|
22 yaşa üzülenler var..
Bizim grubun solisti Bike dün 22'inci yaşını idrak etti.. Kızcağız üzeri işaret fişekleri ile süslenmiş pastasına bakarken az daha ağlayacaktı.. Hüznünü "İhtiyarlıyorum" sözcüğü ile açıklarken bütün masayı bunalıma soktu.. Hem lahana kadar baş.. Hem bedava traş! İkisi beraber olmuyor işte.. Antalya'nın Kemer denilen turistik beldesinde bir beş yıldızlı otel odasına kurulup; tatil ortamında yazı yazmaya çalışmak bela işmiş.. Bir kere yazacak bir şey gelmiyor aklınıza.. Oysa bende Allah'ın bir hikmeti, fikir çoktur.. Hem de günlük yumurta tazeliğinde fikirler.. Pişirirsen aş olur pişirmezsen kuş olur, cinsinden.. Buraya geldiğimden beri bavulunu unutmuş turist gibiyim.. Bir tanesi gelmiyor aklıma.. Yazı makinesinin karşısına oturup kös kös "ne yumurtlayayım.." diye düşünüyorum.. O hırsla kendimi çikolata yemeye verdim.. Allah'tan o bedava! *** Yanlış anlamayın otel yönetimi müşteriye bedava çikolata dağıtmıyor.. Oda komşum olan Alman çikolataya meraklı.. Gerçi adamla hiç tanışmadık ama kendisine aldığı çikolatalardan bol bol sebepleniyorum.. Bayağı da zihnimi açıyor.. Şimdi "Nasıl oluyor da.." diye meraklanacaksınız.. İki kapılı dolap.. Efendim otelin odaları yan yana dizilip gider ya! Mimarı "Gereğinde iki oda birlikte kullanılabilsin.." diye düşünmüş.. Her iki odanın arasına bir kapı koymuş.. Yan odayla ilginiz yoksa kapınızı kilitli tutuyorsunuz.. Öbür odadan açılmıyor.. Odalardaki elbise dolabını yandaki odanın duvarı içine monte etmişler.. Böylece iki oda arasında dolap genişliğinde bir alan kalmış.. Bu alanın bir yanında sizin yan kapınız, diğer tarafında da komşu odanın yan kapısı var.. Kapılar kilitli ise bir mesele yok.. Lakin benim Alman komşum biraz kurnaz olduğundan, galiba eşyası da fazla olduğundan; iki kapı arasında kalan bu boşluğu, dolap niyetine kullanmayı planlamış.. Fazla gömleklerini, atletlerini, aldığı hediyelik eşyaları filan buraya güzelce istiflemiş.. Yuvarlak tokmağın üzerindeki tuşa basınca kendi kapısı kitleniyor ya! İçi rahat.. Benim tarafımda kalan kapıda da böyle bir tokmak olacağı, bu kapının açılıp kapanacağı hiç aklına gelmiyor.. *** Komşum olan Alman'ın bu aralığı dolap niyetine kullandığını otele gelişimin ikinci günü keşfettim.. Eşyaların üzerinde bir de kocaman bir kutu gördüm.. Artık nereden tedariklenmişse kiloluk bir kutu içinde şık İsviçre çikolataları.. Yukarıda Allah var.. Yememek için nefsimle çok mücadele ettim.. Çünkü çikolata hem kilo aldırır hem de içinde kolesterol filan vardır.. Ben de çiğ kolesterolü hiç sevmem.. Lakin bu yazı yazma sıkıntısı bastığında dayanamayıp kutudan iki parça çikolata aldım.. İnanılmaz lezzetli geldi bana.. Ağzınızın içinde eriyip, yayılıyor.. Bir daha yemek istiyorsunuz.. Fakat çelik gibi iradem vardır.. İlk seferinde kendimi tutup ileri gitmedim.. İki taneyle yetindim.. Ertesi gün yine aynı dürtülerle harekete geçip üç dört parça aldım.. Artık bu bende refleks haline geldi.. Günlük çikolata istihkakımı yedi sekiz parçaya çıkardım.. Görgüsüzlük olmasın diye kutuyu önüme çekip hepsini yemiyorum.. Bir de Türk-Alman ilişkilerine darbe vurmak istemiyorum.. Böyle böyle idare ettik.. Alman komşumla birlikte çikolatayı dört günde bitirdik.. Beşinci gün baktım, yerine yenisini koymuş.. Belli ki Antalya'ya filan inip şık bir pastaneden tedarikleniyor bu çikolatayı.. Dün işin biraz bokunu çıkardım galiba.. Sekiz dokuz parça birden yemişim.. Üstelik de akşamüstü.. Yani yemek öncesi bir saatte.. Önemli bir uyarı.. Aklınızda bulsun.. Çaldığınız çikolataları akşam yemeğinden önce yemeyin.. Tatlı olduğundan insanı kesiyor.. Sofraya iştahsız oturuyorsunuz.. Benim böyle oldu.. Dün "Yarı Şaka Yarı Ciddi" oyununun "Off" günüydü.. Orkestramızın solisti Bike'nin de yaş günüymüş.. O yüzden yemeğe erken indik.. Millet o canım yemekleri güzelce yerken ben tabakları seyrettim.. Bu Royal Resort Otel'in akıl almaz bir açık büfesi var.. O kadar memleket dolaşıp, dünyanın otelini gördüm.. Bu kadar bol lezzeti bir araya getiren bir açık büfeye daha rastlamadım. Millet akşam oldu mu çılgın gibi yiyor.. Yememek mümkün değil.. Ben yerli müşterilerle yabancıları, ellerindeki tabaklardan anlıyorum.. Eğer müşteri yabancıysa açık büfeden seçtikleri onu ele veriyor.. *** Gidip tabağına önce kabak kızartması koyuyor.. Üzerine sarmısaklı yoğurt döküldüğünü bilmediğinden spagettinin salçasını boca ediyor.. Bunun da üzerine mutlaka iki dilim kızarmış et koyup, üzerini zeytinyağlı fasulye ile kapatıyor.. Tabağın kenarında yer kalmışsa oraları da börekle ya da safranlı pilavla takviye ediyor.. Bir de bordo renginden midir nedir, pancar turşusuna çok tav oluyorlar.. Tabağın tepesine birkaç parça pancar turşusunu dekoratif olarak yerleştirmek, "açık büfe şıklığının" kaçınılmaz adetlerinden biri.. O tabak oluyor, eski Anadolu medeniyetlerinden kalma bir höyük.. Hani eski medeniyetlerde soyluların ölülerini eşyaları ve parası ile birlikte gömüp, mezarın tepesine toprak yığar; küçük çapta bir tepe haline getirirler ya.. Arkeologlar buna "Höyük" derler.. Bunların tabağı da birer zerafet höyüğü olduğundan, yemek yeyişlerini seyretmek çok eğlendirici.. Oturup tabağı eşelemeye başlıyorlar.. "Ulan eti nereye gömdük.. Fasulye neredeydi.." diye.. Allahı var.. Bizim yerli turistlerin tabak üstü höyükleri onlar kadar karmaşık değil.. Hiç değilse seçtikleri yemeklerin bir uyumu var.. Eşelenirken akılları karışmıyor.. Bu arada yerimiz bitti.. Sözde bir fikir yazısı yazacaktım.. Fikrimiz elde kaldı.. 740 defa görüntülendi. |