Bir taktik dehasıyım..

İkili görüşme söz konusu olduğu zaman en akla gelmedik manevraları yapıyorum.. Zekamı son katresine kadar kullanıp, rakibime açık yer bırakmıyorum.. Bakışlarım delici, dilim keskin, tutumun kararlı.. Tek sorunum sonuç alamamak..

Son tatil planımı anlatmak ve onaylatmak üzere Zafer Mutlu'yu görmeye gittiğimden söz etmiştim..

Lakin lafın ucu üst yönetim ile lego oyuncakları arasındaki ilişkiye kaydığından görüşmemizin nasıl geçtiğini anlatamamıştım.. Kamuoyuna dert olmasın diye arzetmek istiyorum..

Evet.. Yeni binasındaki odasına gittiğimde beni kuşkulu bir bakışla karşıladı.. Gazete içinde dolaşmayı pek sevmem.. Hele hele yeni binaya çok mecbur kalmazsam hiç gitmem..

O yüzden kuşkulu.. Gelişimin altında bir çapanoğlu arıyor.. Gerginliğini gidermem lazım, diye düşünüp hemen sordum:

- Amerika'ya gittiğinde bizim yazar takımından kimseyi aldın mı yanına?

- Yooo! dedi.. Yalnız gittim.. Neden sordun?

- Hiiiç.. Nedense sen bir geziye çıktığın zaman yazarların tamamı ortadan kayboluyor.. Döndüğün zaman da hepsi birden peydahlanıyor da..

Bakışları biraz tuhaflaştı.. Şirket menfaatime yaptığım bu ihbardan fazla birşey ummamak gerektiğini anlayıp derhal politika değiştirdim.. Yüzüme; Milli Güvenlik Kurulu toplantısından çıkmış Erbakan ifadesi takındım..

Boynumu hafif kırdım.. Banka müdürünün karşısında, kredi borcunu ödeyemeyen çiftçi gibi oturuyorum.. Pek umurunda değil..

Biraz zorlanıyoruz

Zaten huyudur.. Benim birşey isteyeceğimi kestirdiği zaman görüşmenin başlangıcında sertleşir.. Harward taktiğiymiş.. Gerçi Zafer Mutlu ithal okul mezunu "Proteinli Türklerden" değildir ama bu taktiği bir bankacıdan öğrenmiş.. O bankacının da Harward mezunu tanıdığı varmış, oradan biliyormuş..

Ben aslında "Fatma Hoca Mektebi" mezunuyum fakat bunlarla düşe kalka Harward bitirmiş kadar olduk.. Bizde de fetbazlık çoktur.. Bir teknik görüşmede birden fazla taktik uygulamaya kalkmamın yararsız olduğunu kendiliğimizden biliriz..

O sebepten stratejimde inat etmeye karar verdim..

- Oooof, ooof! çekip, yoğun bir istim saldım..

Ancak o zaman yüzüme biraz merakla baktı.. "Hayırdır.. Canın bir şeye mi sıkıldı?" gibisinden bir bakış..

- Gitti, diye başımı salladım.. Dağ gibi prenses kara toprağa gitti..

Bir yandan da etkiyi arttırmak için, ilahiye göre ritim tutturan hafızlar gibi sağa sola sallanıyorum.. Yüzümü de bir ekşitmişim ki, Amerikan bezinden torbaya girmek mümkün olsa, mutfak rafına asılı süzme yoğurt gibi dururdum..

Yan gözle yüzüne bakıyorum.. Yuttuğuna dair bir belirti yok hala.. Hatta kafası manevrama, manevra ile karşılık verme arayışında.. Profesyonel yönetici tavrı bu.. Kör parmağım kör gözüne, olmaz..

- Çok mu severdin rahmetliyi, diye sordu..

Dudağının kenarındaki alaycı kıvrımı zamanında yakaladığımdan lafın yönünü anama çevirdim:

- Benim sevmem ne olacak ki? Sen asıl anamı görsen.. "Kara bahtlı prensesim.." diye başını taşlara vuruyordur..

Bu açıklama işe yaradı.. İki sebepten işe yaradı.. Birincisi; lafın içinde "ana" sözcüğü geçtiğinden.. İkincisi; bizim analarımızın hallerini yakından bildiğinden..

***

Bizim analarımız her ne hikmetse "Prenses" lafı geçti mi dayanamaz.. İki yana sallanıp "Kızın başını yaktık." ritmine girerler.. Taaa Süreyya'dan beri bu böyledir.. Bir vakitler son İran Şahı Rıza Pehlevi, gidip İsfendiyari ailesinden bir kız aldıydı..

Adı Süreyya olan bu kız, tıpkı Lady Diana gibi mahsun mahsun bakan yeşil gözlü bir prensesti.. "Düğün olur iki kişiye, tasası düşer bütün komşuya.." demişler..

Şah ile Süreyya orada evlendi.. Memleketin cümle kadını burada göbek attı.. Biraz fitne ruhlu olanlar "Düğüne bizi çağırmadılar.." diye kabul günlerinde surat astıysa da aklıselim sahibi ev kadınlarımız "Kardeş, bizi de çağırmadılar.. Zaten aile arasında evlenmişler.." dilleri döküp, gönüllerini aldılar..

Kadınlarımızın bu hali yüzünden resmen kendimizi "İran Sarayı'nın kız tarafı" sayıyorduk.. Kadere bakın ki Süreyya kısır çıktı.. Ne yaptılar ettilerse hamile kalamadı..

Tavşan yağını eritip gece yatmadan göğsüne mi sürmediler, iğde ununu yarasa sakın iye yoğurup fitil mi yapmadılar?

İran'ı bir yana bırakın; Afganistan'dan Suriye'ye kadar; Ümmet-i Muhammed'in yaşadığı toprakların ne kadar büyücüsü varsa, hepsi birer akıl verdi, hiç biri işe yaramadı..

Sonunda Şah "Kadın kısmına baht lazım, yiğit kısmına taht lazım.." deyip Süreyya'yı boşadı. Gidip Ferah Diba'yı aldı..

Aldı da ne oldu diyeceksiniz? Ne o tahtın hayrını gördü, ne evlatlarının.. Türk kadınlarının kalbini kırmasıyla kaldı..

Benim anam Şah'ı hiç affetmedi.. Zafer Mutlu'nun anası da öyle..

***

Toprağı bol olsun Lady Diana, kadınlarımızın gönlünde Süreyya'nın yerini almıştır.. O yüzden ölümü hepimizi vurdu.. Belli ki daha aylarca Layd Diana'yı dinleyeceğiz evlerimizde..

- Koca sarayı gündelikçi bile getirmeden tek başına çekip çevirirmiş.. Dört yüz hizmetçisi varmış.. Yapacak iş bulamamaktan sıkılırlarmış..

- Çocuklarını bile kendi doğurmuş kız..

- Kaynanadan çok çekti..

- Kadersizin iki kaynanası birden vardı.. Biri kraliçe öbürü ana kraliçe hangi biriyle uğraşsın..

- Yüzünde nur vardı nur..

- Zaten gizli din taşıyormuş.. Kuşadası'na geldiğinde çarşı hamamına gitmiş. Natır karılardan biri kurna başında abdest alırken görmüşler..

- Dodi müslümandı.. O öğretmiştir..

***

Evet! Lafı böyle bağladım.. "Anam perişan.." dedim.. "Prenses için mevlid okutacakmış.. Mutlaka İzmir'e gitmem lazım.."

Anamı joker olarak kullandığımdan "hayır" diyemedi.. "Evet" de demedi.. Başını sallamakla yetindi.. Birkaç gün içinde bir karar verecekmiş..

Karar lehime çıkmazsa intikamım korkunç olur.. Gider, CINE5 aboneliğimi uzatırım..

Kendimi de yakarım, şirketi de..

2730 defa görüntülendi.