|
Almanya'da kim kazandı? Sezen mi Tarkan mı?
Frankfurt'ta otele girmemizle çıkmamız bir oldu.. Sezen-Tarkan konserine yetişeceğiz ya! Herkesin, yani bütün yol arkadaşlarımın gözü benim üzerimde.. Nedense milletin üzerinde "Kaybolur, adres bulamaz, gecikir, gittiği yerden gelmez.." gibi olumsuz izlenimler bırakmışım.. Zafer Mutlu bir yandan tehdit ediyor, Ercan Arıklı bir yandan.. En çok da odama çıkar çıkmaz televizyonu karıştırıp bir filme dalmamdan korkuyorlar.. Zaten odama çıkarken "Televizyonu açma.." diye sıkı sıkı tembihlediler.. Burasını anladım da tembihat sırasında neden şahsiyet yaptıklarını pek anlamadım.. Örneğin "Karekterimin zayıflığı ile gecikme ihtimalim arasında" nasıl bir bağlantı kurduklarını çözemedim.. Bunu ilk fırsatta kendilerine sormaya karar verip, odama koştum.. Üstümü değiştirip, makyajımı tazeler tazelemez de aşağıya indim.. Biz takdir bekliyoruz, bunlar hala "Eğer bir gecikseydin.." şeklinde baskıyı sürdürüyorlar.. Biraz bozuldum tabii.. Belli etmedim ama yerde şöyle iri bir taş aradım.. Bulsam alıp, bizi konser salonuna götürecek olan arabanın camına vuracağım.. Manalı bir tepki göstermiş olurdum.. *** Lakin burası Almanya.. Ara ki yerde bir taş bulasın.. Kadınlar, kabul günlerinden önce evlerini nasıl temizlerlerse; bunlar da sokakları öyle temizliyorlar.. Yani kendi rızanla mikrop kapmak istesen kapamazsın.. Öyle bir yer.. Aklınızda olsun.. Yolunuz Almanya'ya giderse kavgada kullanacağınız taşı yanınızda götürün.. Zaten orada yaşayan Türkler de anlatıyor.. Eskiden en makb�l memleket hediyesi rakı, pastırma, sucuk gibi şeylermiş.. Şimdi memleketten dönenler yakınlarına şöyle yumruk iriliğinde hediyelik taş getiriyorlarmış.. Kavga neyim çıkarsa elleri boş kalmasın, dayak yerken memleket hasreti çekmesinler diye.. Konser salonundayız... Uçağımızın beklenmeyen rötarı yüzünden Sezen-Tarkan konserinin ancak ikinci yarısına yetişebildik.. Sağolsun Mustafa Oğuz bizi kapılarda karşılattı.. Ahmet San da yanındaydı.. Mustafa Oğuz ile Ahmet San bu dokuz konserlik Almanya turnesinin organizatörleri.. Mustafa, Sezen'i; Ahmet San ise Tarkan'ı temsil ediyor.. Bu yüzden birbirlerinden hiç ayrılmıyorlar.. Guruptakilerin söylediğine göre biri tuvalete gittiğinde diğeri kapıda bekliyormuş.. Sakın ha! Ortada bir itimatsızlık olduğu aklınıza gelmesin.. Ben şahsen böyle bir izlenim edinmedim.. Tam tersine birbirlerini çok seviyorlar.. Hani onları tanımasam ve ikisinin de evli olmadığını bilmesem "Aralarında hissi bir ilişki var" diye düşünebilirdim.. Bu ikilinin birbirinden hiç ayrılmadığını görünce turnenin çok başarılı geçtiğini anladım.. *** Salona girerken ceketlerimizin yakasına birer çıkartma yapıştırdılar.. Baktım çıkartmalara.. Tarkan ile Sezen'in birlikte çekilmiş bir resmi var üzerinde.. Armaları ceketin ön cebine uyacak biçimde yapmışlar.. Çok şık durdu.. Sezen ile Tarkan ortaklaşa bir kolej mektebi açmışlar, sanki biz de oraya kaydolmuşuz gibi.. Daha doğrusu Ercan Arıklı ile Zafer Mutlu kolej talebesi gibi durdular. Benim görünüşüm biraz daha farklıydı.. Kıyafet sorunum olduğundan "parasız yatılı" öğrenciye benziyordum.. Kocaman bir salon.. On bin kişi alıyormuş.. Bir bilet 72 Mark.. Türkiye ölçülerine göre oldukça pahalı.. Bu fiyatı öğrendikten sonra bizim Mustafa ile Ahmet San'ın neden hiç ayrılmadıklarını daha iyi anladım.. Sahne ile seyircinin arasına demir parmaklıklı paravanlar koymuşlar.. Bizim için paravanların önüne beş altı iskemle getirdiler.. Kasabanın mülki erkanı gibi çöktük oraya.. Aaa.. Sezen ile Tarkan Biz teşrif ettiğimizde sahnede Tarkan vardı.. Ben Tarkan'ı ilk kez görüyorum sahnede.. Bu kadar müthiş olacağını hiç tahmin etmemiştim.. Tarkan "Kıl oldum abi.." şarkısı ile ünlendiğinde biz GÜN gazetesini çıkarıyorduk.. GÜN gazetesi o vakitler piyasaya tabloid olarak çıkmıştı.. Nedense bizim gazete patronlarının hepsinde bu "tabloid gazete" takıntısı vardır.. Başka sektörlerde eli para görenler; kumara, kadına meylederler.. Babıali patronları da tabloide meyleder.. Sebebi bilinmez, hikmetinden sual olunmaz ama bu böyledir.. Ama ille de kazandıkları paraların bir miktarını bu tabloid işine bastırıp, kaybederler.. Bu millet ise tabloid gazeteye gıcıktır.. Babıali patronları "Tabloid" diye direndikçe, vatandaş da okumamak için "haysiyet mücadelesi" verir.. Her neyse! İşte tabloid GÜN gazetesini yaptığımızda, Zafer Mutlu bu Tarkan'ın dialarını gösterdi bana.. "Bu oğlan müthiş birşey.. Ortalığı kırıp geçiriyor.. GÜN'e kapak yaparsan fiyakalı bir haber olur.." dedi.. Benim hiç aklım yatmadı ama Zafer Mutlu'nun gazetecilik sezgilerine çok güvendiğimden hiç direnmedim.. Zaten dirensek kaç para edecek ki! Başımız belaya girecek.. O yüzden kendime "uyumlu gazeteci" süsü verip, haberi kapaktan verdik.. Ertesi gün kıyamet koptu.. Meğer oğlanı bir fark etmeyen ben kalmışım.. Biz hala "Ten nenni ten nenni.." dinlediğimizden "Kıl oldum abiciler"den haberimiz yok.. Oğlanın bir vesikalık resmini koyuyorsun, gazete beş altı bin fazla satıyor.. Bunu fark edince dadandık Tarkan posterlerine.. Tarkan ayakta, Tarkan yatakta, Tarkan amuda kalkmış, Tarkan dilini çıkarmış, derken çocuk bize çok gazete sattırdı çoook! Sayesinde iyi ekmek yedik.. Bu arada lafın ucunu kaçırıp, yerimizi bitirdik. Daha Sezen'den söz edemedik.. İnşallah bunalıma girip hap map içmez.. Devamını mecburen yarın şey yapacağım.. 571 defa görüntülendi. |