Al eline kalemi, yaz başına geleni

Yazı verme saati gelince beni bir stres basıyor.. Bütün gün oyalanıp dalga geçiyorum.. Sonra ne yaptığımı bilemez oluyorum..

Madem bu kadar bunalıyorsun zamanında "yaz kurtul" değil mi? Hayır.. İlle de kendime aykırı bir iş bulacağım..

Yazı yazmam gereken saatlerde ya futbol maçım oluyor yahut tavla oynamak isteyen yağlı bir müşteri çıkıyor.. Kendi kendime "Fikirlerim yazıya dökülmeyi bir gün daha bekleyebilir.. Ama böyle bir tavla müşterisi hergün karşına çıkmaz.." deyip, oyuna meylediyorum..

Bunların hepsi belli miktarlarda zaman kaybına yol açıyor.. Ya da haftanın üç günü oynanan futbol maçları yüzünden "geyik" takılıyoruz..

Özellikle hakemlerin cinsel kimliği konusunda şiddetli tartışmalar yapılıyor.. O panelleri genellikle ben yönettiğimden fırsat bulup yazı başına oturamıyorum..

***

"Peki hakemin tartışılan cinsel kimliği konusunda bir sonuç alabiliyor musunuz?" diye meraklananlar için özel bir not düşüyorum..

Bugüne kadar çok tartışma yaptık.. Kesin bir görüş birliğine varamadıysak epeyce mesafe aldık.. Elimdeki rakamlara göre bu panellerde söz alan konuşmacılar tarafından ifade edilen eğilimlerin dağılımı şöyle:

"Hakem sapına kadar erkekti" diyenler yüzde 2..

"Hakem, eskiden erkekti.." diyenler yüzde 12..

"Hakem, annesinin etkisi altında kalmış.." diyenler yüzde 46..

"Hakemde anne rahmine dönme sendromu var.." diyenler yüzde 3..

"Anasının örekesine kadar yolu var.." diyenler yüzde 5..

"Hakem lezbiyendi.." diyenler yüzde 9..

"Lezbiyen ne demek abi?" diyenler yüzde 14..

Kararsızlar yüzde 9..

Arayış içindeyim...

Konu aramak için bahçeye çıktım.. Gözüme kim çarparsa, yazının içine katıp kurtulacağım.. Birden Ali Kırca ile binanın önünde karşılaştık.. Daha doğrusu otomobillerimiz burun buruna geldi.. Ali'inin son model bir Audi'si var.. Rengi de kırmızı.. Ama ne kırmızı?

Ben öylesine baskın bir kırmızıyı, daha önce sadece bir kere, o da rahmetli dedemin Konya'dan alıp köye getirdiği Case traktörde görmüştüm..

Arabayı ilk kez gören biri, boyanın orjinal olduğunu bilmese "Audi firması ile Tofaşçılar arasında karı meselesinden niza çıkmış.. Arabayı bir köşede kıstırıp kurşunlamışlar zahir.. O yüzden böyle kan revan içinde.." diye düşünür..

Fakat Ali'nin arabasını çok sevdiği belli.. Hallerinden anlaşılıyor bu.. İndikten sonra arabasına dönüp şöyle bir bakıyor.. Adeta "Mesai bitiminde görüşürüz hayatım.." diyor bakışlarıyla..

Hani aralarında "nikah düşse" arabanın dest-i izdivacına talip olacak..

***

Ali'yi çok severim..

Türkiye'nin en başarılı televizyoncularından biridir.. Çok iyi bir gazetecidir.. Çok iyi bir yazardır.. Üstelik Kürşat Başar gibi "süper yakışıklı yazarlar" kategorisine girdiğinden; ne yazarsa yazsın kadınlarca zevkle okunur..

Örneğin Ali "Sevgiyi elinize alın, okşayarak büyütün.. Coşkusu, sevgiliye açılan bir şampanya gibi patlasın.." diye yazsa bu sözler kadınlarca bir şiir gibi karşılanır..

Aynı lafları ben köşemde yazsam "Terbiyesiz herif.. Sapık.. Bu gazeteyi çoluğumuz çocuğumuz okuyor.." diye protesto edilip, okurlarca faks yağmuruna tutulurum..

Aramızdaki fark bu işte.. O yakışıklı, ben çekiciyim.. O yakışıklı olmanın mesleki nimetlerini yaşıyor, ben de tipten dolayı çekiyorum..

Fakat bugüne kadar Ali'yi hiç kıskanmadım.. Hatta ilk kitabı piyasaya çıktığında, oturup onu öven bir yazı yazdım.. "Birinci kitapta yer alan makalelerin ana fikri pek anlaşılmıyor.. Yazar bunların mealini ikinci kitabında açıklayacak. Ali Kırca'nın ikinci kitabını mutlaka almalısınız.." diye destekledim..

Kitabın kasedi de çıktı.. Aylarca "satmayan kasetler" listesinde birinci sırada kaldı.. Kitap'ta yer alan yazılardan bazılarını Ali bu kasete okumuş.. Herhalde görme özürlü okurları için böyle bir kolaylık düşündü..

Fakat kasetin tirajında beklenen patlama olmadıysa bunda yapımcı firmanın büyük hatası var..

Lakin ben o kasete de arka çıktım.. Okurlarıma (Kesin olmayan rakamlara göre beş ile altı milyon arasında değişir..) kaseti tavsiye ederken "Mutlaka alın.. Üzerine kayıt yaparsınız.." çağrısı yaptım..

Motoru iyiymiş...

Beni görünce "Yahu ne haber? Özletiyorsun kendini.." diye iltifat etti.. Olgun bir insan olduğumdan iltifatına karşılık vermek istedim.. Kan kırmızı otomobilini göstererek;

- Bu ne boktan araba böyle? dedim..

Garibim biraz şaşırdı.. "Niye? Ne varmış arabamda?" diyecek oldu.. Hemen yüklendim: "Sen koskoca Ali Kırca'sın.. Alman köylülerinin kullandığı bu arabaya binmek yakışıyor mu sana?"

İyice bocaladı.. "Motoru çok iyi ama.." diyerek savunmaya geçince daha da azgınlaştım:

- O zaman bir pancar motoru satın al.. Otur sesini dinle..

Kıskanç bir insan değilimdir.. Bugüne kadar bir tek meslektaşımı bile kıskanmamışımdır.. Ama nedendir bilmem, bu lafları söyledikten sonra müthiş bir rahatlık hissettim..

Fakat Allahı var.. Kibar insan.. Biraz da çekingen yaradılışlı olduğundan fikir tartışmalarına girmekten kaçınıyor.. Ben de tam tersi.. Fikir mücadelesine bayılırım..

O yüzden bekledim ki ters bir laf etsin de kravatını aniden çekip düğümünü bozayım.. Allahtan bana uymadı.. Yoksa gazetenin önünde fikir fikire gireceğiz..

O çekti gitti.. Ben de yazının başına çöktüm..

Biraz garip, biraz mahsun, biraz da çevik..

825 defa görüntülendi.