|
Bu kez ezilenler kazandı..
Önce fikrim, sonra zikrim bozuldu.. Gazete yönetimini fikrimin bozulduğu günlerde defalarca uyardım.. "Büyük bir ruhi bunalım geliyor, özellikle de gazete yazarlarını etkisi altına alacak.." dedim. Lakin laf dinletemedim.. Düz laftan anlamadılar.. Meramımı işin içine biraz sanat katarak ifade etmeye çalıştım.. Durduk yerde "Kısa çöp uzundan hakkın alacak.." diye homurdandım.. (Buradaki kısa çöp, ben oluyorum. Uzun çöp de Zafer Mutlu..) "Keser döner sap döner.. Gün olur hesap döner.." gibisinden koşmalar söyledim.. Tınmadılar.. Bunların rahatlığı okurlarımın bile sabrını tüketti.. Nitekim, kontrolünü kaybeden birkaç fanatik okurum, TEM Otoyolu'na çıkıp "Nedir ulan Selahattin Duman'ın sizden çektiği.." diye, ATV 2000 binasını kurşunlamışlar.. Gerçi taraftarlarımın şiddet kullanmasını ben de onaylamıyorum ama koca bir hayran kitlesini de bu kadar germemek icap ederdi.. Üzerimde oluşan bu baskıya daha fazla dayanamadım.. Sayın Tansu Çiller'in "Mesut Yılmaz ile aynı çete altında olamayız.." şeklindeki tarihi lafı ettiği gün İstanbul'dan kaçma planını yaptım.. New York'a gitmeye karar verdim.. Niye Polatlı değil de New York diyecek olursanız, burasını sessiz sakin bir şehir olduğu için tercih ettim.. Büyük şehir hengamesinden uzak bir köşede, gürültüsüz bir ortamda kafamı dinlemek istedim.. Müthiş bir plan.. Dört dörtlük bir kaçış planı hazırladım.. Yola Pazar günü çıkmaya karar verdim.. Çünkü aynı gün Zafer Mutlu yurtdışına gidiyordu.. Hafta içinde yapılan basın yürüyüşünün yorgunluğunu atmak üzere birkaç gün dinlenecekmiş.. Dolayısı ile beni engellemesi mümkün olamazdı.. Meğer aynı gün Dinç Bey de yola çıkıyormuş.. Böylece önümdeki büyük engellerden biri daha kendiliğinden kalkmış oluyordu.. Benim yapmam gereken tek şey bu ikilinin ülkeden ayrıldığına emin olmaktı.. Allah'tan gazete içinde sevenlerimiz var.. Zamanında fakir fukaraya çok iyilik ettiğimden beni kollarlar.. Nitekim Yazı İşleri Müdürümüz Ergun Babahan, Zafer Mutlu'nun yola çıktığını tespit eder etmez beni telefonla aradı.. "Abi kurtulduk, seninki bir hafta yok.." müjdesini verdi.. Patronun yola çıktığı müjdesini ise Kenan Sönmez'den aldım.. Telefonların dinlenmesi ihtimaline karşı, daha önce aramızda iki kelimelik bir parola tespit etmiştik.. Aldığımız bu tedbir gerçekten de çok başarılı oldu.. Telefonu açtığımda Kenan'ın sesini duydum.. Parolamızı söyledi.. "Tatil başladı.." deyip telefonu kapattı.. Artık iş bana kalıyordu.. Bütün cesaretimi toplayıp bavulumu hazırladım.. Uçağa daha üç saat vardı.. Karnım da acıkmıştı.. Bir şeyler almak üzere Atrium'a gittim.. Atrium'un üst katında güzel bir pastane var.. Tam Ali Giovanni'nin dükkanının yanında.. Ali Bey şık İtalyan kıyafetleri satar.. Senelerdir bu işi yapar.. İsminin Ali Giovanni olmasına bakmayın.. Giovanni soyadını kullanmasının sebebi "ticari imajı" yüzünden.. Dükkanda sadece İtalyan malları sattığından, kendine Giovanni markasını icat etmiş.. Fiat patenti ile üretilen TOFAŞ arabalar gibi "Yarı Türk yarı Avrupai" bir imaj kazanmış.. İşte onun dükkanının yanındaki pastaneden bir kiloluk yaş pasta alıp eve döndüm.. Bir de çay koydum.. Gider ayak hem karnımı doyuracağım, hem de başarılı firar programımı kutlayacağım.. O sırada televizyonu açacağım tuttu.. Hangisiydi unuttum, klip gösteren bir kanal.. Pastayı önüme çekip, çayı doldurdum ve tam koltuğuma oturdum ki Ayşe Tunalı'nın bir klibi oynamaya başladı.. Bir garip yolcu Talihsizlik bu kadar olur.. Yemeye niyetlendiğim yaş pastanın ilk lokması boğazıma dizili kaldı.. Siz hiç Ayşe Tunalı'yı "Bir garip yolcuyum hayat yolunda.." şarkısının klibinde izlediniz mi? Beste Yıldırım Gürses'in.. Klipte Ayşe Tunalı dünyanın en iştahlı aşığını oynuyor.. Klip icabı sevdiği adam da kendisi gibi iştahlı.. İki sevgili şık bir mekandalar.. İki kiloluk bir yaş pastanın başına oturmuşlar. Önce birisi elindeki çatalı pastaya saplıyor.. Harman yerinden sap taşıyan at arabası gibi tepeleme doldurduğu çatalı, diğerinin ağzına tıkıyor.. Sonra hamle sırası öbürüne geliyor.. Çatala yüklediği pastayı sevgilisine takdim ediyor.. Herhalde yönetmen klibi çekerlerken hiçbir masraftan kaçınmadıklarını göstermek için "Çatallarınızı sıkı doldurun" diye tembih etmiş.. O yüzden karşılıklı olarak ağızlara tıkılan lokmanın tamamını bir hamlede yutamıyorlar.. Dudaklarına pasta kremaları sıvanıyor.. Oyuncuların en zorlandığı an burası.. Dudaklarının kenarına sıvanan pasta kremasını dilleri ile yalayıp temizledikten sonra ellerindeki şampanya kadehini tokuşturup, birer fırt çekiyorlar.. Sonra yeniden pastaya hamle yapıyorlar.. Bu manası yüksek aşkın sonu mezarda bitiyor.. Klibin sonunda Ayşe Tunalı'yı "pasta ve şampanya" ile beslerken öldürdüğü sevgilisinin mezarı başında görüyoruz.. Hem duygulandım hem de tıkandım.. Elim önümdeki yaş pastaya bir türlü gitmedi.. Bu klipten ana fikir olarak "Ölümsüz aşk yoktur, beslenme sorunu olan aşıklar vardır" sonucunu çıkardım.. Akıl defterime "Aşırı kolesterol aşkı yener" notunu düştükten sonra bu konuyu, yurda dönüşte ayrıntılı olarak işlemeye karar verdim.. Yola çıkma vakti gelmişti.. Kendime iyi yolculuklar dileyip evden ayrıldım.. NOT: Amerika'da işlediklerimi bir bir anlatacağım.. Sonra sıra ATV 2000 binasının açılışına gelecek.. Tabii yaşatırlarsa.. 470 defa görüntülendi. |