Asya nerede ben nerede?

"Asya'da dünyayı değiştiren sekiz megatrend.." varmış.. Yani yaşanmış.. Ama bunların benimle bir ilgisi yok.. Hüsnü Terek'in yolladığı "Megatrendler.." adlı kitabın kapağında yazıyor bu laflar.. Belki yazıma kalite katar diye alıp spotta kullandım..

Ankara İdari Temsilcimiz Yavuz Onursal ile uzun zamandır karşılaşmıyorduk.. Daha doğrusu, Ankara'ya en son gittiğimde görmüştüm.. O günden bu yana da arada bir telefonlaşıp, birbirimize dedikodu aktarıyoruz..

Aslında benim karakterim dedikoduya hiç müsait değildir.. Dedikodudan nefret ederim.. Yavuz ise tam tersi, dedikodunun her türlüsüne bayılır.. Ben de Yavuz'a bayılırım..

Durum böyle olunca "Yavuz'a uyup" dedikodu yapmak kaçınılmaz oluyor.. Ama istemiye istemiye..

Son olarak Yavuz'u Kenan Sönmez'in evindeki davette gördüm.. Beni görür görmez "Baba, beni bu aralar hiç yazmıyorsun.." diye sitem etti..

Gerçi okurlarımın arasında her tür insan vardır ama kendisine "benim kalemimle eziyet ettirmekten hoşlanan" tek kişi bu Yavuz'dur.. İstiyor ki arada bir ondan söz edip dilime dolayayım..

***

Nesini yazayım şimdi bu adamın?

Fikir ve sanat hayatına bir katkısı olsa işim kolaydı.. Oturur; "Yavuz Onursal'ın neden vazgeçilmez biri olduğuna dair" bir mersiye döktürürdüm.. Öyle bir marifeti yok..

İnsanlığa tek bir katkısı var.. Onu da kendisinden başka gören yok.. Sifonu çektin mi gidiyor..

Mesaisini övmek de bana uymaz.. Birilerine "Yavuz'a zam yapın.." gibisinden münasebetsiz bir mesaj yerine geçer.. Resmen adam kayırmak olur ki dengeleri bozar..

Yarın, öbür gün Güngör Mengi, Can Ataklı gelir kapıma.. "Bana da zam yaptır.." diye.. Hangi biriyle baş edeceksin? Yine de Yavuz'a "Tamam" dedim.. "Bir çaresine bakarız.."

Kenan'ın daveti..

Gazetemizin murahhas üyelerinden Kenan Sönmez'in yemekli daveti açık havada verildiğinden yalının bahçesi kullanılmış.. Çimenlerin üzerine birkaç masa atmışlar.. Çevre kahvelerden bol miktarda sandalye tedarik etmişler.. Bir de açık büfe uydurmuşlar.. Olmuş size davet..

Bahçe kapısından girer girmez gözüme iki ahşap kulübe çarptı.. Etrafını da tahta çitle çevirmişler..

Tavuk kümeslerine benziyor.. Ama içinde kocaman kocaman köpekler var.. Köpekleri görünce içime bir korku girdi.. Çünkü çitin yüksekliği benim pantolonumun boyu kadar.. Hayvan isterse bir hamlede aşabilir..

- Şöyle köpekleri azdırmadan yan yan geçeyim, dedim.. Olmadı.. İkisi birden üzerime doğru hamle edip havlamaya başladılar..

Ama ne havlama? Sahili köpek ürümesi götürüyor.. Sanki davetli olarak değil de evi soymaya gelmişiz.. Bu sayede bahçede ne kadar misafir varsa gelişimi fark etmiş oldu..

Allah'tan Gülgün'ün kardeşi yetişti de köpekleri sağduyulu olmaya davet etti.. Biz de beyaz ceketimizi paralatmadan geçebildik..

***

Kendimize Kenzo'dan böyle önemli gece davetleri için bir beyaz ceket tedariklenmiştik ya! Ne bileyim ben bu davete katılanların günlük kıyafetle geleceğini..

Sosyetenin göz zevkini bozmayalım deyip beyaz ceketimizi giydik.. Lakin geldik gördük ki bizden başka beyaz ceketle dolaşan yok.. O kalabalığın arasında "aşı yapmaya gelen sağlık memuru" gibi kalıverdik..

Belli ki köpeklerin sinirini benim beyaz ceket bozdu.. Hayvanların ikisi de Dalmaçyalı.. Yani beyaz tüylerinin üzerinde siyah benekler var.. Benim beyaz ceketin üzerinde benek göremeyince haliyle yadırgadılar..

Davetlilere de benzetemediler.. Akıllarından her halde "Ulan bu herif insana benzemiyor.. Kafası kapkara, derisi beyaz.. Sivas kangal olmasın.." diye üzerime ürüdüler..

İntikam alıyorum..

Köpek saldırısına uğrama tehlikesini atlatır atlatmaz ben de ev sahiplerine ürüdüm.. "Ne işi var bu köpeklerin burada?" diye.. Beni yatıştırmak için epeyce uğraştılar..

Bu arada konuklardan bazılarını ceketimle ilgili olarak birbirlerine kaş göz işareti yaparken yakaladım.. Hepsini kafama işaretledim.. Davet boyunca karşılaştığımız yerlerde olmadık laflar sokuşturup, böylece teker teker intikamımı aldım..

- Çok kilo almışsınız.. Ama dert etmeyin.. Şalvar modası geri geliyormuş..

- Yüzünüzü gerdirmeyi düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız tanıdığım bir dabakçı var.. Çok hesaplı..

***

Tabii ev sahibi de bu bulaşmalardan nasibini aldı.. Önce girişteki köpek kulübelerin aslında tavuk kümesi olarak yapıldığını iddia edip gelecekte amacına uygun olarak kullanılacağını herkese anlattım..

Kenan Sönmez ile Gülgün'ü "sosyeteye girdikleri halde" yalı bahçesinde tavuk beslemeye hazırlanan tek aile olarak ilan ettim..

Ayrıca ev sahiplerine açık büfenin üzerindeki yiyecekleri gösterip; herkesin duyacağı bir sesle:

- Artanları paketleyip saklayın.. Bir sonraki davette kullanırsınız, tavsiyesinde bulundum..

Çevreye verdiğim rahatsızlık ileri boyutlara varmış olacak ki Gülgün koluma girip "Gel seni babamla tanıştırayım.." diyerek bahçenin en ücra köşesindeki bir masaya götürdü..

Babası orada oturuyordu.. Yanında bizim İlhan Esen, Tuncer Bicioğlu, Kemal Güler.. Bir de Yavuz Onursal.. Kafadan bir hesap yaptım.. Yaşlarının toplamı dört yüzü geçiyor.. Köy İhtiyar Heyeti gibi birbirlerini bulup, aynı masaya oturmuşlar..

Davetli olduklarını bilmeseniz, "Hacca gitmeye karar vermişler de nasıl gideceklerini tartışmak için buluşmuşlar.." zannedersiniz..

Nedense o masa çok iyi geldi bana.. Bütün huysuzluğum gitti.. Dünya işlerini filan unutup ahireti düşünmeye başladım.. Davetten ayrılırken içim huzur doluydu..

Ev sahiplerine teşekkür bile ettim..

691 defa görüntülendi.