Bizim erkeklerimiz de zariftir..

Şimdi sıra geldi tarihin, yani "Selahattin Duman Özel Tarihi"nin gördüğü en büyük aşk hikayesini anlatmaya..

Bizi Amerika'ya götüren uçakta Duygu Asena ile yanyana oturuyorduk ya! Bizden bir sıra ileride ve sağımıza düşen koltuklarda oturan Amerikalı bir çift vardı..

Adam uzun boyluydu.. Bir seksenbeş filan.. Kadın orta boylu.. Adamın yaşı 80 sularında.. Buna rağmen hem dinç hem de çok sağlıklı görünüyordu.. Kadın ise 70'i devirmiş lakin detayları hakkında bilgi vermeyen bir çizgide..

Aralarındaki muhabbet yemek servisi sırasında dikkatimizi çekti.. Diğer yolcular önlerinde açılan küçük masalarda yemek yerken, bu çiftin önünde bir tek masa açılıydı.. Adam da kadın da çorbalarını tek masada içiyordu.. Elele tutuşmuşlar, diğer ellerindeki kaşıkları çorbaya daldırırken; birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı..

Tam "tövbe estafurullah.." çektirecek cinsten bir aşk-ı muhabbet manzarası.. Hani işgüzar bir haberci tarafından kemara ile tesbit edilip televizyondan yayınlansa, bizim kadın milletinin tekmil fikrini bozar..

"Sen benim elimi bir gün bile böyle tutmadın.." diye söylenmeye başlayıp, kocalarını cinayet aşamasına getirirler..

Nitekim, Duygu Hanım dayanamayıp iki çift laf edince; erkek milleti adına ilk "tövbe estafurullah"ı çekmek bana düştü..

"- Ay ben böyle aşk görmedim.. Şu adamın zerafetine, inceliğine bak.." dedi Duygu..

Tabii bu lafların yarısı övgü olarak "ince ruhlu" adama gidiyor. Kalan yarısı da "Kazma sapı" imasıyla biz erkeklere.. Özellikle de uçaktaki bizlere..

İlk itirazım "Ne varmış aşklarında.." şeklinde oldu.. "Ay şunlara bak.. Canııııım.. Nasıl da birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar.." diyerek duygularını yaylandırmayı sürdürdü..

İster istemez savunmaya geçtim.. Hayır, zerafet olarak bir eksiğimiz olsa, söyledikleri ağırıma gitmeyecek.. Bu noktada kendimden örnek vermek yakışık almayacağından Uğur Cebeci aklıma geldi.. "Uğur da çok zarif bir insandır.." demeye niyetlendiğim sırada gözlerim yan tarafa kaldı..

Uğur ayakkabılarını çıkarmış, çıplak ayağını yanında oturan Mehmet Yaşin'in bacakları üzerinden koridora sarkıtmış uyurken, gelene geçene tabanlarını seyrettiriyor..

Bu durumda Uğur'un zerafeti üzerinde ısrar etmek taktik olarak doğru olmayacağından Mehmet Yaşin'i örnek vermek geldi aklıma.. Hürriyet Dergi Grubu'nun başı olan Mehmet gerçekten de kültürlü ve kibar çocuktur..

Lakin o sırada Mehmet'in görünümü Uğur'dan daha beterdi.. Saç sakal birbirine karışmış bir halde uyuyordu.. Elinde Grand Class bileti olmasa, hostesler Mehmet'in yolcu olduğuna katiyen ihtimal vermezlerdi..

Uçağa gizlice girmiş evsiz barksız bir alkolik, o andaki tarifine daha çok uyuyordu..

Avusturya Havayolları'nın İstanbul Müdürü Ali Kırgız'ı "ince ruhlu bir erkek" tarifine sokmayı çok isterdim lakin fiziği müsade etmedi.. Adam öyle bir göbek geliştirmiş ki, uçuş sırasında "Kemerleri bağlayınız" anonsu yapıldığında, ancak kendi kemerini bağlayabiliyor....

Çünkü uçağın emniyet kemeri beline kavuşmuyor.. Allahtan her iki kemer de göbeğinin altında kaldığından hostesler durumu anlamadılar..

THY'nın Halkla İlişkiler'inden sorumlu Faik Akın'ın "centilmenlik" notu ise önceki seyahatlerde kırıla kırıla eksiye düşmüş.. Hani bir maddesi bulunsa "Türkiye'nin zerafet yüzdesini düşürmekten" ağır cezada yargılanacak hale gelmiş..

Bu durumda kendimi örnek vermekten başka çare kalmadı tabii..

Romantik çiftin tek elle yedikleri yemek bitti.. İki koltuk arasındaki dirseği kaldırdılar.. Kadın adamın dizlerine yattı.. Adamın bir eli kadının kalçasında.. (Ama kalbinde bir kötülük yok.. Oraya denk gelmiş..) diğer eli de kadının elini tutuyor..

O pozisyonda uyumaya başladılar.. Zafarelli'nin Romeo ve Jüliet filmindeki intihar sahnesi gibi bir manzara..

Duygu ise gördüğü romantik tablonun taşkınlığı yüzünden kendinden geçmiş durumda.. Durup durup beni dürtüyor.. "Erkek dediğin böyle duygulu olmalı.." şeklindeki laflarıyla sabrımı imtihan ediyor..

Kibar ve duygulu bir insan olduğumdan ters bir cevap da veremiyorum.. Yoksa koydum mu en duygulusunu oturturum.. Sabredip dinliyorum. O sırada içimden neler geçiyor neler:

Be kadın! Senelerdir yaza yaza erkek milletinde duygu mu bıraktın? Sen yazmasaydın kadın milleti "Yıllardır bulaşığı ben yıkıyorum, bir gün de sen yıka.." deyip kocasına asi olmayı aklına getirmezdi..

Milletin kırk yıllık helalinin aklına karpuz kabuğu düşürmek senin işin.. Erkek milletine yatak çarşafları arasında G noktası aratmak senin işin.. Kadınları "Kocalarınıza sifonu çektirmekten başka ev işleri de yaptırın.." diye kışkırtmak senin işin..

Geçimsizlik yüzünden meydana gelen aile facialarının en az yüzde ellisi Duygu ve çetesinin kışkırtması ile meydana gelmiştir..

Yaza çize kadınlarla erkekleri hasım haline getirdi, şimdi zıvanadan çıkardığı erkek milletinden duygulu olmasını bekliyor..

Bunları düşünürken o adama da sinirlendim tabii.. Türkiye'deki akranları çoktan hacca gidip ak sakal bıraktı.. Günün 24 saati tesbih çekip "Sordum sarı çiçeğe.." ilahisini mırıldanıyorlar.. O ise seksenine dayanmış hala "SSK emeklisi Romeo"yu oynuyor..

Bile bile erkek milletini zor durumlara sokuyor..

Lakin Allah'ın sopası yok işte.. Yarın anlatacağım.. Öyle işler oldu ki Duygu Hanım'ın ağzının suyunu akıtan aşkın sonu aynı uçakta geldi..

Zevkten dört köşe oldum..

542 defa görüntülendi.