Ben tedbiri mi alayım da..

İçimde bir his var.. Bu CIA ajanlığı meselesi Tansu Hanım'ı kuyudan çıkaracak gibi geliyor bana.. Bizim millet ajan filmlerini pek sevdiğinden ilk seçimde gider oyunu Tansu Hanım'a verir.. O yüzden bu yazıyı kaleme aldım.. Allah kabul etsin..

Tansu Hanım'ı CIA Ajanı yapmak fikri kimin aklına geldiyse, onu tebrik ederim.. Neden derseniz bu memleketin envanteri 1950'den beri Amerika'dan sorulur..

CIA ne peki? Amerika'nın hafiye teşkilatı.. Yani yabancı bir teşkilat değil.. Üstelik Amerika yakın dostumuz, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez bir müttefiğimizdir..

Uluslararası toplantılarda bile Türkiye'yi Amerika ile yanyana oturtmalarından bellidir bu.. Nitekim İspanya'da yapılan son NATO zirvesinde Clinton ile Demirel yanyana oturduysa, bu iş açıkgözlük sayesinde olmadı..

Yani Baba, sandığınız gibi davete erken gidip, Clinton'un yanındaki sandalyeyi kapmadı.. Resmen "Oğlan tarafı.." muamelesi gördü..

Neden mi? Elin alnı secde görmemiş gavuru bile "Amerika denince Türkiye akla gelir.." diye düşündüğünden "Baba'yı baş köşeye oturttular..

İşin aslı çok başka..

Bakmayın siz Amerika'nın bize uyguladığı vizeye.. Onun sebebi de bizim bazı boşboğazlar.. Bütün dünyayı Türk asıllı göstereceğiz diye bizi Amerika'daki Kızılderililer'le akraba çıkardılar..

Yok dilimizin kökü aynıymış.. Yok Kızılderililer aslında Kuzey Asya'dan göç etmiş.. Bir sürü laf icat ettiler..

Hani derler ya! "Halıda toz, delide söz bitmez.." diye, o hesap.. Sonunda bu laflar Amerika'nın kulağına gitti.. Adamlar haklı olaraktan biraz işkilendiler..

"Ulan biz rahmetli John Wayne'nın Kızılderi soyunu tükettik sanıyorduk.. Şimdi Türkiye üzerinden sızıp yeniden üremesinler.." diye evham yapıp, bize vize koydular.. Meselenin aslı budur..

***

O sebepte Amerika ile aramızda gizlimiz saklımız olamaz.. Eeee! Saklı gizli bir iş olmayınca da "Ajanlık.." gibi bir suçlama da olamaz..

1982 yılıydı.. Günaydın'da çalışıyorduk.. Füsun Mutlu eline bir Amerikan dergisi geçirmiş.. Derginin içinde Türkiye'yi ziyaret eden Amerikalı bir generalin gözlemlerini aktaran bir yazı vardı..

Söz konusu generalin laflarını yazan Amerikalı gazeteci bizim memlekette geçen bir olayı anlatıp, "Türkler çok vehimli millettir.. Casusluktan çok korkar.." demeye getirmiş..

Olayda şöyle bir şey..

Rusya'nın komünist olduğu devir.. O vakitler arada bir, Moskova'ya gözdağı vermek için Doğu Anadolu'da, NATO'nun da katılımıyla askeri tatbikatlar yapmak icab eder ve onlara "Çelik Pençe 83" gibi fiyakalı isimler konurdu..

İşte böyle bir tatbikatta görev alan malum general, bizim generallerden birinin karargahını ziyaret etmiş.. Nezaket lafları, hoş geldin beş gittin.. Eee! İki asker ne konuşacak?

Amerikalı generalin gözü bizim komutanın arkasında duran ve Türkiye-Rusya sınırını gösteren haritaya ilişmiş.. Sohbet olsun diye "Sınırınıza yakın kaç Rus birliği var?" gibisinden bir şey sormuş..

Bizimki tam cevap verecek, yanı başında duran kurmaylardan biri "Öhööö.." diye öksürmüş.. Bizim komutan bakmış ki maiyetindeki kurmay "Aman efendim söylemeyin, devlet sırrıdır.." mealine gelen işaretler yapıyor..

Bizim komutan susmuş tabii.. Amerikalı general bunu yemeyip içmeyip "Aramızda saklı gizli yokken bana böyle böyle yaptılar.." diye kendi gazetecisine anlatmış..

Füsun da bu yazıyı Türkçe'ye çevirmiş ille de yayınlansın diye yazı işleriyle inatlaşıyor.. "Kızım yapma etme, başımıza iş açarsın.." diyoruz ama "Hür basın demokrasinin teminatıdır.." diye tutturduğundan laf anlatamıyoruz..

Hür basın sustu..

Devir de Allah selamet versin Kenan Paşa'nın devri.. Demokrasi bakıma alındığından "hür basın" denilen sektörün "Özsahrayıcedid Futbol Kulübü Yönetimi" kadar ağırlığı yok memlekette..

Üstelik Kenan Paşamız bekar olduğundan öfkesi tepesinden tütüyor ama üniforma ile dolaştığından askeri şapka sayesinde istimini dışarı vermiyor..

Devlet Başkanı olmak kolay iş değil ki.. Sivil olsan bar pavyon dolaşır, stres atarsın.. Sakinleşirsin.. Paşa'nın böyle bir sakinleşme şansı da yok.. O yüzden vara yoğa kızıyor..

İki kişi kahvede otururken hükümet aleyhine dedikodu yaptıklarını duysa cinleri tepesine çıkıyor.. Aynı akşam televizyona çıkıp onlara cevap veriyor.. Gerçi o yıllar haberleşme özgürlüğü sınırlandırılmıştı lakin yine de Allah razı olsun Kenan Paşamız'dan.. Her akşam televizyondan dedikoduculara laf yetiştireceğim derken, olan biten her şeyden bizleri haberdar ediyordu..

Bir de gazeteci milletinden pek haz etmiyordu.. Okuduğu gazetenin falında bir hata çıksa, "keyfimi kaçırdı kerhaneciler" deyip o mevkutenin yayınını onbeş gün durduruyordu..

***

İşte Füsun'un o haberini Kenan Paşamız'ın asabını bozmayı göze alamadığımız için vaktinde yayınlayamadık.

Eğer yayınlasaydık; Türkiye ile Amerika arasında gizli saklı iş olmayacağına, dolayısı ile Amerika'ya casusluk yapmak gibi bir suçun hukuken mümkün olamayacağına dair elimizde sağlam bir vesika olurdu..

Kulağıma geldiğine göre bu "Ajanlık suçlaması" en çok Tansu Hanım'ın hoşuna gitmiş.. Partinin ihtiyar heyetine "Suçlama diye buna kaldılarsa kulak asmayın, bacınızı kahraman oldu bilin.. Siz asıl istifalardan haber verin.. Ne durumdayız.." diye sormuş..

Onlar da rapor vermişler:

Esat Bey "Elma attık çarşıya.." demiş.. Menteşe "Yuvarlandı karşıya.." diye atılmış.. Cevheri de "DYP'nin A takımı.." dedikten sonra yutkunmuş:

"Birer tabak turşuya.."

511 defa görüntülendi.