma süresi Kurban Bayramı'na kadar uzatıldı.. Hükümetin bu süreyi, gerek gördüğü taktirde Kabotaj Bayramı'na kadar uzatabileceği bildiriliyor..

***

Ben de olmasam bu işleri kim dert edinip çözecek, bilemiyorum..

İyi ki varım..

597 defa görüntülendi.