|
Baba geçecek, dediler..
Binden fazla aracı yan yollara tıktılar.. Topu topu yarım saat bekledik.. Maazallah bir de acıkıp "Bazlama, gözleme yiyeceği" tutsaydı, işte o zaman yanmıştık.. Allah'tan düşüncelidir.. Kendini tutmuştur.. Öküze boynuzu ağır gelmezmiş.. Ol sebepten bize de demokrasinin cilveleri ağır gelmiyor.. Her ne kadar bize hizmet için seçilenler uğruna bazen itilip kakılıyorsak da bu böyle.. Son olarak da Kemer'den Antalya'ya giderken milli olduk.. Cumartesi günüydü.. "Yarı Şaka-Yarı Ciddi" oyununun son gösterisi için şehre ineceğiz.. Kafilemiz saat 19.00'da Royal Resort Oteli'nden ayrıldı.. Ben Mustafa Oğuz'la birlikte bir arabadayım.. Şener Şen ile Uğur Yücel bir arabada.. Can Kozlu ve Evin bir arabada.. Bir de orkestrayı taşıyan otobüsümüz var.. En önden de Şak Şak Mehmet gidiyor.. Şak Şak Mehmet 1.94 boyunda ufak tefek bir arkadaş.. Kumpanyanın müdürü.. Son Mohikan gibi kendine özgü bir şahsiyet olduğundan "savaş alanına" önce o sürülüyor.. Ana yola çıktık.. Baktım bir trafik tıkanması.. Arabalar yola açılan ceplerden devam edeceklerine geri geri manevra yapıp yan yola girmeye çalışıyorlar.. Yol ise bomboş.. "Bir terslik var galiba.. İnşallah orman yangını değildir.." diye söylendim.. O sırada polisin arkası dönüktü.. İstanbul şoförü kurnazlığı ile gaza basıp yola dalıverdim.. Memur fark etmediğinden yolumu kesen de yok.. Allaaah.. O koca yolda tek başıma gidiyorum.. - Gir ulan yan yola! Beldibi'ne kadar keyifle geldim.. Beldibi'ndeki cepte bir polis durdurdu beni.. Yan yolu gösterip girmemi işaret ediyor.. Zaten yol acemisiyim.. Antalya'ya inen tek yolu belleyene kadar anam ağlamış.. Yan yola dalıp bir kaybolursam başım derde girecek.. O panikle polis memuruna "Kardeşim, ben Antalya'ya iniyordum.. Bu gösterdiğiniz yol bizi şehre kadar götürür mü?" diye soracak oldum.. Tam Emniyet teşkilatımızın nezaket standartlarına uygun bir cevap aldım: - Gir ulan yan yola.. - Ama memur bey.. - Hâlâ konuşuyor.. Gir dedik, ulan.. Yürü.. Yapacak bir şey yok.. "Girelim anasını satayım.." dedim ve girdim.. Çünkü biraz daha diretsem gelip kafama copu ekleştirecek.. Ondan sonra işin yoksa hastanede İçişleri Bakanı'nın, devlet erkanının ziyaretini kabul eyle.. Şecaat arzını dinle: - Aslında polisimiz kibardır.. Naziktir.. - Ama kafama cop vurdu.. - Vurmadan önce mutlaka izin almıştır.. Zaten bizim polisimizi geri kalmış ülkelerin polisinden ayıran özellik de budur.. Alttakiler dayağı atar.. Üsttekiler de hastane hastane dolaşıp, yiyenleri teselli eder.. Memleketimizde asayiş biraz bozuksa bu sebeptendir.. İçişleri Bakanları hastane dolaşmaktan vakit bulup asayişle ilgilenemiyor ki.. Bundan cesaret alan vatandaş da azıtıyor.. *** Şimdi düşünüyorum da keşke bir cop da ben yeseydim.. Bunca yıldır bu işteyim.. Şöyle ağız tadıyla bir polis dayağı yiyemedim.. Yiyenlere nasıl imreniyorum bilemezsiniz.. Anadolu'da nasıl ki askerlik yapmayana kız vermezler.. Bizim meslekte de polisten dayak yemeyeni adam yerine koymazlar.. Çok meslektaşımız dayak yiyemedikleri için kendilerine kahretmiştir.. Yiyenler de haklı olarak övünürler: - Biz ne dayaklar yedik.. Sen? - Ben de bir iki şaplak yemiştim.. - Ama bana cop da soktular.. - Valla bize hiç kısmet olmadı.. Senin şansın varmış.. Sebebi anlaşıldı.. Allah'tan bizim yolumuzu Beldibi'nde kestiler.. Bizden önce yola çıkanları Göynük'ten sahil yoluna tıktıklarından, onların başları derde girdi.. Şak Şak Mehmet'in arabası en önde.. Konvoy arkada.. Geride de üç yüze yakın özel araç.. Hep birlikte "Serbest Bölge" alanına gelmişler.. Demir parmaklıklı kapının önünde durmuşlar.. Kapıdaki görevliler "Buradan geçemezsiniz.." deyince Şak Şak Mehmet "Geçeriz arkadaş.." diye direnmiş ve eklemiş.. "Bizi buraya polis gönderdi.." Burası demokratik bir ülke olduğundan "polis" dendi mi akan sular durur.. Adamlar da o yüzden kapıları açmışlar.. Bizimkilerle birlikte üçyüz araba içeri dalmış.. Kapılar yeniden kapanmış.. Özel arabalar koca meydanın içinde yol bulup geçmeye çalışıyor.. Ortalık lunaparkların çarpışan arabalarına dönmüş.. Yarım metre boşluk bulan, burnunu oraya soktuğundan kör düğüm olmuşlar.. Bir de gümrükçüler tepelerine dikilip "Arabaları arayacağız.." demez mi.. Gümrük alanına girdiklerine göre gümrüklenecekler.. İyi ki Uğur ile Şener oradaymış.. İkisini tanıyanlar çıkmış da kapılar yeniden açılmış.. *** Onlar gümrük kapısından salıverildiklerinde, biz bir yol çıkışında beklemedeydik. Arkamızda otuz kırk arabalık bir kuyruk birikmiş.. Yolun iki tarafı silme asker dolu.. Özel tim elemanları.. Jandarma.. Hep oradalar.. Aklımıza ilk önce şu fikir geldi: - Kötü Yunan'ın sahile çıkartma yapacağı ihbarı geldi.. Seferberlik ilan edip sahilleri korumaya aldılar.. Bir ihtimal de tatil yöresindeki fiyatların kazıklığına öfkelenen turistlerin ayaklanıp hükümetimize asi olması.. Bir de yangından korkuyoruz lakin belirtisi yok.. Biz böyle düşünürken polisler, askerler arasında bir hareket başladı.. Herkes esas duruşa geçti.. Korkunç bir hızla yaklaşan bir Mercedes konvoyu önümüzden vızır vızır geçti.. Bir felaket mi oldu, diye boşuna telaşlanmışız! Meğer Baba geçiyormuş.. Yerlisi, yabancısı, onca insanı "Babamız, Antalya'ya rahat gitsin.." diye yol kenarlarına sürmüşler.. "Babamız geçiyor.." diye bir sevindik bir sevindik.. Kendisini hayır dua yağmuruna tuttuk.. O hayır duaları bir toplayan olsa.. Buradan Ankara'ya yol olurdu.. - Ne yapalım, babamızdır.. Bundan gerisini analarımız düşünsün.. 620 defa görüntülendi. |