Almanya hakkında okuyucuya ön bilgi

Almanya'ya gidiyorum..

Dün gazetenin münderecatının fazlalığından dolayı günlük yazımı yazmadım.. Bildiğiniz gibi (Orta dereceli okullarda okutulan Türkçe ve Edebiyat derslerine bile girdi..) haftanın sadece beş günü yazıyorum.. Çarşamba ve Perşembe günleri zihnimi tatile çıkardığımdan yazım yok..

Son bir iki aydır, zihinsel yorgunluğumu bahane edip yazı sayısını haftada dörde indirebilmek icin amansız bir mücadeleye girdim lakin Genel Yayın Müdürü Zafer Mutlu'nun tındığı bile yok..

Tam tersine.. O da benim iki günlük boşluğumu almak için psikolojik savaş veriyor.. Benimki belki de boş bir evham.. Belki de "İşleyen demir ışıldar.." atasözünü yerli yersiz kullanmasından huylandım..Tam bilemiyorum.. Ama kafasında bana karşı geliştirdiği bir şenaat fikri var..

***

Dün niye yazmadığıma gelince.. Gazetemiz bildiğiniz gibi zamlandı.. Okurlarımız genellikle zam haberini sevinçle karşılar.. Hatta artan maliyetler ve hayat pahalılığı karşısında zaman zaman gazetemizin ucuz kaldığı olur..

O vakit okurlardan "Neden zam yapmıyorsunuz? Ucuz gazete okumak zorunda mıyız? Fiyatı düşük gazeteyi elimizde taşımak zorunda kaldığımız için utanıyoruz.." şeklinde protestolar gelir..

Yapılan zamları ise sevinçle karşılar.. Kutlama telefonları açıp, fakslar yağdırır.. Bildiği, bulduğu bütün olumlu sıfatları; başta gazete yönetimi olmak üzere, yazarlar için de kullanır..

İşte bu sebepten.. Sevgili yazar ve yönetici arkadaşlarımın bu kutlamalardan hisselerine düşene ortak olmamak için dün yazmamayı tercih ettim.

Kurnazım ben kurnaz!

Almanya seyahati...

Lafa bugün "Almanya'ya gideceğimi.." yazarak girmiştim ya! Nedenini de anlatayım..

Bildiğiniz gibi Sezen Aksu ile Tarkan'ın Almanya konseri bitiyor.. Son cümbüş gecesi Frankfurt'ta.. Sezen'e bir ay öncesinden söz vermiştim.. "Almanya konserine gelip, yurt dışındaki performansını bizzat denetleyeceğim.." diye.. Böylece bu sözümü yerine getirmiş olacağım..

Sezen bu konserleri en başından izlemem için çok ısrar etti.. Nedenini de anlattı.. Şarkı söylerken izleyenlerin arasında beni gördüğünde duygulanıyor, lirizminin zirvesine çıkıyormuş..

Önce kendime "Ulan ne demek bu?" diye sordum.. Bilemeyince, "Ulan" sözcüğünü iptal edip Sezen'e "Ne demek bu?" dedim..

Oturup uzun uzun anlattı.. Bir sürü psikolojik tahlil.. Mealini bilmediğim yabancı sözcük kullandığından dediklerini elifi elifine aktaramayacağım.. Ama anladığım şu..

Benim görünüşümde onu hüzünlendiren birşey varmış.. Beni gördüğü zaman sesine daha ağlamaklı bir ifade geliyormuş.. Bu yüzden de şarkı yorumlarına kattığı hüzün daha bir gevrek oluyormuş..

***

Bu Sezen gerçekten duygulu kadındır..

Esirgeme Kurumu'nun öksüz ve yetimleri için sevabına konser verirken, çocukların karşısına geçip "Anan ağlasın Ömer, baban ağlasın Ömer, yetim kalasın Ömer.." türküsünü okuyup, çocukları zırıl zırıl ağlatanlardan değildir..

Yine de benimle ilgili açıklamaları biraz canımı sıktı..

Eh! Bizim de elimizde biraz psikolojik çözümleme gelir.. Anlattıklarından benim dış görünüşümün yürek paralayıcı olduğu sonucunu çıkardım..

Kızcağız haklı olarak bana baktığında Kazım Karabekir Paşamız'ın sevabına giydirip, cumhuriyet bayramı törenine çıkardığı Sarıkamış yetimlerinden birini görmüş gibi oluyor..

Sebebi, gömleklerim...

Kendimizi Mudo'nun stilistlerine emanet ettiğimiz günden beri dış görünüşümüzü ıslah edemedik.. Ama bu işte Mustafa Taviloğlu'nun teşkilatı tek başına sorumlu değil..

Benim de günahım var.. Bir kere gömlek alırken yaka numaramı aklımda tutamıyorum.. Bir onaltı, bir onaltı buçuk, bir onyedi numara alıyorum.. O yüzden aldığım her üç gömlekten en az ikisi battal beden oluyor..

Allahtan gömlek giydiğimde, eteğini pantolonun içine sokma alışkanlığım var.. Bir de dışarı salsak Aczimendi cübbesi gibi yerlerde sürünecek..

Gömleği yerde sürütmemek için pantolonun içine sokuyoruz da ne oluyor?

Vücut dışardan kabuklu fıstık gibi görünüyor.. Üstte çok bol, sarkık bir gömlek.. Belde şiddetli bir büzülme.. Belden aşağısı pantolona tıkıldığından, kalça nahiyesinde yapay bir şişkinlik..

Yurt dışına döviz kaçırıyormuşum da dolarları donuma tıkmışım gibi bir manzara.. Bir türlü imajımızı ıslah edemedik gitti.. Bunu bildiğimden Sezen'in duygulanmasını anlıyorum..

***

Bir sebebi de boylarımızın hali.. Sezen'in boyu bürüt 1.58 filan.. Sektire sektire yürüdüğünden iki santim kadar daha ekleyin.. 1.60 görünümlü.. Ama ayağında her zaman topuklu ayakkabı vardır..

Topuklu dediysem, öyle beş altı santimlik birşey anlamayın.. Gecekondu temeli derinliğinde topuklar giyer.. Bürüt boyundan bunu düştüğünüzde, geriye el kadar bir sanatçı kalır..

O yüzden biraz dertlidir.. Bu derdini de bilinç altına tepmiştir.. Beni gördüğü vakit bilinçaltı şahlanıyor, o yüzden gözleri dolup, sesinin titreşimi artıyor..

"Duygulanıyorum.." demesi bundan..

Bakalım Frankfurt'ta gördüğünde de duygulanacak mı?

***

NOT: İkinci kitabım "Suçumuz Mükemmel Olmak"ın ikinci baskısı da tükenmek üzere.. Dalgaya düşüp alamayanlar "bulamadık" diye beni suçlamasın.. Yayıncım parayı elime saydığından biliyorum, kitabın üçüncü baskısı şu sıralarda yapılıyor..

Yakında piyasada olur.. Gözünüzü açın, kitapsız kalmayın..

852 defa görüntülendi.