Ağız yer, yüz utanır..

Bu da yemek konusuna uyan bir başlık.. Eskiler söylemişler.. İtiraz eden çıkmadığı için de atasözü olarak zabıtlara geçmiş.. Büyüklerimizden kalma böyle "kişiliği deforme eden" çok güzel atasözlerimiz vardır.. Salla salla ipe diz..

Yemek yarışmasının yapıldığı gün..

Lafa böyle girdim ama işin doğrusu o günün ne olduğunu da unuttum.. Üç beş gün önceydi, yani sıcak bir yaz günüydü ve kar yağmıyordu..

Sekreterim Yeşim'de bir telaş, bir telaş.. 10.00'dan itibaren telefonu çaldırmaya başlamış.. Uykum hafif olduğundan 12.00 sularında uyandım..

Hemen küçük bir not düşmek istiyorum.. Bugünlerde zihnim "telefonla uyandırılmaya karşı" kendiliğinden bir bağışıklık sistemi geliştirdi.. Çalan telefonun zilini o sırada gördüğüm rüyanın içinde aynen algılıyorum.. Telefonun, rüyanın senaryosu icabı çaldığını sandığımdan, uyanmıyorum..

Bu yüzden gördüğüm rüyaların tamamı telefonlu mekanlarda geçiyor.. Türk sinemasının salon filmleri salgını gibi bir şey.. Vurdu kırdı, açık saçık sahneler filan yok.. Daima mutlu son..

Her neyse.. Uyandım sonunda.. Telefonun ucundaki ses "Selahattin Bey mahvolduk.. Yarışma 12.00'de başlıyordu.." dedi.. Yeşim'e cevabım "Sen Seda'yı telefonla ara, kesin saati sorduğumu söyle.." şeklinde oldu..

Uyku sersemiyken bile cin gibiyim.. O halde bile bunların "bana güvenmedikleri için" yarışma saatini erken deklare ettiklerini hesapladım..

Nitekim on dakikaya kalmadan haklı çıktım.. Sofra Dergisi ile Sana'nın düzenlediği Yemek Yarışması'nın finalleri 13.30'da başlıyormuş..

***

Ataköy ile Polat Otel'in arası on dakika bile yok.. Benim yedek araba Twingo ile gitmeye karar verdim.. Hani TV'de reklamını izliyorsunuz.. Reno'nun Twingo modeli otomobili seyr-ül sefer halinde.. Yakışıklı bir oğlan kullanıyor arabayı.. Yanındaki tatminsiz kız da "Sevgilim balkona çıkalım.. Sevgilim yatak odamıza geçelim.. Sevgilim salonda kovalamaca oynayalım.." diye oğlanın başının etini yiyor..

İşte o arabanın aynısını bana yolladılar.. Başıma saran da sevgili yapımcım Mustafa Oğuz.. Renault firması bunun bütün kültürel faaliyetlerinin baş sponsoru olduğundan bir sürü Twingo tedariklenmiş, eşe dosta tanıtım amacıyla dağıtıyor..

Tabii elinin altındaki en iyi yazar ben olduğumdan bana da bir tane yolladı.. Maksat minnettar kalıp Twingo'nun reklamını yapayım.. Aslında iyi araba.. Hidrolik direksiyonu var.. Üstelik kliması benim BMW'nin klimasından iyi soğutuyor.. Çabuk, şık bir araba.. Hele genç kızlar bayılıyor..

Neden derseniz, öyle "çeroki meroki" türünden pahalı arabalar orta halli kızları biraz ürkütüyor.. Twingo gibi arabalar onlara daha sempatik geliyor.. Böyle arabaları kullanan; besili, kafası tıraşlı zengin oğlanlarını da daha romantik zannediyorlar..

Lakin Mustafa Oğuz'un benimle ilgili planı tutmadı.. Çünkü arabayı gönderirken; içine "Başımın etini yiyecek bir aksesuar" akıl edemediğinden inadıma "Bir Twingo yazısı" yazmadım..

Hayret.. Gecikmedim..

Uzun lafın kısası Twingo ile Polat Otel'in önüne geldiğimde yarışmanın başlamasına tam beş dakika vardı..

Sözünü ettiğim Polat Otel tahmin edeceğiniz gibi Adnan Polat'ın.. Belki de babasınındır.. Tam bilemiyorum.. Ama otelin en belirgin özelliği her tarafının mermer olması..

Aklı başında bir mimarın bu kadar çok mermer kullanmasına imkan yok.. Belli ki Polatlar'ın ünlü mermercilerden birinden alacakları vardı.. Adam parayı ödeyemedi..

Bunlar da para yerine, mermer tahsil ettiler.. Haliyle o kadar çok mermeri tüketmek için de mecburen bu oteli yaptılar.. Tuğla yerine bol bol mermer kullandılar..

Yani bana öyle geliyor..

***

Yarışma salonuna girdiğimde bütün jüri üyeleri hazırdı.. ATV'nin yıldız sunucularından Ayşenur Yazıcı da oradaydı.. Yarışmayı o sunacakmış..

Ünlü gurme Kerim Kerimol, yemek kitapları yok satan Emine Beder, Polat Otel'in şef ahçısı Selçuk Kuzu, Ariston'un Ürün Müdürü Gökhan Karahan, son yarışmanın birincisi Ayşe Tüter ve Sana'nın Ürün Müdüresi Zeynep Yalım Uzun da diğer jüri üyeleri..

Bir de ünlü popçularımızdan Candan Erçetin var..

Bütün jüri üyelerinin orada bulunmasının bir mantığı var.. Sadece benimle Candan'ın varlığının mantıki bir açıklaması yok.. Kerim Bey, Emine Hanım ve Selçuk Bey'in hayatları yemek.. Gökhan Bey'in firması da yarışmada derece alanlara bedava buzdolabı veriyor.. Onun da jüriye girmesi hak..

Zeynep Hanım Sana'yı temsil ediyor.. Ayşe Hanım da şampiyon yemekçi.. Peki biz neyiz? Benim "pisboğazlıktan" öte bir ilişkim yok sofrayla..

Ben yine iyi kötü ne bulursam tıkınıyorum.. Candan ise benden beter.. İncecik bir kız.. Haftada bir yemek yiyormuş ya da serumla besleniyormuş gibi duruyor..

İçimden "Belki bunun da uzmanlığı koku üzerinedir.. Yemekleri tatmayıp koklayacaktır.." diye geçirdim..

Yarışmanın başlamasını bir masanın etrafına oturup beklemeye başladık.. Jürinin bütün üyeleri büyük bir ciddiyet içinde önlerindeki dosyaları karıştırıyor, notlar alıyorlar..

Bir tek ben sığır gibi sağa sola bakıyorum..

Okudukları da yarışmaya katılan yemeklerin tarifleri.. Ama öyle bir ciddiyet basmış ki masayı.. Yemek tarifi okumuyorlar da Türk Tarih Kurumu'nun kongresi için tebliğ hazırlıyorlar, zannedersiniz..

Masada benden başka aylak olmadığı için de konuklarla, gazetecilerle göz göze gelen; selam alıp veren tek kişi benim..

Hani sınıfın en arkasında oturan tembel, dalgacı öğrenciler var ya! Durumum onlardan farksız.. Birden bu durumun imajımı zedeleyeceği aklıma geldi.. Ayıp olmasın diye önümdeki dosyadan rastgele bir sayfa açtım..

Okuyormuş gibi yapmaya başladım.. Arada bir "Hııımm" gibi sahyalar da çıkardım ama bilmem duyan oldu mu?

YARIN: Yarışma başlıyor..

1073 defa görüntülendi.