|
Bizim bir TRT'miz vardı
TRT'nin; Türkiye'nin iletişim tarihindeki yerini bilmeyenler; Galatasaray-Sion maçını anlatan spiker Ümit Aktan'ı asla anlayamazlar.. Ümit Aktan'ın maçı anlatırken neden her saniyeye iki kelime sıkıştırma derdinde olduğunu da bilemezler.. Türkiye'nin TRT televizyonu ile nefes alıp verdiği yıllar.. Özel TV kanalları yok.. Yumurta 25 kuruş.. Umumi Birleşme Evleri'nden dışarı taşan müziğin "arabesk" olduğu henüz keşfedilmemiş.. Cüneyt Arkın, bizlerin namı hesabına sabah akşam kötüleri tepikliyor.. Ve kadınların, erkekler tarafından ezildikleri henüz işitilmemiş.. *** TRT Televizyonu ülkenin en kutsal mabetiydi.. TRT'de çalışan memurlar da ilahları.. O yıllar memuriyet tarihimizin de altın dönemidir.. Devletten maaş alarak televizyonculuk yapanları star zannederdik.. Ağızlarının içine aval aval bakardık.. Bırakın bir dizide kıytırık bir rol kapanları.. Sabahın kör karanlığında yayınlanan çizgi filmlerde seslendirme yapanları bile yedi ceddine kadar tanırdık.. Kaderimizdi, çektik.. Ne tipler gelip geçti.. Bir karış boyunda tombul sunucular, yüzü geometrik anlamda köşeli programcılar, başında gezdirdiği çıkarmaya vakit bulamadığından çimlendiren sunucular.. Bunlarla iyi geçindikleri için her programda, günde üç öğün karşımıza dikilen çatlak sesli türkücüler.. Kıçlarında ya da göbeklerinin dört parmak üzerinde; hormonlu lahana iriliğinde yapma gül taşıyan tombul assolistler.. Hepsine katlandık.. Nedense bunları pek ciddiye alıyorduk.. Anadolu'nun bağrından kopup geldikten sonra, sabah akşam "Müdür beyin yeşil kürkü, yeni çıktı bu türkü.." diye meleşen taşralı oğlanlara bile o kadar kızmıyorduk.. Sivri akıllı bir bürokrat "Bu türkü ile TRT'nin sayın genel müdürü kastedilmiş olmaya.." diyerek soruşturma açtığında bile ciddi ciddi taraf olacak kadar dangalaktık: - Yok canım.. Kastetmemiştir.. - Hem TRT'nin sayın genel müdürünün kürkü yeşil değil, kahverengi.. *** Medya'nın TV leşkerlerinin başlıca takıntısı maç spikerleriydi.. O abuk sabuk programlara, iğrenç türkülere üçer beşer yıldızı bayıla bayıla verir; nedense aynı hoşgörüyü maç spikerlerine göstermezlerdi.. - Vay anasına sayın dinleyenler.. Maç anlatırken kendini kaybedip böyle bir sahya çıkaran spikerle bütün millet birlik olup dalga geçmiştik.. "Öyle konuşulur mu yahu!" diyerekten.. Halbuki o vakitler başımıza dikilen başbakan da fiili bir konuşma özürlüydü.. Spikerin konuşmasını acımasızca eleştirirdik ama oyumuzu da gider o konuşamayan politikacıya verirdik.. Parayla satılan TV dergileri vardı.. Hem de tirajları 200 binlerde seyreden.. Her sayfasında bir devlet memurunun "yıldız olaraktan" taktim edildiği dergiler.. Allah'tan devletin başka birimlerinde çalışan memurlar izan sahibiydi de bu ayırımcılığı mesele yapmıyorlardı.. O günlerde Tapu Dairesi'nde çalışıp dokuzuncu derecenin dördüncü kademesinden maaş alan bir devlet memuru "Neden benimle hiç röportaj yapmıyorlar? TRT'de çalışanlar devlet memuruysa ben de devlet memuruyum.." diyerek niza çıkarmadıysa, insanlığındandır.. Su işlerinin tahsildarlarının aklına da "medyadan ilgi görmedikleri için" sessiz yürüyüş yapmak gelmezdi.. Necefli maşrapa O günlerde teknik aksaklıktan dolayı sık sık yayını kesilen TRT'nin bir başka ünlüsü de "Necefli Maşrapa"ydı.. Yayıncıların elinin altında bulunur, yayın kesilir kesilmez ekrana "Necefli Maşrapa"nın fotoğrafı gelirdi.. Fonda da insanı bayan bir müzik yükselirdi.. Artık TRT yöneticileri bu müzikle "İttirip gidin yatağınıza.. bu gece yayın mayın yok.." mu demek isterlerdi, hâlâ çözemedim.. Lakin "Necefli Maşrapa" göründüğünde bütün ahali yayında bir bokluk olduğunu anlardı.. İnatla oturdukları yerden ekrana bakarlardı.. Necefli Maşrapa ile vatandaşın gözgöze, dizdize halleri bazan iki üç saat sürerdi.. Sonunda sinirleri bozulan Necefli Maşrapa ekrandan çekilir, yayına kalındığı yerden devam edilirdi.. Ağzı var dili yok bir nesne olduğundan "Necefli Maşrapa" ile röportaj yapmaya kalkışan bir TV muhabiri çıkmadı.. O vakitler Reha Muhtar da olmadığından canlı yayına da çıkamadı.. Yine de ülkenin en tanınan üç şeyi sorulduğunda, vatandaş mutlaka Necefli Maşrapa'yı sayardı.. Ayrıca devlet maşrapası olduğundan dönemin başbakanı kadar, hatta ondan ileri saygı görürdü.. Sayın Demirel o günlerde kendisine söven pek çok vatandaşa hakaret davası açmıştır.. Necefli Maşrapa'nın geçmişinde ise böyle bir zıtlaşma yoktur.. *** Ne olduysa oldu.. Birden özel TV kanalları ortaya çıktı ve tüm frekanslarımızı sardı.. TRT'nin bordrolu memur starları bir anda yeryüzüne iniverdi.. Üzerlerindeki büyü yok olmuştu.. "Tüpgaz kuyruğuna girseler" haber olan pek çok TRT'ci birden ilgi erezyonuna uğradı.. Ciddiye alınmaz oldular.. Peşlerinden koşan TV muhabiri yoktu.. Röportaj isteyenler de.. Bunların çoğu şimdi özel kanallarda sıra neferliği yapıyor.. Eski şaşaalı günlerin özlemi ile çevrelerinde olan bitene bakıp, iç geçiriyorlar.. İşte o dönemin erişilmez yıldızlarından biri de sevgili Ümit Aktan'dı.. Sion maçında eline geçen fırsatı; geçmişin ilgi ve şevkatine muhtaç tüm eski TRT'ciler adına çok iyi değerlendirdi.. "Tek Televizyon" devrinden kalma "Saçmalama hakkını" sınırsızca kullanıp, maçı seyreden milyonlara saç baş yoldururken, hem intikamını aldı.. Hem de orta yaş kuşağına güzel bir nostalji yaşattı.. 817 defa görüntülendi. |