|
Bu işe yürek dayanmaz..
Bu yazı "bağımsızlık" mücadelesi veren bir milletvekilinin acıklı hikayesinden derlenmiştir.. Eğer TV dizisi yapılsaydı vatandaşın gözünde yaş, stüdyolarda taş üstünde taş bırakmazdı.. Yazarken benim bile gözlerim dolu dolu oldu.. Bu siyaset nankör bir meslek.. Nankörlüğü de bağımsız milletvekili olabilmek için mücadele veren Ömer Bilgin'in başına gelenlerden belli. Adamcağız medyanın gazına gelip Doğru Yol Fırkası'ndan istifa etmeye karar verdi.. O günden beri "siyaseten içgüveyi girebileceği.." bir kapı bulamadı.. Söylemesi ayıptır, üye olmak için ANAP'a başvurmuş.. Mesut Bey'e haber vermişler: - Ömer Bey geldi, kapıda sizi bekliyor.. Bağlılıklarını bildirecekmiş.. Mesut Bey cıgarasından tam altı nefes çekmiş.. Öyle ki her bir nefesten sonra; İstanbul Şehir Hatları'nın vapurları gibi istim salmacasına.. Haberi getiren partiliyi duman altı yaptıktan sonra kararını açıklamış: - Başka kapıya.. Ömer Bilgin bu cevaptan sonra umutsuzluğa kapılmamış.. İstese bağımsız olarak da memlekete faydalı olabilecekken "Bir elin nesi var, iki elin sesi var.." fikrinden hareketle kendisine başka parti aramayı sürdürmüş.. Aklına Hüsamettin Cindoruk'un başında bulunduğu Demokratik Türkiye Fırkası gelmiş.. Gidip onların kapısını çalmış.. Hüsamettin Bey, cinliğini soyadına geçirmiş bir adam.. Ömer Bilgin'in kapısına niye dayandığını bilmez mi? Cevabı hiç düşünmeden vermiş: - Bize lazım değil.. Lazım olursa haber veririz.. Büyük hizmetler.. Şimdi bu önemli şahsiyete neden sahip çıktığıma gelince.. Ömer Bilgin, halen "Baba" sıfatıyla Çankaya'da ikamet eden Sayın Süleyman Demirel'in Türk siyasetine kazandırdığı önemli bir değerdir.. Baba'nın "yasakların kalkması" için yurdu adım adım dolaştığı referandum gezileri sırasında dikkatleri çekmiş, dosta düşmana "İşte geleceği parlak bir politikacı" dedirtmiştir.. Bugün gençlik çağını yaşayan okurlarımız, o vakit küçük birer çocuk olduklarından bilmezler.. "Acaba Ömer Bilgin ne yaptı da siyaset tarihindeki yerini aldı?" diye meraklanabilirler.. Tarihe tanıklık yapmış biri olarak "bu hizmeti yeni kuşaklara anlatmayı" kendime iş edindim.. *** Efendim, malumunuz! Sayın Süleyman Demirel'in kelle-i cismanisi epeyce hacimlidir.. Üst tarafı da "Allah'ın bir hikmeti" saçsız olduğundan, şapka takmadıkları vakit "toplu konut alanı" gibi oldukça geniş durur.. Karşıdan bakıldığında, kendilerine hiçbir devlet başkanına nasip olmayan bir heybet verir.. Ne var ki oldukça geniş bir yüzeye sahip olan mübarek başları; güneşte kalındığında, sıradan vatandaşların başından daha çok etkilenir.. Çünkü "kelle-i riyasetin" yüzölçümü geniş olduğundan, santimetre kareye düşen güneş ziyası oldukça fazladır.. Bu durum da özellikle yaz aylarında yapılan yurt gezilerinde "siyasi sorunlara" sebep olmaktadır.. Özellikle üstü açık arabayla seyir halindeyken problem daha da büyümektedir.. Halkımız tek partiden alışıktır.. Cumhurbaşkanı gördü mü tezahürat yapar.. Sayın Demirel de mübarek şapkalarını çıkarıp sallayarak karşılık vermek zorunda kalır.. Bu durumda başı açıkta kalmakta; çanak anten gibi güneş ziyasını tepesinde toplamaktadır. Haliyle kafası kızışmakta olduğundan; SABAH'ın bir zamanlar 29 kupona verdiği Moulinex ütü gibi tepesinden buhar çıkarmaktadır.. İşte Sayın Demirel'i yurt gezilerinde düştüğü bu zor durumlardan kurtaran, Ömer Bilgin beyefendinin gayretleri olmuştur.. Demirel üstü açık arabayla halkın arasında seyir halindeyken; Ömer Bilgin de bir eliyle arabaya yandan tutunmuş, öbür elinde sürekli bir pet şişe taşımıştır.. Yüzbaşı Tom Miks'in Kızılderililer'i şaşırtmak için atı Napolyon'a yanlamasına binmesi gibi tehlikeli bir vaziyet yani.. Ömer Bilgin, hayatını hiçe sayarak elindeki pet şişeden döktüğü sularla Cumhurbaşkanımız'ın kellesini sürekli serin tutmayı başarmış, böylece Süleyman Bey'in serinkanlı düşünmesini sağlamıştır.. Kimseye yaranamadı.. Ömer Bilgin bir eliyle üstü açık otomobilin kapısını tutup, diğer eliyle pet şişeden döktüğü sularla Sayın Demirel'in kafasını sularken, kendisini ihmal etmiştir.. Üçüncü bir eli olmadığı için de "kendi kafasına" su döküp serinleme imkanı bulamamıştır. Güneşte uzun süre kalmanın etkisiyle beyninde az biraz hasar meydana gelmiştir.. Başına referandum güneşi geçtiğinden beri de sinirlerine hakim olamamakta, en küçük olaylarda bile şiddet arzusuyla dolup taşmaktadır.. Gazetelerde "sıcaktan cinnet geçiren koca.." haberlerini okuyorsunuz ya.. İşte öyle bir durumu var. Ömer Bilgin'in sürekli olarak, siyaseten cinnet halinde dolaşmasının sebeb-i hikmeti de budur.. Meclis oturumlarında onun bunun üzerine hamle etmesi; hoşgörüsüz olduğundan ya da kalbinin kötülüğünden değil, cinnetine hakim olamamasındandır.. *** Referandum gezileri sırasında uyguladığı "modern sulama teknikleri" sayesinde dikkatleri çeken Ömer Bilgin önce TURBAN Genel Müdürlüğü'ne getirilmiş, ardından Tansu Hanımefendi'nin yaşgünü etkinliklerine gönderdiği bir kamyonet dolusu çiçekle dikkati çekip, parlamentoya kazandırılmıştı.. Gerçi Tansu Hanım'a gönderdiği bir kamyon dolusu çiçeğin dedikodusu hâlâ yapılıyor.. Lakin o çiçekler Yalı'nın önüne döküldüğü zaman birçok DYP'li; - Tüh! Nasıl oldu da böyle bir etkinliği biz akıl edemedik, diye dövünmüştü.. İnanıyorum ki Ömer Bey'i siyaseten girdiği bunalımdan kurtardığımız gün Türk demokrasisi de kurtulacaktır.. Ne demişler: - Bir mıh bir nal.. Bir nal bir beygir.. Bir beygir bir yiğit.. Bir yiğit bir vatan kurtarır.. Oldu mu size fikir yazısı? 703 defa görüntülendi. |